8

1665 Words
O siparişi vermesi için adamı yönlendirirken ben olduğumuz durumu düşünmeye başladım. Nasıl oluyor da hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyoruz? Benim tanıdığım Erva olsa bu duruma saatlerce küçük bir kız çocuğu gibi ağlardı. Ama ben ağlamak yerine sadece masaya odaklanıyordum. Uğur da bu dalgınlığımı fark etmiş olacak ki omzuma dokundu. "İyi misin Erva?" "İyiyim Uğur..." Aslında değildim. Töre uğruna ilk başta tanımadığım bir adamla sözlendim, daha sonra yine töre için hiç tanımadığım, bana şantaj yapan adamla nikâhım kıyıldı. Ne kadar saçma ki biri bir mafya varisi, diğeri ise aşiret çocuğu. İkisi de benim için tehdit oluştururken kendimi Uğur'a gözüm kapalı teslim edebiliyordum. "İyi değilsin, beni kandırma. Hissediyorum bakışlarından bir şeyler olduğunu." "Hadi ya, zihin okuyucu falan mısın?" "Bilmem, olabilirim aslında ya... İyi para kazanırdım o işten de." Aslında Uğur sert yapısının altında mizahi bir yapıya sahipti. Aşırı sempatik ve yerine göre esprili ama sanki bir şeyler yine de eksik kalıyordu. Sanki sorun Uğur'da değil de bendeymiş gibi... "Her neyse, sen takma böyle şeyleri kafana." "Evet, haklısın Uğur... Nasıl takmayayım Allah aşkına? Bir egzotik manyak benim peşimdeyken nasıl olur da bu kadar rahat davranayım? O kadar yoruldum ki her şeyden... Her sabah ağardığında başka bir şokla karşı karşıya kalıyorum." "Biliyorum Erva... Yaşadığın sıkıntıyı anlamadığımı mı sanıyorsun?" "Ben senin beni anladığını sanmıyorum Uğur. Çünkü sen dünyaya bir kadın olarak gelmedin, hayat senin onurunu, gururunu ayaklar altına almadı. Töreler, gelenekler seni hiçbir zaman etkilemedi. Ama ben... Ben töre yüzünden babamı kaybettim. Babamın bana olan inancını yitirdim. Bunu sana nasıl anlatayım? Ben bu dünyaya kadın olarak geldiysem bile güçlü olan bir kadın olmayı dilerdim. Ayak altında ezilip de sürekli bir erkek tarafından korunmak istemiyorum." "Ben seni korumuyorum Erva. Beni yanlış anlayıp durman çok sinir bozucu. Anlamıyorsun belki bugün beni ama sen çok güçlü bir kadınsın. İnan bana baban seni kaybetti, sen babanı kaybetmedin. Baban kendi kafasını töre denen düzmecelerle bozmuş ve seni de peşi sıra sürükleyip duruyor. Sen bu yüzden canını sıktıkça daha kötü olacaksın. Bazen boş vermek dünyanın en doğru şeyi gibi gelir. Bırak biraz da başkaları üzülsün. Sen hep başkaları için yıpranıp durma." Tam söze girecekken yanımıza panikle Uğur'un en yakın arkadaşı Caner geldi. "Tüm sistemi hacklemişler!" "Ne demek hacklemişler?" "Bildiğin sistemin içine sızmışlar." "Siz uyuyor muydunuz bunlar böyle orospu çocukluğu yaparken?" "Abi nereden bilelim ki ellerinin bu kadar uzun olduğunu?" "Bileceksiniz Caner! Bileceksiniz! O sistem babam için ne kadar önemli bilmiyor musunuz?" Caner başını büktü, cevap vermedi. Sistemde ne bu kadar önemli olabilirdi ki? Uğur bana başını çevirdi. "Yemekten sonra seni annemin yanına bırakıyorum. Sonra kendi işlerimi hallederim, bir süre annemin yanında kal..." Nasıl yani? Ne yapacaktı ki bu kadar uzun süre? "Kerem denen o pis adamla mı uğraşacaksın?" "Bir de soruyor musun Erva? O piç çok fazla oldu artık." "Ben de seninleyim o zaman." "Hayır, bizim gittiğimiz yerler öyle normal yerler değil." "Umurumda bile değil! Çünkü o adamın bana yaşattıklarını biliyorsun, en çok ben o adamdan intikam almak istiyorum! Ne olursa olsun ben de seninle geliyorum." "Erva, sen annemle birlikte kalacaksın!" "Kalmak istemiyorum... Lütfen izin ver seninle geleyim, bana yaşatılan her şeyin bedelini ondan çıkarayım. Ne kadar bana acı çektirdiyse bir bir hesabını sorayım... Bunu bana çok görme Uğur. Lütfen... Lütfen..." Uğur sabır çekercesine arkasına dönüp derin bir nefes alıp verdi. "Bak, sana bir kez güzelce diyorum ki gelmiyorsun! Sana kesin konuşuyorum değil mi Erva?" "Ben de gelmek istediğimi söyle—" "Gelmeyeceksin! Annemle birlikte kalacaksın! Başımızda onca risk varken bir de seni ateşe atamam." Sustum. Ama bunu çok iyi biliyordum ki ne olursa olsun onunla birlikte gidecektim. Ne olursa olsun umurumda bile değildi. "Caner, siz Erva'yı annemin yanına bırakın." Gözlerimi kaçırdım. Caner bana bakıp bazı şeyleri sezmişti. "Düş önüme yenge." "Sizde nezaketsizlik herhalde organize olarak işliyor." "Yenge, canımdan olmak istesem daha kolay ve basit yollar seçerim ve inan bugün ölmem için pek de doğru bir gün değil. İşinizi zor etme." Dediğini yapıp arabaya doğru ilerledim. Onlar istediğini düşünebilir ama ben de Erva'ysam dediğimi yaparım. Caner arabayı sürerken ben Caner'i nasıl atlatacağımı düşünüyordum. Pek mümkün gözükmüyordu ama başka çarem de varmış gibi durmuyordu. "Bak Erva, aklından neler geçirdiğini biliyorum. Şu an nasıl Uğur'un peşinden gideceğini düşünüyorsun ama ben buna izin veremem. Zaten başımızda onca iş varken bir de bu durumla uğraşamayız." Tek kaşımı kaldırıp Caner'e döndüm. "Pardon da neyle uğraşamazmışsınız?" "Yenge bak, bu Kerem denen orospu çocuğu bizim elimizde bulunan tüm sisteme sızmış..." Sözünü kestim. "Ne sistemi?" Bir şey diyecek gibi oldu ama sustu. "Eğer ben Uğur'dan bir parçaysam bana karşı susman pek de doğru değil." "Yenge, çok karışma bu tür işlere. Bak, Uğur istemeyerek de olsa bu bataklığın içine girdi." "Umurumda bile değ—" Sözümü tamamlayamadan bir anda önümüze beş tane araba kırdı. Caner elini telefonuna götürürken aynı zamanda diğer eli de belindeki silaha gitti. "Yenge, şurada bir silah var, al eline onu." Dediğini yapıp hızlıca aldım. Önümüzdeki siyah jeepten Kerem indi. Elinde silah vardı, o silahı bana doğru doğrultmuştu. "Yenge sakin ol ve arabadan inme. Bu arabada kurşun geçirmezlik var, sadece sen sakin ol." "Sakinim zaten Caner... Germe beni." "Orospu çocuğu bilerek böyle yapmış ki bizi oradan çıkarıp yolda tutacaktı." "Geri geri gidemez miyiz?" "Hayır yenge, arkayı da muhtemelen tutmuşlardır." "Ne yapacağız?" "Arabadan inmeyeceğiz. Acil durum çağrısını bizimkilere yolladım, birkaç dakikaya tüm çete üyeleri burada olur. Biz yeter ki onlar gelene kadar kendimize hakim olalım." Kerem silahın tetiğini çekti ve bağırmaya başladı: "Sen töreden kaçamazsın Erva! Sen bir kere töre ile alnıma yazıldın! İstediğin kadar şansını zorla, yaptığın şeyler sadece senin ve çevrendekilerin nefes alma seviyesini düşürür!" Gözlerimde korku dolaşıyordu çünkü bu adamın neler yapabileceğini çok iyi biliyordum. "Eğer inmezsen babanın cesedini önüne sererim!" O anda tüm dünyam durmuş gibi hissettim. Her ne kadar babam beni töreye kurban etmiş olsa da hayatımda bana kalan ve tek kan bağımın olduğu adam oydu. Onu kaybetme korkusu ile arabanın kapısını açmaya çalıştım. Öyle bir korkuydu ki bu korku, resmen kapının kilitli olduğunu bile unutmuştum. "Aç kapıyı Caner!" "Yenge dur! Seni manipüle etmeye çalışıyor!" "Aç dedim sana Caner!" Caner açmamakta ısrar edince kendi imkanımla kapıyı açtım. Aynı anda Caner de benimle birlikte indi. Kerem silahı benden Caner'e çevirdi. O an tüm gücümle bağırdım: "Eğer burada benim ya da bu adamın burnu kanarsa, seninle gelmeyi geç, burada vücudumda olacak mermi sayısını bile umursamadan senin canını alırım! Anladın mı beni!?" "Burada benimle gelmeye mecbursun Erva! Sana bir seçenek sunmuyorum!" "Ama ben sana sunuyorum Kerem! Eğer seninle olay çıkarmadan gelmemi istiyorsan adam gibi duracaksın!" Kerem silahını indirdi. Ben de onun indirmesi ile silahımı bir köşeye attım. Caner ise çaresizce olanları izliyordu. Kerem beni tuttuğu gibi kendine çekerken Caner silahını Kerem'e çevirdi. "O kız bana emanet, bırak yoksa sıkarım!" O sırada Caner'i başka bir adam arkadan tutarak bir hamle yapmasını engelledi. Neyin içinde sürüklendiğimi hiç bilmiyordum. Kerem öfke ile Caner'e döndü: "Arabanın tekerleklerine sıkın, bizi takip edemesin!" Kerem kolumdan tuttuğu gibi beni arabanın içine sürükledi. Bir çöpmüşüm gibi beni arabanın içine savurdu. Kerem de yanıma otururken arabanın hareketlendiğini fark ettim. Kerem gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Ben ise donuk bir şekilde beni dışarıdan fark edemeyen insanları izliyordum. "Sence sana neden bu kadar kötü davranıyorum Erva?" "Çünkü sen takıntılı bir psikopatsın." "Yanlış cevap." "Doğrusu neymiş?" dedim dolu gözlerimle. "Senin beni sevmeni istedim Erva... Hayatımda ilk defa bir kadının beni gerçekten sevmesini istedim." "Bu şekilde mi? Babamın gözünde değerimi düşürerek mi? Haberim olmadan fotoğraflarımı çekip beni kendine muhtaç ederek mi?" Yüzüne biraz daha yaklaştım. "En önemlisi sevdiğini iddia ettiğin kadına tecavüz ederek mi?" Kerem yüzünü çevirdi. "Ne yapsaydım ya? İlk fırsatta benden kaçan bir kadına kendimi nasıl kanıtlasaydım?" "Sen beni sevmiyorsun Kerem, sen sadece beni takıntı yapıyorsun." "Takıntı falan yapmıyorum." Artık ellerim titriyordu. "Ne demek takıntı yapmıyorum ya! Ne demek bu! Sen kendi karına tecavüz etmeye adamlık mı diyorsun!? Uğur dediğin, küfürler ettiğin adam bile istemediğim hiçbir şeyi bana yapmadı!" "Onu mu savunuyorsun bana?" "Sadece onu değil, ailesini de savunuyorum! Senin evinde annen dışında baban ve kardeşin bana orospu dedi. Oysa ki o fotoğrafları paylaşıp yayan da sendin! Senin yaptığın pezevenkliği ben ödedim, anladın mı?" "Bunu zaten yaşayacaktın Erva." "Yaşamak zorunda değildim! Töreymiş... Töre dediğin şey sadece kadınlara özel olan bir şey mi, kadının kadınlık gururunu ezmek mi!?" "Sus artık Erva!" "Ben seni hiçbir zaman sevmeyeceğim Kerem! Sevmek ile mecbur olmak arasında çok büyük farklar vardır. Ve emin ol ben seni sevdiğim için değil, mecbur kaldığım için yanındayım." "Sen neden böyle bir kadınsın biliyor musun? Sen neden sürekli bir şeylere mecbursun biliyor musun?" "Nedenmiş?" dedim önüme donukça bakarken. "Çünkü sen hayatın boyunca annen olmadan yaşadın. Sürekli düştün ve koşabileceğin bir annen olmadı. Bir çocuk yere düştüğünde ilk 'anne' diyerek ağlar. Ama senin koşabileceğin bir annen olmadı. Sen hep düştüğün gibi kalkmak zorunda kaldın. Bu yüzden hep bir şeylere mecbur olarak yaşayacaksın. Herkes koşarak annesine derdini anlatırken sen boş duvarlara ağladın. Bu yüzden sen, karşındaki insanın kalbi taştan bile olsa dibine kadar ona muhtaç bir şekilde yaşayacaksın." Bu kelimeler kalbimi darlamaya yetti. Çocukken tazeliğini koruyan bu acı gerçekle bir kez daha yüz yüze gelmiştim. Belki de haklıydı; derdimi anlatabileceğim bir annem olmadığı için insanlara karşı bir mecburiyetim oluyordu. Geldiğimiz yer Kerem'in evi değildi. Yine saçma sapan bir yere getirmişti. Burada kimsenin olmadığı belliydi. "İn!" dedi sinirle. Az önce aldığım darbeler beni yeterince güçsüzleştirmişti zaten. Artık kaderime razı bir şekilde yaşamayı öğrenmeliydim. Eve geçerken Kerem beni kendine çevirdi. "Benden başka hiçbir adam seni kusurlarınla kabul edemez. Eğer Uğur'a geri dönersen sana yemin olsun önce senin aileni, sonra onun ailesini yok ederim. Bu küçücük evde benimle yaşamaya mecbursun." "Haklısın, mecburum. Burada zaten sana aşık olduğumdan durmuyorum, bu acı sana yeter de artar bence." Gözlerim dolu bir şekilde rastgele bir odaya girip kapıyı kilitledim. Olduğum yere çöküp gözyaşlarımın akmasına izin verdim. Gerçekten bazen ne olursa olsun hayatın mecbur ettiklerine boyun eğmek benim kaderime olan borcummuş gibi hissediyordum. Artık bu borcu, bu bedeli tek başıma ödemek zorundaydım. Ne olursa olsun, ne yaşarsam yaşayayım artık bazı şeylere mecburdum ve ne olursa olsun bu bedeli tek başıma ödeyecektim. Bu duruma asla Uğur'u dahil etmeyecektim. Bir çocuk gibi dizlerimi karnımda birleştirip yine bir çocuk gibi sessizce ağlamaya başladım. Öyle sessiz ağlamaya çalışıyordum ki nefes alırken bile zorlanıyordum. Belki de Kerem sonuna kadar haklıydı; bir annem olsaydı bu kadar kötü bir durumda olmazdım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD