9

1799 Words
Korkuyordum, ilk defa annemin bu kadar yanımda olmasını istiyordum. Küçük bir odada sıkışıp kalmıştım. Yabancı olduğum bir yerde daha ne kadar kötü bir an gelebilir diyerek düşüncelere dalmıştım. Belki babam arkamda durup bana sahip çıksaydı böyle saçma bir hayatın içinde sıkışıp kalmayacaktım. Gözyaşlarım usul usul akarken Kerem kapıyı çaldı. "Aç kapıyı Erva, yemek yemelisin." "Açmıyorum, burada açlıktan ölürüm daha iyi." "Saçmalamayı kes, sen ve ben artık karı kocayız. Kendine gel." "Hayır, sen benim için artık bir hiçsin." "İyi, sıkıştığın yerde geber!" Neler olacağını veya daha fazla neyin içinde sürükleneceğimi bilmeden odadaki yatağa ilerledim, ölü gibi uzandım. "Baba..." dedim fısıldayarak sanki beni duyacakmış gibi. Gözyaşım sol yanağımdan akarken gözlerimi sıkıca kapatıp sol tarafıma döndüm. Kapının sertçe çalınması ile yerimden irkildim. "Aç şu kapıyı Erva! Yeter bu kadar!" Kerem'in sesiydi. "Rahat bırak beni!" "Seni rahat falan bırakmam, aç şu kapıyı! Daha fazla beni sinirlendirme yoksa kapıyı kırmak zorunda kalacağım." Daha fazla konuşmadan kapıyı tek tekme ile kırdı. Aniden yataktan fırladım, aslında korkuyordum ama sakin kalmaya çalıştım. "Ne yaptığını sanıyorsun?" "Kapıyı açmayarak beni buna mecbur eden sensin." Bir adım yaklaştı. "Uslu bir kız mı olursun yoksa ben seni zorla mı uslu bir kız edeyim?" "Beni rahat bırak." "Bırakmam mümkün değil. Hem bırakırsam ne olur biliyor musun? Namussuz bir kız olarak dışlanır durursun. Anlaman gerek artık, sen bana aitken benim korumam altındasın ama beni bıraktığın anda saçma sapan bir şeylere kurban gidebilirsin." "Ben kimseye muhtaç bir şekilde yaşamak istemiyorum, bunu ne zaman anlayacaksın?" "Sen bana mecbursun." "Sana mecbur falan değilim, sen bunu ne zaman anlayacaksın?" "Arkana bir mafya varisini taktın diye kendini bir halt mı sanıyorsun?" "Ben arkama kimseyi takmadım. Ayrıca senden önce söz verilen kişi de oydu. Eminim ki sen beni istemeseydin o beni alır, senden daha iyi davranırdı." "Gerçekten öyle mi sanıyorsun? Bugün bu ıssız yerde olma sebeplerinden biri de o çok güvendiğin Uğur yüzünden. O bu oyuna dahil olmasaydı ben sana daha iyi bakardım." "Oyun, öyle mi? Yirmi beş yaşındasın ama hâlâ evlilik denen, sorumluluk gerektiren bir şeye oyun diyorsun. Gerçekten olgunlaşamamış bir ergen gibisin." "Kes sesini Erva! İstesem seni burada bir köle gibi kullanırım. Ben Uğur'un yanında sana tecavüz falan da etmedim, sadece kime ait olduğunu gösterdim." "Benim istemediğim bir birliktelik yaşayarak mı kanıtlamış oldun? Uğur sence senden bunun intikamını almaz mı sanıyorsun?" "Sen onun gözünde nesin ki Erva? Kendini neden insanların gözünde büyütüp duruyorsun?" Bir an bakışlarım yere kaydı. Haklıydı, birkaç gün içinde nasıl bu kadar Uğur'a körü körüne güvenebiliyordum? Onu bana çeken şey ne? "Bu seni ilgilendirmez." "Sana dokundu mu?" Anlamaz gözlerle Kerem'e baktım. "Benimle değilken senin vücudundan faydalandı mı?" "Bunu senin gibi bir pislik yapabilir." "Mafyaların ne işle uğraştığını biliyorsun, öyle değil mi? Adam öldürmek, uyuşturucu kaçakçılığı ve buna benzer tonlarca şey. Ve sen böyle bir adama güveniyorsun." "Kime güvenip güvenmeyeceğime kendim karar veririm." Aniden saçımdan tutup başımı kendi yüzüne yaklaştırdı. "Bana ait birisin artık, kendi kafana göre herkese güvenemezsin." "Sana ait bir mal değilim ben, bunu ne zaman anlayacaksın?" "Sen bana aitsin." Saçımdaki eli gittikçe sıkılaşıyordu. "Canımı yakıyorsun," dedim gözlerim dolu bir şekilde. "Eğer bir daha sözümü bana ikiletirsen sonun hiç iyi olmayacak." Saçımı sertçe bıraktı. O, yeniden beni odadaki yalnızlığımla baş başa bıraktı. Cama çıktım, oldukça yüksek ikinci kat havası veriyordu. Türk filmlerinde olduğu gibi perde bağlamaya karar verdim. Orman yoluna doğru koşacak, yardım isteyecektim. Sonunda ayaklarım toprağa değdiğinde koşarak orman yoluna girdim. Bu şerefsizden kurtulmak istiyordum. Her ne olursa olsun sadece uzaklaşıp yardım istemek istiyordum. Yolda gördüğüm arabalara gözlerim dolu bir şekilde bağırmama rağmen hiçbir şekilde umurlarında olmadım. Daha fazla dayanamayıp dizlerimin üzerine çöktüm. Kerem şimdi çoktan adamları ile peşime düşmüştür bile. Bu düşünce bile kafayı yememe sebep olabilir. Yağmur yağmaya başladı. Normalde olsa şimşek düşmesine kadar kafamda kurup koşar ve yeni bir sığınak arardım ama şimdi sadece yere diz çökmüş, bulutların üzerime ağlamasına izin veriyordum. Yağmur şiddetini arttırdıkça hem üzerimdeki soğukluk daha çok artıyor hem de kıyafetlerimi daha rahat bir şekilde ıslatıp kirletiyordu. Hiç bilmediğim ormanın içinde kayboldum. En kötü olanı ise bu ormandan çıkacak dahi olsam hiç kimse arkamda olmayacak, yine yapayalnız bir şekilde kendimi idare etmeye çalışacaktım. Hemen toparlanmam gerekiyordu, yoksa yine Kerem'in eline düşecektim. Yerden kalktım. İşimi zorlaştıran tek şey havanın kararmış olmasıydı. Bir dağ evi gibi bir şey görmemle büyük bir hevesle oraya doğru koştum. Bir umuttu oraya koşmak benim için. Eve girdiğimde yaşlı bir çiftle karşılaştım. Nefes nefese içeri girip ardımdan kapıyı kapattım. "Telefonunuzu kullanabilir miyim?" Yaşlı adam anlamaz bir ifade ile bana baktı. Oldukça yaşlıydı. "Amca lütfen, birini aramam gerek." "Hırsız mısın?" Çıldırmak üzereydim. "Amca, sence hırsız olsam böyle mi girerim eve?" Yaşlı teyze hemen müdahale etti: "Dur bey, bu kızın hali hal değil. Belli ki bir şey var." Teyze telefonunu bana uzattı: "Buyur al, kızım." Polisi ararsam polis beni kendi elleri ile yeniden Kerem'e teslim edecekti. Korku ile Uğur'un telefon numarasını hatırlamaya çalıştım. (Yazar anlatımıyla) Erva numarayı sonunda hatırlamıştı. Panikle rakamları girerken Uğur da kendi mekanında çıldırmak üzereydim. Karşısındaki evli bir kadındı ama aynı zamanda da korumak istediği bir kızdı. Sefa hızla içeriye girip "Uğur kardeşim, sanırım telefondaki kişi Erva," dedi. Uğur büyük bir hızla telefonu Sefa'dan aldı. "Alo?" dedi, sesi tedirgindi. "Alo, Uğur..." Uğur, Erva'nın sesini duyması ile derin bir nefes alıp bıraktı. "Neredesin Erva? O orospu çocuğu sana bir şey yaptı mı?" Erva, "Uğur, dağlık bir alandayım. Neredeyim ben de bilmiyorum. Kerem'in elinden kaçtım ama şimdi nereye gideceğimi bilmiyorum," dedi. Uğur, Erva ile konuşurken bir işaretle Niyazi'yi yanına çağırdı: "Konumunu bulun." "Uğur, lütfen yardım et. Korkuyorum, bu adam gerçekten takıntılı bir manyağın teki." Erva daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladı. "Telefonu sakın şimdi kapatma, otuz saniye bekle, konumunu tespit edeceğiz." Yaşlı adam, "Sen Kerem Yalçınkaya'nın neyisin?" dedi. Yaşlı kadının gözleri büyümüştü. "Kerem Ağa'dan mı kaçıyordun sen?" Erva şaşırmıştı. "Son on saniye Erva, sakın kapatma güzelim." Erva, Uğur'un sesini duyduğunda "Buradaki insanlar Kerem'i tanıyor Uğur," dedi, sesi daha da panik havası taşıyordu. "Son beş, sakin ol." Yaşlı adam sert bir hamle ile telefonu Erva'nın elinden çekip aldı ve kapattı. Uğur bir küfür savururken Niyazi'ye döndü: "Aldınız mı konumu?" "Evet." Erva gözyaşlarını sildi, yaşlı kadın konuşmaya başladı: "Neden bizi böyle bir belaya ittin? Kendin tek başına başka birinin yanına kaçsaydın ya! Şimdi senin yüzünden Kerem Ağa ile biz ters düşeceğiz." "O adam beni bu dağlık alana kaçırdı ve siz onu mu savunuyorsunuz?" Erva, Uğur'un onu bulmasını umut ederek onları oyalamaya çalıştı. Çünkü çok iyi biliyordu ki tek bir yanlış hamlede bu yaşlı insanlar direkt olarak Kerem'e haber verecekti. "Kerem'in neyisin sen?" dedi yaşlı kadın. "Zorla kendisi ile evlendirdiği karısıyım." Yaşlı adam panikle telefonunu açtı. "Allah'ım, bir de karısı! Kerem Ağa bizi kesinlikle yaşatmayacak." Erva aramasına izin vermeden önünde diz çöküp ağlamaya başladı. "Yalvarıyorum, ben o adamla zorla evlendirildim. O adam bana tecavüz etti. Ben o adamı sevmiyorum, lütfen beni onun eline vermeyin." Adam umursamadan aradı. Yaşlı kadın ise Erva'yı tutmaya çalışıyordu, kaçmasını engellemek istiyordu. Kerem ve Uğur aynı anda yola çıktılar. Kerem daha yakın olmasına rağmen Uğur, Kerem'den önce gitmişti dağ evine. İçeriye zorla girdi, silahı yaşlı çifte çevirdi. "Ya kızı bırakın ya da ölün!" Yaşlı adam durmadı: "Kerem Ağa bizi yaşatmaz." "Bak, bu kız o adamdan kaçıyor çünkü bu adam bu kızı kullanıyor." Yaşlı kadın elini ağzına götürdü. "Kerem Ağa bunu duysa sizi yaşatmaz," dedi. Uğur kadına döndü: "Geri zekalılar, beni dinlemezseniz zaten sizi de yaşatmayacağım. Şimdi beni dikkatli dinleyin; o kızı bırakın ve yaşayın. Ama yok, 'Biz güzel güzel bırakmayız' diyorsanız çukura girmiş bir ayağınızın yanına diğer ayağınızı da ekletir, kolay yoldan öteki tarafa biletinizi keserim." Yaşlı çift inat etti. Uğur'un sabrı tükenmişti. "Tekrar söylüyorum, kızı bırakın yoksa buradaki mermilerle geberteceğim sizi!" Bırakmadılar. Sonunda Uğur'un sabrı bitti ve yaşlı çiftin ayaklarına sıktı. "Dedim ama size. Ben ambulans çağırtacağım, o zamana kadar çok hareket etmeyin. Kan kaybından ölmek istemiyorsanız rahat durun. Ayrıca Kerem Ağa'nız buraya geldiğinde 'Uğur'un selamı var' deyin." Erva, Uğur'a doğru koşarken yaşlı çifte son kez baktı. "Özür dilerim, Uğur adına." Uğur, Erva'ya sert bir bakış attı. "Benim adıma özür dileme de önüme düş." Arabaya geçtiklerinde Uğur, Erva'nın yüzünü ellerinin arasına aldı. "İyisin, değil mi?" "Çok korktum." "Korkma, ben yanındayım. Sana zarar gelmesine asla izin vermem." "Neden?" dedi Erva her şeyi sorgular gibi. "Ne neden?" "Bana bu kadar iyilik yapma sebebin ne?" "Bilmiyorum Erva, yani gerçekten bilmiyorum. Ben bir mafyayım, kimseye acıması olmayan bir adamım ama sana karşı yeniliyorum." "Bunun bir sebebi olmalı. Beni bugün buradan götürüyorsun ama devleti ve Kerem'i karşına alıyorsun." "Devlet bana hiçbir şey yapamaz, Kerem zaten hiçbir sikim yapamaz. Sen içine dert etme böyle şeyleri." (Erva'nın anlatımıyla) Uğur'un rahatlığı beni de rahatlatmıştı. Arkama yaslanıp gideceğimiz yere kadar gözlerimi kapattım. "Erva..." Uğur'un sesi ile uyandım. "Geldik güzelim." Gözlerimi usulca açıp etrafıma baktım. Etrafıma baktığımda lüks bir villanın önündeydik. İçeriye geçtiğimizde beni salona yönlendirdi. Oturduğumda evdeki hizmetlilere döndü: "Güzel bir yemek hazırlayın ve su getirin." Suyu usulca bana uzattı. "Seni o Kerem'in elinden kurtarmanın tek bir yolu var." "Nedir?" dedim büyük bir merakla. "Onun imzasını alacağız ve senden boşandıracağız, daha sonra hemen benimle nikah kıyacaksın." "Bunu nasıl yapacağız?" "Onu bana bırak güzelim." Uğur'un dediklerine artık güveniyordum. "Şimdi yemek ye ve senin için hazırladığım odada uyu." "Ya Kerem yine gelirse?" "Merak etme, burası o diğer mekanım gibi değil; buraya girmesi ile delik deşik olur." Derin bir nefes alıp bıraktım. Yemeği hızlıca yedikten sonra benim için hazırladığı odaya geçtim. Odanın içi harikaydı, güzel düzenlemişti. Kendimi yatağa bırakıp iyice yayıldım. Sonunda gözlerim huzurla kapandı. Sabahın ilk ışıkları ile uyandım. Uyandığımda mutfaktan odama kadar gelen lezzetli kokular vardı. Aşağıya indiğimde Uğur şık bir şekilde giyinmişti. "Hallettim, sadece şu belgeleri imzala güzelim. Sonra avukatımıza teslim edeceğim ve resmi olarak boşanmış olacaksın. Birazdan nikah memuru da gelecek, bir saat sonra nikahımızı kıyacağız. Anlaşmalı boşanma bir saat sonra sisteme geçecek. Hazırlan," dedi, ellerindeki poşeti bana uzatarak. Güzelce bir kahvaltı yaptıktan sonra odama çıkıp verdiği kıyafeti giyindim. Üzerimde çok güzel duruyordu. Saçımı da hallettikten sonra aynada kendime baktım. Sanki her şey çok fazla hızlı gelişiyordu. Sanki bir rüyanın içindeymişim de bir anda uyanacakmışım gibiydi. Aşağıya indiğimde nikah memuru gelmişti. Nikah kıyıldıktan sonra güzel bir fotoğraf çektik; ikimizin bu endişeli hayatından kalan tek anı parçası gibiydi. Sonunda Kerem'den kurtulmuş, kendi hayatıma bakıyordum. Uğur alnımdan öptü: "Artık ait olduğun yerdesin Erva. Burada korkmana ya da sürekli endişe duymana gerek yok." Şahitler de arkadaşları olmuştu. "Keşke babam da burada olsaydı," diye içimden geçirdim ve o an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Babam..." Nikah memuru çıkarken Uğur'a dolu gözlerimle baktım. "Kerem beni babamla tehdit etmişti Uğur, babama zarar verebilir." Uğur'un beti benzi attı: "Ne?" "Eğer kaçarsam babamı öldüreceğini söylemişti." "Haiktir be!" dedi Uğur öfke ile. Hemen arkasındaki Bekir'e döndü: "Sen ve Kerim, Mehmet'in evine gidin; adamı güvenli bir yere yerleştirin." Bekir ve Kerim yola koyuldu. Kocaman salonda bir o yana bir bu yana gidiyordum. Uğur daha fazla dayanamadı: "Erva dur artık yavrum, benim başım döndü." "Ya babama bir şey yaptıysa?" "Sorun yok, sakin ol." O esnada Uğur'un telefonu çaldı. Arayan Bekir'di. "Hoparlöre al," dedim yanına otururken. "Birader, babası burada değil." Duyduğum cümle ile olduğum yerde donakalmıştım. "Babama bir şey oldu," dedim şok içinde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD