Bazen her şey daha başlamadan biter. Bazen de çok istediğin o şeye tam kavuşmuşken elinden kayıp gider. Bu hikâyenin kahramanı Oktay.
Yıllardır istediği işe sonunda kabul edilmişti. İlk iş gününün heyecanı ve yorgunluğu ile eve geldi. Üzerini değiştirdi, bir içecek aldı ve romantik komedi türünde bir film açıp koltuğa uzandı. Film ilerlerken farkında olmadan uyuyakaldı.
Gece yarısı evin içinden gelen bir sesle uyandı. İlk başta üst komşudan geldiğini düşündü ve pek önemsemedi. Televizyonu kapattı, eşyalarını topladı ve odasına geçti. Tam uyuyacakken bir fısıltı duydu. Çok yakından.
Sanki biri kulağının dibinden konuşmuş gibiydi. “Kendini çok kötü hissedeceksin… Hem de çok.” Huzursuz olan Oktay en yakın arkadaşı Kerem’i aradı. Kısa süre sonra Kerem, Selim, Ahsen ve Meryem eve geldiler. Birlikte sohbet etmeye başladılar. Bir süre sonra
Ahsen bir anda irkildi.
“Duydunuz mu?”
Kerem ve Selim başlarını kaldırdı.
“Evet… bir fısıltı.”
Ama Oktay ve Meryem hiçbir şey duymamıştı. Kerem yavaşça konuştu.
“Bir cümle netti.”
Oktay gerildi.
“Ne dedi?”
Kerem cevap verdi.
“Kendini çok kötü hissedeceksin… hem de çok.”
Oktay’ın yüzü soldu.
“Ben de aynı cümleyi duydum… siz gelmeden önce.”
Tam o anda mutfaktan bir bardak kırılma sesi geldi. Herkes donup kaldı. Oktay mutfağa gidip ışığı yaktı. Yerde kırılmış bir bardak vardı. Ama mutfakta kimse yoktu. Tam geri dönecekken arkalarından aynı fısıltı tekrar duyuldu. Bu kez herkes duydu.
“Kendini çok kötü hissedeceksin…”
Selim titreyen bir sesle konuştu.
“Bu evde… bir yıl önce biri öldü.”
Oktay kaşlarını çattı.
“Kim?”
Selim cevap verdi.
“Bu evin eski sahibi.”
O sırada fısıltı tekrar duyuldu.
“…ve hâlâ burada.”
Oktay yavaşça arkasını döndü. Çünkü ses kulağının dibinden gelmişti. Ama arkasında kimse yoktu. Tam o sırada Selim korkuyla fısıldadı:
“Oktay… arkamızda değil.”
Oktay’ın kanı dondu.
“Peki nerede?”
Selim titreyen parmağıyla Oktay’ı işaret etti.
“İçinde.”