Bölüm 3
Akşam eve döndüğünde annesi çay demliyordu. Elena’yı görünce gülümsedi:
“Bugün iyi görünüyorsun ama bir şeyler seni yormuş gibi.”
Elena başını salladı. Kelimeler boğazında düğümlenmişti. Annesi, her zamanki gibi onu anlamaya çalışıyordu ama gerçeği bilemezdi.
O gece, uyumadan önce Elena aynanın karşısına geçti. Gözlerine dikkatlice baktı. Karanlık odada bile gözbebekleri ışık gibi parlıyordu. Dudaklarını araladığında dişlerinin arasındaki sivriliği fark etti. Parmaklarını titreyerek dudaklarının üzerine götürdü.
Ve o gece, kasabanın üzerine düşen bir gölge gibi… Elena’nın hayatındaki dengeler yavaş yavaş kaymaya başlamıştı.
Sabah uyandığında kalbinde tuhaf bir heyecan vardı. Bugün 18 yaşındaydı. Kasaba, her zamanki gibi sessizdi; ama Elena için her şey farklıydı.
Bedenindeki değişiklikler bugün daha belirgindi. Aynaya baktığında gözlerindeki ışık, kendi iradesi dışında parlıyordu.
Annesi kapıyı tıklattı:
“Doğum günün kutlu olsun, Elena! Kahvaltı hazır.”
Elena gülümsedi, ama gülüşü eksik ve ürkekti. Kahvaltıda annesi ve babası neşeyle etrafında dönerken, Elena birden kendini tuhaf hissetti. Kalbi hızla atıyor, kanı vücudunda sıcak bir dalga gibi dolaşıyordu.
Pencereden dışarı baktı; kasabanın sessizliği artık ona huzur değil, tehdit gibi geliyordu.
Öğleden sonra, arkadaşları ona küçük bir sürpriz hazırlamıştı. Elena gülümsemeye çalıştı, sohbet etti ama bir anda etrafındaki sesler ve hareketler beynini sarstı.
İnsanların kalp atışlarını duyabiliyor, vücutlarındaki kan akışını hissedebiliyordu.
Tam o sırada kapı yavaşça açıldı. Yavaş adımlarla yaklaşan yabancı, Elena’ya tanıdık geliyordu.
Kalp atışları hızlandı. İçgüdüleri bu kişinin insan olmadığını söylüyordu.
“Merhaba Elena...” dedi adam, derin ve yankılı bir sesle.
Elena geriye çekildi. “Sen... sen kimsin?”
“Bunu hissettin değil mi?” dedi adam.
“Kan... güç... gerçek kimliğin...”
O an Elena, daha önce sadece küçük işaretlerini hissettiği şeyin artık kontrol edilemez olduğunu fark etti. Dudaklarını araladığında dişlerinin sivrildiğini gördü.
Ellerini yumruk yaptı ama artık kaçış yoktu.
İçinde bir fırtına koptu. Bedeni hızla değişiyor, duyuları keskinleşiyor, kasları güçleniyordu.
Ve en kötüsü: kanın çağrısını duydu.
Küçük bir kesik, ona en başta sadece merak uyandırmışken şimdi bir istek, bir arzuya dönüşmüştü.
“Hayır… hayır, ben bunu istemiyorum!” diye bağırdı.
Elena, olup biteni anlamaya çalışıyordu. Sanki bir anda dünyası tersine dönmüştü. Günlerdir bedeninde olan değişiklikleri hissediyor, ama doğası onu daha da keskinleşmeye zorluyordu.
1.70 boyunda, hafif dalgalı saçlarıyla dikkat çeken genç bir kızdı. Ama artık aynadaki yansıması bile ona yabancı geliyordu.
Bazen anlam veremediği rüyaların içinde bulurdu kendini. Şimdi ise o rüyayı yaşıyor gibiydi.
Adam konuşmaya devam edecekti fakat yanlarına Elena’nın sınıf arkadaşı Aleric geldi.
“Doğum günün kutlu olsun Elena, yeni yaşında bol şans,” dedi.
Elena bir anlığına Aleric’e döndü. Gözlerini tekrar yabancıya çevirdiğinde… adam gitmişti.
O gece, doğum gününden sonra, Elena odasında sessizce oturuyordu. Kalbi hâlâ hızla atıyor, vücudu kontrolü zor bir enerjiyle doluydu. Ne yapacağını, kime güveneceğini bilmiyordu.
O anda penceresi hafifçe aralandı. Karanlık bir siluet belirdi. Uzun boylu, gizemli adam ay ışığının altında duruyordu. Elena irkildi ama kaçacak gücü olmadığını hissetti.
“Merhaba Elena,” dedi adam. Sesinde hem sakinlik hem de otorite vardı. “Seninle konuşmamız gerekiyor. Bu… senin yeni gerçekliğin.”
Elena geri çekildi. Bu adam, doğum günündeki kişiydi.
“Kimsin sen? Ne istiyorsun benden?”
Adam adım adım odaya girdi.
“Ben… rehberin olacağım. Seni bu dünyada koruyacak ve yeteneklerini kontrol etmene yardım edeceğim.”
Elena’nın gözleri büyüdü.
“Hiçbir şey anlamıyorum. Ne demek istiyorsun? Buraya nasıl geldin?”
Kafasındaki düşünceler üst üste biniyor, sorular birbirini kovalıyordu.
“Sakin ol Elena… Alışacaksın. Önümüzde daha sonsuz bir ömür var. Bugün, yeni hayatının ilk günü.”
Gece boyunca gizemli adamla uzun uzun konuştular. Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Elena, ilk kez bedenindeki değişime bir anlam yüklemeye başlamıştı.
Bu olanlar mantıklı değildi belki, ama doğum gününde yaşadıkları gerçekti. Belki de çocukluğundan beri duyduğu doğaüstü merak, hep içindeki bu çağrıdan kaynaklanıyordu.
Elena cesaretini toplayıp kahvaltı için mutfağa indi. Hiç kimsenin dün gece yaşananlardan haberi yoktu. Tuhaf… hem de çok tuhaf.
Kahvaltı yaparken aklına rehberin sözleri geldi:
“Gücünün farkına var. Sınırlarını koruyarak ilerle.”
Kardeşi Jack, yerinde duramayan 15 yaşında bir ergendi. Masanın ucundaki bardağa eli çarptığında, Elena refleksle bardağı havada yakaladı.
O kadar hızlıydı ki kimse ne olduğunu anlamadı. Bardak masada dururken Elena kendi kendine düşündü:
“Hiçbir şey fark etmediler… Bu nasıl bir hız? İnanamıyorum.”
Ama kalbinde bir endişe vardı. Gücünü kontrol etmesi gerekiyordu.
Okul saati yaklaşmıştı ama Elena bugün okula gidemeyecekti. Rehber vampir onu uyarmıştı: 18 yaşından sonra, özel taşlar olmadan vampirler gün ışığına çıkamazdı.
Akşam olduğunda, masasının üzerinde bir kutu fark etti. Kutunun sade ve soft renkleri tam da Elena’nın tarzına hitap ediyordu.
Kutuyu eline aldı, yavaşça açarken pencerede rehber belirdi.
“18. yaş günü hediyen… Artık gün ışığında özgürsün,” dedi.
Elena kutuyu açtı. İçinden zarif bir kolye çıktı. Parıltısı gözlerini kamaştırdı.
“Bu kolye özel, Elena. Artık güneşe çıkabilirsin. Ama unutma… gücünle hem kendini hem de başkalarını korumalısın.”
Elena kolyeyi boynuna takarken sıcak bir his yayıldı. İçinde hem güven hem de sorumluluk doğdu.
“Bu sadece bir kolye değil… hayatımın bir parçası olacak,” diye düşündü.
İçinde hem merak hem de hafif bir korku vardı. Ama aynı zamanda yeni bir özgürlük de hissediyordu.
O gün Elena anladı: Güç, sadece bir yetenek değil… aynı zamanda bir özgürlüktü....