-5-

1058 Words
*** Gözlerimi açtığımda uyku sersemi olduğum için bir süre durumumu anlayamamıştım. Hafızam artık yerine gelince dün yaşadıklarım tekrar tekrar kafamda yankılanmaya başladı. Başımın ağrısı da benimle birlikte uyanınca sinirle yerimden doğruldum. Salonda koltuğun üzerindeydim. Dün Mert'e odamı tarif ettiğimi hatırlıyordum. Karanlıktan olsa ki uğraşmamıştı ve en yakın yere bırakmıştı. Adamın umursamazlık seviyesine hayran kalmıştım. Üzerimdeki battaniyeni görünce hafif gülümsedim. Çok da umursamaz sayılmazdı aslında. "Ben verdin onu Mert'e canım." Hemen yanımdan gelen yabancı sesle irkildim. Dün hastanede gördüğüm kumral saçlı kızı tekrar karşımda görünce hemen oturur pozisyon almıştım fakat belimdeki acı kendisini belli etmişti. Ani hareketlerden kaçınmam gerekiyordu. O değil de bu kızın evimde ne işi vardı? "M-merhaba" dedim yüzüme yapışan saçımı geri iterek. Donuk bakışları daha da gerilmeme neden oluyordu. Geceyi burada mı geçirmişti? İçeri nasıl girmişti? Neden buradaydı? Az kalsın beynim patlayacaktı ansızın yüklediğim sorular yüzünden. Bir şey söylemeden sırtımı kendisine çevirerek inceledi. Yardımı için teşekkür etmeliydim donup kalacağıma. Ağzımı açtığım sırada kız beni anında geri çevirerek az öncekinin aksine meraklı ve heyecanlı bakışlarıyla karşı karşıya bırakmıştı. Ne oldu şimdi? Anlık değişen yüz ifadesiyle ödümü koparmıştı ikinci kez. "Anlatsana, dün gece ne oldu? Hadi ya, ay çok romantik olmuş anlaşılan. Konuşsana! Dilini mi yuttun?" Kız kafayı yemiş gibi duruyordu. Belki de ağzımdan laf almak için böyle konuşuyordu. Zaten aramızda bir şey olmamıştı. Peki neden böyle garip davranıyordu? Ne bileyim ben? "Siz Mert'in nesi oluyorsunuz?" "Ay kıskandın mı?!" Sorduğu soru üzerine yüzümü buruşturdum. Birkaç kez gördüğüm kişiyle neden aramda bir şey olsun? " Hayır, ne alakası var şey yani..." dün ona abi dediğini duymuştum. Anılar yavaştan hafızamda canlanmaya başlıyordu tekrardan. "Kız kardeşiyim hayatım, kıskanmana gerek yok." Üstüne bir de göz kırpınca rahatsızca oturduğum yerden kıpırdandım. "Hayır, yanlış anladınız dün gece hiçb...." Lafımı ağzıma tıkarak hiç susmayan çenesini yeniden çalıştırdı. Rabbim yakınlarına bol bol sabır versin. "Utanmana gerek yok ki, bak ölümü gör bir şey saklama benden anlat çat..." "Bakın gerçekten aramızda bir şey olmadı. Onunla da dün yaşadığım talihsiz olay yüzünden tanıştık. Yardım için de evime bıraktı beni sadece. Bütün olay bundan ibaret." Galiba açıklayıcı olmuştum ki yüzünü buruşturarak elini uzattı. Üzülmüşe benziyordu. Uzattığı elini sıktım isteksizce. Hala korkuyordum yine sonu gelmeyen sorularına devam edecek diye. "Ben de o sevimsiz sevgilisinden kurtulup da seni buldu sandım. Neyse, kısmet.... Ben İrem bu arada." Sahte bir tebessümle karşılık verdim. "Gerek var mı bilmiyorum ama ben de Melek. Kafamı kurcalayan bir diğer konuysa bahsettiği diğer kızdı. Dün gece odaya dalan ikinci kız sevgilisiymiş demek ki. "Ne oldu da yüzün düştü? Kıskandın mı? Ölümü gör doğruyu söyle. Sevgilisi olmasını istemiyordun değil mi?" Beni alaya alan bir kahkaha patlatırken kızaran yüzümü saklamak isteği geçti. Bence bu kız abartıyordu yoksa tanımadığım adamı neden kıskanayım? "Hayır... kesinlikle böyle bir şey düşünmedim. Lütfen kapatabilir miyiz bu konuyu artık." Dedim artık sesimi yükselterek. Güzel ve tatlı görüntüsünün altında cadı yatıyordu galiba. "Hadi ya ben de dün gece sandım ki... Neyse boş ver gel kahvaltı yaptım sana." Evimde bu kadar rahat davranmasına şaşırsam da arkadaşça tavırları hoşuma gitmişti. Birinin bana kahvaltı yapmasının üzerinden uzun zaman geçmişti. İçimi kaplayan anlık mutlulukla ayağa kalktım. "Teşekkür ederim zahmet etmişsin ama aç değilim, hem benim okulum var." Aklıma gelen düşünceyle yerime kenetlendim. Okul. "Saat kaç?" diye bağırdım korkmuş bir şekilde. Telaşla etrafıma bakınmaya başladım. Ruh hastası okul müdürüm beni azarladığı için okulu astığımı düşünebilirdi. Bir azar seansı daha çekemezdim. "Ay ne bağırıyorsun be kulağımın dibinde. Saat daha yedi bile olmadı. Bol bol zamanın var hazırlanman için." İrem'in açıklamaları üzerine rahatlamış şekilde koltuğa oturdum tekrardan. Masanın üzerinde duran telefonu çaldığında açarak kulağına götürdü. "Abilerin birtanesi... evet, uyandı.... Ay nasıl utandı bir görsen seninle konuştuğumu duyunca. Ben de dün gece sandım ki --" Daha çok duyduğum utançla birlikte bakışlarımı ondan çekerek en yakın gezegene doğru yol almayı düşündüm bir an. Bu kız yürüyen belaydı resmen. Allah kimseyi eline düşürmesin. "...Tamam be sustum ne bağırıyorsun? Ne tarafından kalktın acaba?... Şimdi çıkarım ben de Ahmet dışarıda bekliyor.... Unutmadan uyuz sevgiline söyle sana ulaşamayınca beni aramaktan vazgeçsin. Sekreterin miyim senin ben? Yeminle bir daha ararsa telefondan engellemek kesmez hayatını karartırım onun..." Ara vermeden konuşan İrem bendeki ölme isteğimi artırıyordu. Telefonu kapatarak sıkılmış yüz ifadesiyle bana baktı. Kıskanç bir sevgili mi?! Hiç çekilmez ki. Ayrıyeten bana ne? "Ya beni takma, biraz boş boğazım da." Yüzüne alaylı şekilde baktığımda cırladı. Kahkaha atmamak için zor tutmuştum kendimi. "Tamam, tamam çok çok boş boğazım." Gülerek ayağa kalktığımda o da benimle birlikte ayaklandı. "Kaç yaşındasın sen?" diye sordu beni süzerken. Nefesimi dertli şekilde dışarı verdim. "On sekiz" dedim kısaca. Ardından  "abimden beş yaş küçüksün o zaman" diye mırıldandı. Bunu neden söyleme gereği duymuştu anlamamıştım. "Ya sen?" Anlamamış bakışlarla bana baktıktan sonra tekrar gülmeye başladı. "Yirmi yaşındayım ve üniversite öğrencisiyim güzelim. Umarım sen de bu sene kazanırsın," dedi bütün içtenliğiyle. Kafamı sallayarak yerde duran battaniyeni aldım ve katlayarak koltuğun üzerine bıraktım. "Gece bana göz kulak olduğun için teşekkür ederim." "Lafı mı olur? Ne olduğunu anlatmadı o kaskafalı abim ama seni iyi görmeme sevindim." Dedi esnerken. Galiba bana göz kulak olayım derken uyumamıştı. Masanın üzerinde duran çantasını alarak bana döndü. "Seni sevdim, en kısa zamanda görüşürüz umarım. Numaranı abimden bulurum," göz kırparak kapıya doğru gittiğinde yanağımda hissettiğim sıcaklıkla boğazımı temizledim. Kendisine söyleyemesem de benim de kanım ona ısınmıştı. Sanki daha önce tanışıyormuşuz gibi rahat tavrı karşısında insan kayıtsız kalamıyordu. Ayaklarımı sürükleyerek banyoya doğru ilerledim. Dünden kalma kabusu üzerimden attığım için gayet mutlu hissediyordum kendimi. Fakat ara sıra içimi dolduran korku hissiyle baş başa kalıyordum. Saçlarımı kurutarak mutfağa girdiğimde İrem'in kahvaltı için hazırladığı masaya gülümseyerek baktım. Bu yaptıkları için ona ne kadar teşekkür etsem az kalıyordu çünkü tanımadığı birisi için geceyi uykusuz kalıp sabah da kahvaltı hazırlamıştı. Uzun bir aradan sonra sabah kahvaltı yapmanın hissi bir başkaydı. Bence bunu tekrarlamalıydım. Uykuma zehir katacak olsam da. *** Üzerimi de giyindikten sonra tam kurutmadığım nemli saçlarımı yukarıdan at kuyruğu yaptım. Şimdi annem beni bu halde görseydi kesinlikle kafamı havaya uçururdu. İstemsizce yüzüme aptal sırıtış yayıldı. Ders kitaplarımı da hallettikten sonra ayakkabılarımı giyinerek kapıyı açtım yeni güne başlamak adına. Her ne kadar istekli olmasam da. Aklım dün yaşanan olaylara takılıp kalıyordu benden bağımsız olarak. Tam da her şeyi kafamda sıfırlamışken kapının önündeki manzarayla anlık olarak geri gelmiştiler. Arabadan inen Mert bana doğru gelince yutkunmak zorunda kalmıştım karşılaştığım manzarayla birlikte. Onu bir daha göreceğimi sanmıyordum. Tekrar gördüğüm için bu kadar sevineceğimi de... Bakışlarım arabanın arka koltuğuna kaydığında oradaki kızla göz göze gelmiştim. Mert'e ulaşamayınca kız kardeşini darlayan kıskanç sevgilisini görmekse beni bu kadar sinirlendireceğini hiç hesaba katmamıştım. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD