Banu bir savaşa hazırdı. Ama bu… bu başka bir savaştı. Teyzesi Ayten’in, Deniz’i ona haber vermeden davet etmiş olmasına hâlâ inanamıyordu. Teyzesi ve eniştesinin görkemli yemek odasına adım attığında, kızarmış kuzu ve taze ekmek kokusu havayı dolduruyordu. Ama bu sıcaklık, odadaki gerginliği yumuşatmaya yetmiyordu. Ayten teyze ve Cemal amca uzun masanın zıt uçlarında oturuyordu. Yüzleri temkinliydi. Deniz’in annesi şöminenin yanında sessizce duruyordu; elleri sıkıca kenetlenmişti. Deniz ise çoktan yerini almıştı. Bir kolunu sandalyenin arkasına atmış, rahat bir şekilde oturuyordu. Sanki burada olma hakkı varmış gibi. Sanki her şey hâlâ onun kontrolündeymiş gibi. Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. İstediğini elde edeceğine inanıyordu. Banu’nun içi buz kesti. Hiç sanmıyordu.

