Serkan’ın bakışları bir milim bile şaşmıyor gözlerini Meyra’dan çekmiyordu. Yüzünde güldüğüne dair bir iz taşımasa da onun değişimlerini izlerken eğleniyordu, Meyra tişörtü tuttu ve başından çıkardı. Siyah saçları havalanıp yeniden omuzuna dökülürken Serkan “Bekle!” dedi.
Kendine hemen yan tarafında duran içkiden koydu. Bir anını bile kaçırmayacaktı. Çok yakınlardı, Meyra hem heyecan hem tedirginlik yaşarken dudaklarının kuruduğunu hissedip yaladı.
Serkan onun üstündeki sütyeni gösterip “Seni ilk kez bu kadar giyinik görüyorum!” dedi. Mor ışıklar tenine çarpıyor, giydiği siyahlarla daha da dayanılmaz görünüyordu.
Koltukta bacaklarını iki yana açıp ellerini arasına koydu kollarıyla olabildiğince kendini örterken “Burada mı?” diye sordu.
Serkan bacağını diğer bacağının üzerine atıp “Sakıncası var mı? Rahat değil misin?” diye sordu.
Meyra rahat değilim diyemezdi. Daha önce bu işi sanal olarak yaptığını söylemişti, onun karşısında zevk içinde kendini tatmin etmesi gerekiyordu.
Kendini rahatlatmak adına “Bunu seveceğin aklımın ucundan geçmezdi!” diyerek konuşmaya başladı.
Serkan bakışları kararmış ve kısılmış “Öğreneceksin! Neleri sevebileceğimi anlayacaksın!” dedi.
Geriye yaslanmış elinde içkisiyle onu bekleyen Serkan elini uzatıp başlaması için teşvik edince Meyra saçlarını geriye attı. “Bundan seninle olan yolumuzun uzun olduğunu mu çıkarmalıyım?” diye sordu. Kendini yapacak olduğuna hazırlamak, zaman yaratmak istiyordu. Konuşursa kolaylaşabilirdi.
Fakat Serkan cevap vermedi tek kaşı çok hafif yukarı kalktı, “Ben ne zaman sonlandırmak isteyinceye kadar taahhütün var!” diye koşulu ona iletti.
Meyra gülümsedi. İçinde ufacık bir kırgınlık hissetmesine rağmen ona hak verircesine “Patron sensin!” dedi.
Serkan gülerek başını kısa kısa sağa sola sallayıp cık cıkladı. “Cık cık cık! Yanlış! Ne olduğumu söylemeyeceğim!”
Meyra’ya doğru eğilip yüzünün yakınına gelerek çenesini tuttu.
“Sen benim kim olduğumu yaşayarak öğreneceksin!”
Alkol kokan nefesi değil ama sesi ve kokusu Meyra’yı neredeyse sarhoş edecekti.
Serkan elini çekip yine koltuğuna yayıldı. Onu beklediğini belli eden bakışlarına maruz kalınca yapmalıyım dedi ama ona odaklanmamayacaktı.
Hem Serkan’a bakmak istiyor hem de garip bir şekilde utanıyordu. Sütyenin tek askısını omuzundan düşürdü ama çıkarmadı. Üst bedenini geriye atınca başı koltuğa değdi, beli yay gibi kıvrıldı göğüslerini Serkan’a sundu.
Ellerini gerdanından göğüslerinin üzerinde gezdirerek ince belini yanlardan tuttu. Ayağının birini kaldırıp Serkan’ın kucağına koydu.
Onun narin ayağına ve nerede durduğuna bakınca heyecanlanmaya başlayan adam dokunmadan seyretmek için kara bakışlarını çevirdi.
Meyra diğer bacağını koltuğun kolçağına koyunca kadınlığı karşısındaydı. Arada yalnızca siyah dantel bir çamaşır duruyordu.
Bir elini göğsüne doğru dokunarak çıkarırken diğer eliyle kadınlığını bulan Meyra ince uzun parmaklarını aşağı yukarı oynatmaya başladı.
Başı hala gerideydi. Ne yapacaksa Serkan’a bakmadan yapacaktı. Parmaklarını daire çizer gibi klitorisinde oynatıyor bazen aşağı yukarı hareket ediyordu. Meyra Serkan’ın burada olduğunu unutup kendinden çekmeye başlayınca çamaşırını kenara itecekti, öyle planlamıştı ancak Serkan’ın sabırsız sesi, zevkle harmanlanmış bir halde “Kalk ayağa!” diye sertçe emredince durdu.
Meyra neyi yanlış yaptığını düşünürken başını kaldırdı. Onun bakışlarındaki arzuyu görüyordu peki ya öfkesi? Neden sürekli öfkeli bakıyordu bu adam.
Ayağını kucağından çekip dediğini yaptı. Serkan onu baştan aşağı yiyecekmiş gibi incelerken “Hepsini çıkar!” dedi.
Meyra ayağını onun bacaklarının arasına, koltuğa yavaşça koydu.
“Sen çıkarmak ister misin?”
Başını ağırca sağa sola salladı adam “Bu gece her şeyi sen yapacaksın!” dedi. “Sırtımdan aşağı buz dökecek cesaretin varsa bunu da yapabilirsin!”
Sesinde ki erillik ve erotizm Meyra’nın bakışlarının değişmesine yetmişti. O anı hatırlayınca gülmemek için alt dudağını ısırıp arkasını döndü. Elleri sırtına sütyenin kopçasına götürdü. Çıkarıp havadan yere saldı.
Göğüslerini kapama isteği duysa da bunu yapmamak için kendini zorlayarak Serkan’a dönerken onun “Dönme!” Demesiyle durdu. Yalnızca başını çevirip baktı. Anlaşılan kalçalarını izlemek istiyordu.
Ellerini belinin yanından yavaşça kaydırıp külotu tuttu ve indirdi. Siyah çamaşırı bacaklarının arasından inerken ayağını kaldırıp ondan kurtuldu. Nefes alıp döndüğünde Serkan’ın arzusundan kendine bulaştı.
Koltuğa bir önceki gibi yaslandı, önce ufak dokunuşlar, parmaklarının uçlarıyla kendini sevdi. Vücudunda bir yol varmış gibi elini gezdirirken başını geriye düşürdü.
“Aa- aa!” Serkan’ın uyarmasıyla ona bakınca “Başını dik tut, kendini göreceksin!” dedi.
Meyra başını kaldırdı, onunla göz göze geldi. Bacaklarını ayırmakta tereddüt ediyordu? Nasıl yapacaktı? Serkan ona dokunurken sorun yoktu ancak şimdi çırılçıplak karşısında kendine dokunmak, bu Meyra için zordu. Kendine daha önce de dokunmuştu ama izlenirken bunun üstesinden gelmek kolay değildi.
Serkan onu beklercesine gözlerine baktığında göz kontağını bozmadan hareketlendi Meyra. Koltuk dardı bir önceki gibi bacağını kolçaktan attı ve bacakları duruşu gereği aralandı, kalçasını biraz daha geriye çekip bedenini ayarladı.
Bu esnada Serkan bakışlarını hiç çekmemişti.
Eliyle tenini okşarken kadınlığının dudakları arasına orta parmağını koydu. Aşağı yukarı oynatırken Serkan boğazından gelen arzulu sesle “Islandın mı?” diye sorunca başını sağa sola salladı.
“Nasıl ıslatacaksın?”
Meyra onun bakışları ve sesiyle direnci kalmamış hissediyordu. Vücudundaki kaslar birer jelibona dönüşmek üzereydi. Bu adamın aurası neydi böyle? Neden kendine dokunmuyordu, öyle daha güzel olmaz mıydı?
“Birazdan,” deyip bekledi. Onu bekleterek isteğini kamçılamayı umuyordu. Sesini biraz daha kısıp “Kendimden geçince!” diye ekledi.
Serkan ayağını indirip kalktı, doğrulmadan Meyra’ya yaklaşıp elini ikisinin arasına getirdi.
“O kadar bekleme! Ben bekleyemeyeceğim!” deyip önce Meyra’nın işaret parmağını ağzına aldı. Dilinin üstünde gezdirip dudaklarının kapatarak parmağını yaladı. Gözlerini Meyra’nın kilerden ayırmadan işaret parmağını emerek çıkardı.
Bakışları koyulaşan kıza gözleri kısık bakarken orta parmağını alıp aynı şekilde yaladı, emdi. Diğerinden daha uzun ağzında tutarken parmak ucunu emip ısırmasıyla Meyra’nın dudaklarının arasından heyecan dolu küçük bir nefes çıktı.
Elini onun kadınlığının üzerine koyup gözlerini ayırmadan yerine oturdu.
Meyra bunun için minnettardı. Vücudunda uyarılan duyuları beslemesi ve nefis bir yemeğe dönüştürmesi gerekiyordu.
Parmaklarını oynattı, klitorisini yeniden keşfediyormuş gibi dokundu. Serkan’ın haz dolu bakışları ona alev aldıracaktı. Parmakları ağır ağır ilerliyor, daire çiziyordu. Serkan taş gibi durarak onu izliyor, sanki nefes bile almıyordu.
Zevk dolu denize dalmaya doğru yol alıyordu. Dudaklarını ısırarak zapt etmeye çalıştığı sesleri kontrol edemiyor inliyordu.
Başını yana eğip “Yeterince oynadın!” dedi. Meyra parmaklarını indirip kadınlığına değdirdiğinde parmağına bulaşan ıslaklığı, kadınlığının dudakları arasına yaydı, parmağı zevkin ürünü sıvıda kayarken biraz daha hızlıydı. Meyra’nın solukları da sıklaşmıştı.
Serkan onun yaklaştığını biliyordu. Ancak bunun hemen olmasına izin vermeyecekti.
“İçine sok!”
Meyra duyduğuna kısa bir an şaşırsa da bunu yapamazdı. Orta parmağını yavaşça indirirken onu oyalamanın derdindeydi.
Aynı hareketi birkaç kez tekrarlayıp parmağının yalnızca ucunu kadınlığının girişine, daha önce Serkan’ın yaptığı gibi soktu. Parmağını sıkan sıcaklıkla güçlü bir inleme dudaklarının arasından çıkarken parmağının ucu hareket etmeden duruyordu.
Serkan sertleşmiş bedeniyle onu izlerken gözlerini ayırmıyor her halini aklına kazıyordu. Kendini tutarken boynunda ince bir ter tabakası oluştu.
Meyra parmağını çıkardı ve bir kez daha aynısını yaptı. Ancak Serkan’a bu defa yetmedi.
“Parmağının hepsini içine al!”
Meyra zevk içinde olmasına rağmen bunu yapmayacaktı. Kısılmış bakışlarıyla yavaşça başını sağa sola salladı.
Serkan onun neden kendine karşı geldiğini anlamayarak tekrar sordu.
“Yapmayacak mısın?”
Meyra yine başını hayır dercesine sallayınca Serkan kalktı.
“Sen yapmazsan ben yaparım!” dedi. Meyra’nın bakışlarında gördüğü duyguyu çözmesi gerekiyordu. Onun elini çekip kendisi sıcaklığına dokununca dişlerinin arasından bir nefes verdi.
Kadınlığına dokunduğu kadının arzulu ancak başka bakıyordu. Masumiyetin ardına gizlenmiş bir korku vardı sanki gözlerinde. Serkan duyguları ayrıştırırken parmağını onun kadınlığında ıslattı, önce keşfetti.
Kendi parmağından daha iri olan parmağı yavaşça içine girmeye başladığında Meyra daha sesli inledi. Serkan bunun verdiği hazla hepsini sokacakken çalan telefon gözlerini öfkeyle kapatmasına neden oldu.
Sırası mıydı?
Umarım gereksiz bir arama değildir diye düşündü ancak gereksiz olmadığını da hissediyordu. Bu saatte hayra aranmazdı.
Sertçe parmağını çıkarıp telefonu sehpanın üstünden aldı.
Reis arıyordu. Telefonu cevapladı.
“Abi!”
“İnşallah Reis, inşallah beni rahatsız etmene değecektir! Yoksa Ogün’ün yanına seni de gönderirim!”
Serkan fedaisinin durduk yere aramayacağını biliyordu, biliyordu da bu zevkten mahrum kalmanın acısını bir şekilde çıkarması lazımdı. Sertliği ona zor anlar yaşatıyordu.
“Abi rahatsız etmek istemezdim tabi de!” diyen Reis oyalanmadan “Ağabey! Kumarhanede olay çıkardı!” Duyduğu silah sesiyle bakışları değişen Serkan neler olduğunu tahmin ederek telefonu kapattı.
Meyra’ya bakmadan öfkeyle apar topar daireden çıkarken “Beni böyle mi bırakacaksın?” diye sordu. Serkan ona bakıp “Toparlan!” dedi ve çıktı. Dairenin kapısı kapanınca onu öyle bıraktığına içi giderek “Dua edenin var Meyra! Dua edenin var ama hayırlısı!” deyip oradan ayrıldı.
Meyra çoktan duruşunu düzeltmişti, bir sorun olduğu belliydi ki apar topar ayrılmıştı. Gözleri ansızın aklına gelenle parladı.
*****
Serkan, Meyra’nın kara panter demesini haklı çıkaracak sinirli bakışlarıyla kumarhaneye girdiğinde herkes her yerdeydi. Yukarı çıkmadan önce bıraktığından çok daha az insan vardı.
Ve sebebi ağabeysinin poker masasına yatırıp bir adamı vahşice yumruklamasıydı. Baran art ardına adamın yüzüne yumruğunu indiriyordu. Yüzü elleri kan içinde öfkesinden ağzından tükürükler çıkıyordu.
Adamın tepesine zebellah gibi çökmüştü. Serra mezarından çıkıp gelse Baran’ı durduramazdı! Bildiğinden yanına yanaşmıyor ona engel olmuyordu. Yumrukladığı adamın yaşayacağını sanmıyordu.
Tek dileği adamın taş*aklı biri olmaması ve bunu hak ettiği için yaşamasıydı. Kalan insanlar, eşlikçiler ve çalışanlar olanı izlerken kiminin yüzünde korku, kiminin yüzünde iğrenti kiminin ise keyif vardı.
Reis onun yanına gelirken gördüklerinin mide bulandırıcı olmasıyla yüzünü buruşturarak “Abi!” dedi.
Bıkkınca “Anlat Reis, anlat!” diyen Serkan bakışlarını ağabeyinden çekmiyordu.
“Hile yapıyordu, üstüne birde fiş çalınca ağabey cezasını herkesin içinde ödeyeceksin deyip sardı adamı!”
Serkan Reis’e dönüp “İyi! Sizde paket yaparsınız! Neden durdurmuyorsunuz Reis! Adamı mı misafirhaneye indirseydiniz ya! Ne yapacağınızı ben mi söyleyeceğim! İşleri böyle mi yürütüyoruz?” diye dişlerini sıkarak konuşunca Reis ellerini önünde bağlayıp “Abi! Şef yapacaktı, temizce indirecektik herkes rahatına bakacaktı ama ağabeyi durduramadık! Şef engel olmaya çalıştı, halini görüyorsun!” diyerek onu gösterdiğinde Serkan başını çevirip baktı.
Ozan şef yere oturmuş dağılan burnunu eliyle tutmaya çalışıyordu. Beyaz gömleği kanla boyanmıştı.
“Adam kim!”
“Yeni biri, haftayı burada geçirmiş, komşu otelde kalıyor. Bu üçüncü elini uzatışı olmuş! Takipteydik zaten de Baran ağabey duyunca, olanlar oldu.”
Serkan nefes alıp “Herkesi sessizce çıkarın! Çıkışını isteyen kimseyi göndermeyin! Yarın karnaval olduğunu, müessese ikramının olacağını duyurun ve iyi geceler dileyin!” diye isteklerini sıraladı.
Reis başıyla onu onaylayıp çalışanları organize ederek herkesi çıkardı.
Yalnızca dört kişi kaldı koca kumarhane de Serkan, Baran, Şef ve masa da son nefesini veren adam!
Serkan ağabeyine yanaşıp “Baran!” dedi sert bir sesle.
Artık yorulan Baran duyduğu sesle yumruğu havada kalıp kardeşine baktı.
“Bitti! Bırak artık!”
Baran döndü ve yine “Bırak dedim sana!” diye kardeşinin kükreyişini duydu. Gözleri birer kömür parçası gibi koyuydu.
“Hakkını almadı daha!”
Serkan kendini dinlemeyen abisinin kanlı elini tutup “Çık odana! Nasıl sakinleşeceksin, çekecek misin ne bok yersen ye! Bırak şu adamı!” deyince Baran diğer elini çekti tamamen Serkan’a dönüp “Dün ayağımın altındaydın! Bugün bana ayar mı veriyosun lan!” diye bağırdı. Kumarhane adeta inlerken
Serkan kapalı dudaklarının altında dilini dişlerinin üzerinden kaydırıp öfkelenmemeye çalıştı. O ağabeyiydi ve kendinde değildi!
“Ayarın kaçıksa veriyorum! Var mı diyeceğin?”
“Burası benim casinom! Benim borum öter! Saat bana göre ilerler! Anlandın mı? Sen git o fahişeyi becer! Anca o işten anlarsın!” diye karşılık veren Baran onun yanından çekip gidecekken Serkan onu tuttuğu ve şiddetle yumruğunu yüzüne geçirdi.
Baran geri savrulurken patlayan dudağı umurunda değildi.
Serkan’ hücum edip onun boğazına yapışacakken yana çekilince tutamadı. Serkan onun yanağına ikinci bir yumruk geçirdi.
Baran onun karnına beklemediği bir tekme savurdu. Serkan canının acısını önemsemeyip onun üstüne atladı. Ağırlığıyla Baran’ı yıkıp beklemeden suratına bir yumruk attı.
“Onun bir adı var! Benim olana nasıl davranmanız gerektiğini hepiniz öğreneceksiniz!”
Sol yumruğu diğer yanağına indirdi. Serkan çok güçlüydü ancak unuttuğu bir şey vardı. Ağabeyi normal insan denmeyecek güdülerle çevriliydi. Vahşi hayvanı içinden salalı çok olmuştu.
Yumruğun acısını hissetmeden Serkan’ı alaşağı edip üzerine çullandı. Yumruk atmadı. Meyra’ya yaptığı gibi boğazını sardı koca elleri. Gözleri küçülüp beyazı dışına çıkacak kadar büyürken “Ben ağabeyim lan! Ağabey! O fahişe için değer mi?” dedi.
Serkan ona engel olmaya çalışsa da yapamıyordu. Direnemeyeceği güç ağabeyinin ellerindeydi.
Baran onun boğazını iyice sıkmaya başladığında Serkan nefessiz kalmaya başladığında o elleri durduran başında hissettiği silah oldu.
“Bırak onu!”
Reis’i bekleyebilirdi ya da başka adamı ama Meyra’nın sesini duyunca hemen kalkmak istedi.
Meyra silah elinden çekilip alınmasın diye birkaç adım geri giderken Baran ayağa kalkıp ona döndü.
“Ne güzel! Tam birbirinize göresiniz! İkiniz bir beni yıkabilecek mi?” diye bağırırken Meyra hırçın bakışlarıyla gözünü kararttığını belli ederek “Bu kez isabet eder Baran Kılıçarslan!” dedi.
Daha önce kanattığı yere kalbine hedef aldı.
Baran kollarını aynı o gün gibi iki yana açtı. Onu ciddiye almayan sesiyle “Göster bana!” dedi.
Serkan ayağa kalkmış onlara bakarken Meyra’nın bunu yapacağına emindi. Kadının bal sarısı gözleri donukça Baran’a yönelmişti. Eli, yüzü, gözü hiçbiri titremiyordu.
Bakışlarını kıstı tetiğe parmağını koyunca Serkan dur demek istedi ama silah çoktan patlamıştı.