Bölüm 4

1190 Words
Salonda uzun süren bir sessizlik oldu.Kimse konuşmuyor anlatılanları düşünüyordu.Maaşlar fırsatlar ne kadar iyi olursa olsun kimse yemek servisinden öteye gitmek istemiyordu.Etrafıma baktım.Adel evsizdi ben de gidersemevde yatacak yerim olmadığı gibi ailemin beni geri gönderecek parasıda yoktu. Bursumda kesilecekti babamda çalışmamı istemiyordu.Tuana köye dönerse tekrardan göndermeyeceklerdi.Okula gitmenin bir kız için uygun olmadığını düşünüyor hemen biriyle evlenmesi gerektiğini söylüyorlardı.Meral de zaten ailesinin durumundan dolayı yurtta büyümüştü.Devlet desteğiyle okula ve hayata tutunuyordu. Ege; -Başka birşey yoksa ben gideyim artık geç oldu ve çok yorgunum. İsterseniz sabah uğrarım. -Teşekkürler.Sabah uğraman aslında iyi olabilir dedim. Ege gittikten sonra kızlara tek tek baktım.Hepsi ellerine birer yastık almış oturuyorlardı.Gözlerini yere dikmiş dalgın dalgın düşünüyorlardı. -Şu iş ne kadar istemesekte bunu yapacak gibi gözüküyoruz. Adel; -Delirdin mi neden yapalım.Başka iş mi kalmadı. -Evet kalmadı diye bu sefer ben bağırdım.Her zaman uyum içinde olan ben bu sefer ilk defa arkadaşlarıma bağırıyordum.Adel şaşırmış bir şekilde ayağa kalktı. -Ceren sen ne dediğinin farkında mısın? -Gayette farkındayım.Okumak istiyor musun istemiyor musun sen onu söyle. -Evet istiyorum.Mesleğim olmazsa ortada kalacağım. -Bende istiyorum.Elimle kızları gösterdim oda istiyor o da istiyor.Cebimizde para var mı?Yok.Gidecek bir yer var mı?Yok.Gitsek dönebilecek miyiz?Hayır.Bu kadar hayır varken ne yapmamıı bekliyorsun. Adel şaşırmıştı.Başını ellerinini arasına alarak koltuğa çöktü. -Planın ne o zaman. -İş dedim.Sadece iş.Bu teklifi kabul edeceğiz karşımıza ne gelirse de katlanacağız. Tuana kafasını kaldırdı; -Ne olursa mı? -Evet ne olursa. Meral ayağa kalktı; -Ya da bizden başka şeyler isterlerse. -Ne gibi şeyler dedim. Meral; -Mesala bizi isterlerse. Odada bir sessizlik oldu. -Bilmiyorum.O kadar da istemezler heralde diyebildim. Adel; -Ama ya isterlerse buna değer mi? Tuana; -Kızlar etrafıza bir bakın bizler bunları haketmiyor muyuz?Peki ya ailelerimiz. Kusura bakme Ceren seni ayırıyorum ama ailelerimiz bizden hep kurtulunması gereken bir eşyaymışız gibi bahsetmiyor mı.Eğer dönersek bir daha gelemeyeceğiz.Ki hoş şu anda gidemiyoruzda o da ayrı bir konu.Gerçekten okumak istemiyormusunuz.İyi yerlere gelmek.Etrafınıza bir bakın.Bunlara sahip olmak istemiyor musunuz.Bu kadar değersiz olamayız.Evet orada bizi ne bekliyor bilmiyoruz ama başka sansımız da yok gibi gözüküyor.Bana sorarsanız bunu deneyelim.Hem hoşumuza gitmezse bırakırız. Adel; -Duymadın galiba sözleşme var. Tuana; -Ne olmuş yani sözleşme bitmeden iş bırakan bir biz miyiz. Meral; -Ben bu otelde işlerin normal yürüdüğünü hiç sanmıyorum. Adel; -İyice saçmaladınız.Bir düşünün sırf okul okumak için birilerinin kölesi mi olucaz yani. Tuana; -Ailenin iki koyuna satacağı bir köle olmaktansa eğitimi için birilerini tatmin eden bir köle olmak bana daha cazip geliyor. Odada bir onda ölüm sessizliği belirdi.İlk defa birisi gerçekleri söylemişti. Köle olmak. Eğitim alabilmek için kendi hayatlarımız için başkalarına köle olmak.Eğitimli köleler.Herkes ses çıkarmadan odalarına gitti.Bu bizim son kez masulca uyuduğumuz bir geceydi.Herkesin masum olduğu son gece. Sabah kahvaltısında kimseni ağzını bıçak açmıyordu.Hiçbirimiz göz göze gelmek istemiyorduk.Sonuçta aldığımız bu yeni karar dünyanın en saçma kararı olsada okumak ve ailemizin baskılarından uzaklaşmak için tek yoldu. Aslında tek yolda değildi ama şuan için durum böyleydi.Ege geldiğinde kahvaltımız bitmiş herkes hazırlanmış salonda oturuyorduk.Ortam o kadar gergin olmasına rağmen Ege çok rahat ve umursamazdı. -Hazırsanız çıkalım. Asker edasıyla tek sıra halinde evden çıktık.Yapmamız gereken işe girene kadar komutlara uymaktı.Arabaya bindiğimizde yol hiç bitmesin istiyordum.Kızlarında böyle hissettiğini biliyordum.Tabikide yol bir yerden sonra bitecekti ve bitti. Kalbim çok hızlı atıyordu vazgeçmek için çok doğru bir zamandı ama ayaklarım zincirle bağlıymış gibi otele doğru sürükleniyordu.Bizi dar uzun ve soğuk bir koridordan geçirerek restorana götürdü. Anlaşılan otellerin iki yüzü vardı.Hem güzellik ve şatafat alanı hemde personelin saklandığı soğuk, ıssız ve renksiz alanı.Misafirler gülüp eğlenip tatilin tadını çıkartırken kim bilir arka koridorlarda kimler ağlıyordu. Restoran çok şıktı.İnsan bir otelde değilde kendisini lüks bir restoranda hissederdi.Manzarası zaten efsaneydi.Denize bakan büyük pencereleri vardı.Havunda bu katta olduğu için geriden bakıldığında restoranın bir bütünü gibi duruyordu. Havuzun bittiği yerde deniz başlıyordu.Sanarsınız ki deniz ayaklarınızın altında upuzun uzanıyor.Biz hayran hayran etrafı seyrederken yanımıza bir adam geldi.Bu Ege'nin kaptanıydı. Otellerde rütbe isimleri biraz farklıydı.Bizi tanıştırdıktan sonra kenara çekildi.Adam hepimii baştan aşağı süzdükten sonra Ege'ye döndü. -Bu işi yapabilecekler mi? Emin misin?Hiç uygun değil gibi gözüküyorlar. Ege; -Bilmiyorum ama kendileri istedi. Kaptan; -Gerçekten bu işi yapabilecek misiniz.Sonrasında pes edemezsiniz yada işi bırakamazsınız.Sözleşmeniz ne zaman bitirse o zaman gitmek zorundasınız.Bunları Ege size anlattı mı? adel; -Evet herşeyden haberimiz var.Şartlarıda kabul ediyoruz.Etmeseydik buraya gelmezdik zaten. Kaptan; -Tamam o vakit.Beni takip edin konuşacağınız kişi ben değilim. Sürekli birilerinin peşine takılıp geziyorduk.Bizi lobiye götürdükten sonra bir restorana bindik.İki kat yukarıya çıktıktan sonra gene uzun ve dar bir koridordan geçtik.Kapıları devasa aynalarla kaplı bir kapının önünen geldiğimizde kaptan bize döndü. -Burdan sonrasını yanlız devam edin benden bu kadar. Hiç bir bilgi vermeden geri döndü.Birbirimizin kalp atışlarını duyabiliyorduk.Neredeyse beş dakika boyunca kapıın önünde birbirimize bakıyorduk.Heyecandan el ele tutuşmuş bekliyorduk. Daha fazla beklemenin bir anlamı olmayacağını farkettik.Meral kapıyı çaldı.İçerinden kapıya yaklaşan ayak seslerinin duyuyorduk.Nefesimi tuttum.Kapı açıkdığında karşımızda çok şık, güzel ve ateşli bir kadın duruyordu. Bembeyaz teni, topuz yapılmış siyah saçları, kahverengi gözlerinin üstünde siyah kalın çerçeveli gözlükleri vardı.Gözüm yavaş yavaş aşağı kayıyordu.Bir erkek gibi kadını süzüyordum. Dudaklarından kırmızı bir ruj vardı.Borda bir gömlek giymişti.Gömleği bedenine okadar güzel yerleşmişti ki adeta bütün kıvrımlarını sergiliyordu.Göğüsleri bedenine göre biraz büyüktü ama gözlıcıydı.Kalçalarını sıkıca saran krem tonlarında bir kalem etek giyiyordu. Ayağında klasik siyah stilettolar vardı.Büyülenmiş gibi onu inceliyordum.Göz göze geldiğimdeyse hızla kafamı yere eğdim. -Merhaba hoş geldiniz.İçeriye geçin lütfen. İçeriye süzülerek girdik.Kapıyı kapatıp masasına yöneldi.Yürümüyor adeta havada süzülüyordu.Her hareketi çok zarifti.Sanki hızlı hareket etse kırılıcakmış gibi narindi.Koltuğuna oturduğunda biz hala ayakta bekliyorduk.Gülümsedi bize eliyle karşısındaki kanepeyi gösterdi. -Oturun lütfen.Rahat olun gerilmeyin.Öncelikle tanışalım istiyorum.Ben Elena.Patencilerin müdürüyüm.İzniniz olursa sizinle tek tek tanışalım isterim. Ses tonu buğulu gibiydi.Bu kadar o kadar imkansız gibi gözüküyordu ki insan bir kitaptan ya da dergiden fırlamış sanabilirdi. Hayran hayran bakmadan duramıyordum.Ellerim titriyor heyecanlanıyordum.Bize bakışları çok hoş ve sıcaktı ama bi o kadarda baştan çıkarıcıydı.Güldüğünde oluşan dudak kıvrımları yada saçını narince düzeltişi dinlerken kaşlarını çatışı ya da kafasını sallayışı bile planlanmış gibiydi. Sırayla kendimizi tanıttıktan sonra bize işten bahsetmeye başladı.İş kabul edersen hemen eğitime başlayacağını ve iki hafta içinde çalışmaya hazır olacağımızı anlattı.Konu alacağımız maaşlara geldiğindeyse ağzım açık kalmıştı. Bu benim babamın neredeyse altı aylık maaşıydı ve ben bunu bir ayda kazanacaktım.Bu iş ne kadar tehlikeli gözüksede içine çekilmemek elde değildi.Bizlere birer işe giriş evrağı verdi ve doldurmaya başladık.Sonrasında çalışacağımız eğitim göreceğimiz alanı gezdirdi. Sıra çalışacağımız restorana geldiğindeyse kapının önünde durdu hepimize tek tek baktı dudağının kenarından gülümsedi.Kapıyı açtığında kalbim yerinden çıkacak sandım ama aksine hayal kırıklığına uğradım.İçeride bembeyaz bir zemin, beyaz masalar, beyaz sandalyeler, beyaz duvarlar daha vardı.Şaşırmıştım. Ne alaka diye düşünüyordum.Bardaklar kaşıklar dekorlar çiçekler bile beyazdı. Tuana; -Neden bu kadar şey.. Elena; -Beyaz diyecektin sanırım. Tuana; -Evet.Çok sıkıcı ve korkutucu. Elena; -Aslında burası insanların rahatlamak ve huzurlu hissetmek isteyecekleri bir yer olarak tasarlandı ama sen korkutucu bulduğun için biraz düşündürdü.Buraya gelen misafirlerimiz için özel olarak yapıldı. Saflığı ve temizliği hissettirdiği için.En önemli kararların, en özel konuların konuşulduğu bir oda burası.Misafirler burada en ama en önemli fikirlerini oluştururlar. Meral; -Anlıyorum Elena Hanım ama buraya alışmak biraz zor gibi duruyor çok dikkat dağıtıcı yanılıp düşebilir yada biryere çarpabiliriz. Elena; -Eğitimler bunun için yok mu zaten. Adel; -Haklısınız. Odadan çktıktan sonra otelin etrafında yürümeye başladık bizde havuzları, barları, hobi bahçelerini, yoga ve spor alanlarını, restoranları, barları, alışveriş alanlarını gösterdi. En son küçük bit villanın önüne geldik.Otelden bağımsız duran bir villa. -Burası dedi.Sizin kalacağınız yer.İşiniz gereği diğer personelden ayrı bşr yerde kalmanız gerekiyor.Onlarla muhattap olamazsınız, konuşamazsınız hatta görüşemezsiniz. Adel; -Ege'yle bile mi? Elena; -O hariç. Onunla görüşebilirsiniz.Sonuçta sizi getiren o.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD