Bölüm 10
"Sana doğduğunda verdiğim isim Elif'ti."
Kadının sözleri odanın içinde yankılanırken Ela'nın nefesi kesildi.
Sanki biri ayaklarının altındaki zemini çekip almıştı.
"Hayır..."
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Ben... Ela'yım."
Kadın gözyaşlarını silmeye çalıştı ama elleri titriyordu.
"Hayır güzel kızım... Seni benden kopardıklarında adın Elif'ti."
Ela bir adım geri çekildi.
Gözleri hızla odadaki herkesi dolaştı.
Kaan...
Selim...
Nermin Hanım...
Onu büyüten annesi ve babası...
Hepsi susuyordu.
Hiçbiri kadının söylediklerine itiraz etmemişti.
Bu sessizlik, duyduğu sözlerden daha ağırdı.
"Konuşun!"
Sesi ilk kez bu kadar yüksekti.
"Hepiniz konuşun!"
"O kadın kim?"
"Neden bana Elif dedi?"
"Neden herkes yıllardır benden bir şey saklıyor?"
Kadın yavaşça ona yaklaştı.
Her adımı acıyla doluydu.
"Sana dokunabilir miyim?"
Ela başını iki yana salladı.
"Hayır."
Kadının gözleri yeniden doldu.
"Yıllardır bu anı bekledim."
"Ben beklemedim."
Ela'nın sesi kırılmıştı.
"Ben yirmi dört yıl boyunca başka bir hayat yaşadım."
"Şimdi gelip bana ismimin bile yalan olduğunu söylüyorsunuz."
Kadın başını eğdi.
"Çünkü seni korumaya çalıştık."
Ela acıyla güldü.
"Beni korudunuz mu?"
"Hayatım boyunca kendimi ailemin içinde bile yabancı hissettim."
"Annem Buse'yi severken bana hep ikinci planda olduğumu hissettirdi."
"Babam hiçbir zaman bana gerçek bir evlat gibi davranmadı."
"Buse benden ne isterse aldı."
"En sonunda sevdiğim adamı bile..."
Sesi boğazında düğümlendi.
"...onu bile elimden aldı."
Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu.
Onu büyüten annesi gözyaşlarını tutamıyordu.
"Ela..."
"Lütfen bana Ela deme."
Kadın olduğu yerde dondu.
Ela ilk kez ona böyle hitap etmişti.
"Yıllardır bana yalan söylediniz."
"Benim kim olduğumu biliyordunuz."
"Öyle değil mi?"
Annesi hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Evet..."
Bu tek kelime, Ela'nın yüreğine saplanan en büyük bıçak oldu.
Kaan sessizce Ela'nın yanına geçti.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece omzuna hafifçe dokundu.
Ela gözlerini kapattı.
O dokunuş, içinde kopan fırtınanın ortasında küçük bir güven gibiydi.
Ama yine de...
Canı çok yanıyordu.
"Her şeyi öğrenmek istiyorum."
Kaan başını salladı.
"Öğreneceksin."
"Bugün."
Selim derin bir nefes aldı.
"Başlamanın zamanı geldi."
Salondaki herkes oturdu.
Kimsenin konuşacak cesareti yoktu.
En sonunda Selim söze başladı.
"Yirmi beş yıl önce..."
"...Arslan Holding ile Demiray Şirketler Grubu Türkiye'nin en büyük iki ailesiydi."
Ela şaşkınlıkla baktı.
"Demiray mı?"
Selim başını salladı.
"Evet."
"O soyadı sana ait."
Ela'nın kalbi yeniden hızlandı.
"Ben..."
"Demiray ailesinin tek varisiydin."
Odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Ela ne diyeceğini bilemedi.
Varis...
Şirket...
Zengin bir aile...
Bunların hiçbiri onun hayatına ait değildi.
"Hayır."
"Bunda bir yanlışlık olmalı."
Selim üzgün bir ifadeyle başını salladı.
"Keşke olsaydı."
Aynı dakikalarda...
Şehrin en lüks otellerinden birinin en üst katında Mert sinirle telefonunu masaya fırlattı.
"Ne demek kaybettiniz?"
Karşı taraftaki adam sessiz kaldı.
"Bir kadın ve bir kutuyu nasıl bulamazsınız?"
Telefonu kapatırken öfkeden yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri Buse girdi.
Yüzü solgundu.
"Mert..."
"Ne var?"
"Annem her şeyi biliyormuş."
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
"Neyi?"
"Ela'nın geçmişini."
"Ne?"
"Eğer konuşursa..."
Mert cümleyi tamamlayamadı.
İkisi de bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Yıllardır kurdukları plan saniyeler içinde çökecekti.
Mert dişlerini sıktı.
"İzin vermeyeceğim."
Ela hâlâ duyduklarını sindirmeye çalışıyordu.
Selim cebinden eski bir dosya çıkardı.
Dosyanın kapağında tek bir isim yazıyordu.
ELİF DEMİRAY
Ela dosyaya dokunmaya bile korkuyordu.
"Bütün belgeler burada."
"Doğum kayıtların."
"Eski fotoğrafların."
"Hastane evrakların."
"Kime ait olduğunu kanıtlayan her şey."
Ela dosyayı yavaşça açtı.
İlk sayfada yeni doğmuş bir bebeğin ayak izi vardı.
Yanında ise küçük bir fotoğraf...
O bebek...
Kendisiydi.
Altındaki isim...
Elif Demiray
Ela gözyaşlarını tutamadı.
Demek...
Gerçekten...
Bütün hayatı yalandan ibaretti.
Tam o sırada Kaan'ın telefonu çaldı.
Ekrana baktığı anda yüzü sertleşti.
"Ne oldu?"
Kaan telefonu açtı.
Karşı taraftaki kişinin söylediklerini dinledikçe gözleri büyüdü.
"Ne diyorsun sen?"
Bir süre sessiz kaldı.
Ardından telefonu kapattı.
Ela endişeyle baktı.
"Kaan?"
Kaan derin bir nefes aldı.
"Mert..."
Ela'nın kalbi sıkıştı.
"Mert ne olmuş?"
"...kaçmış."
Ve Kaan'ın asıl söylediği cümle, odadaki herkesi dehşete düşürdü.
"Yanında Buse de var."
"...Yanında Buse de var."
Kaan'ın sesi salonda yankılanırken herkes birbirine baktı.
Ela'nın yüzü bembeyaz kesilmişti.
"Kaçmışlar mı?"
Kaan başını salladı.
"Şirketten gelen bilgiye göre Mert, bugün bütün hesaplarını boşaltmış. Telefonunu kapatmış. Buse de evden ayrılmış."
Selim kaşlarını çattı.
"Demek beklediğimizden daha erken harekete geçtiler."
Ela anlam veremedi.
"Benim gerçeği öğrenmemle onların kaçmasının ne ilgisi var?"
Selim ağır ağır konuştu.
"Çünkü onlar senden sadece hayatını çalmadı, geçmişini de çaldılar."
Bu cümle salondaki havayı değiştirdi.
Ela şaşkınlıkla baktı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Tam o sırada onu büyüten babası başını öne eğdi.
"...Artık anlatmalıyım."
O güne kadar dimdik duran adam ilk kez bu kadar çaresiz görünüyordu.
"Ela..."
"...Senden özür dilerim."
Ela'nın gözleri doldu.
"Ben senden hiçbir zaman nefret etmedim."
"Öyleyse neden bana hep yabancı gibi davrandın?"
Adam cevap vermeden önce gözlerini kapattı.
"Çünkü sana her baktığımda verdiğim sözü hatırlıyordum."
"Kime?"
"Zehra'ya."
Yıllar önce...
Yağmurlu bir gece...
Hastanenin acil çıkış kapısı...
Genç bir kadın kucağında küçücük bir bebekle koşuyordu.
Arkasından silah sesleri geliyordu.
Kadının yüzü korku içindeydi.
"Ne olursa olsun kızımı koruyacağım."
Kapının önünde genç bir çift bekliyordu.
Kadın bebeği onların kucağına bıraktı.
"Adı Elif..."
"Eğer geri dönemezsem..."
"Lütfen onu kendi kızınız gibi büyütün."
Genç kadın ağlıyordu.
"Sen de bizimle gel."
"Hayır."
"Beni takip ediyorlar."
"Beni bulurlarsa kızımı da bulurlar."
Genç adam kadının omzunu tuttu.
"Söz veriyorum."
"Ona asla zarar gelmeyecek."
Kadın bebeğin minik yanağını son kez öptü.
"Gün gelecek..."
"...gerçekleri öğrenecek."
Ve karanlığın içine doğru koştu.
Bir daha da geri dönmedi.
Ela gözyaşlarına boğuldu.
"Demek..."
"...beni gerçekten bırakmamış."
Annesi ağlayarak başını salladı.
"Hayır."
"Seni kurtarmaya çalıştı."
Ela'nın yıllardır içinde büyüttüğü öfke yerini tarifsiz bir acıya bıraktı.
Çocukluğundan beri "İstenmeyen çocuk" olduğunu düşünmüştü.
Oysa gerçek bambaşkaydı.
Annesi onu terk etmemişti.
Onu yaşatmaya çalışmıştı.
Tam o sırada kapı sertçe çaldı.
Kaan refleksle ayağa kalktı.
Selim de ceketinin içine uzandı.
Kapı açıldığında içeri siyah takım elbiseli iki adam girdi.
"Sayın Kaan."
"Buldunuz mu?"
"Evet."
"Nerede?"
"Mert, şehir dışına çıkmaya hazırlanıyor."
"Kiminle?"
"Yalnız değil."
"Buse de yanında."
Ela derin bir nefes aldı.
Onları görmek bile istemiyordu.
Ama aklında tek bir soru vardı.
"Neden kaçıyorlar?"
Adam cevap verdi.
"Yanlarında bir çanta var."
"İçinde çok sayıda belge olduğu düşünülüyor."
Selim'in yüzü değişti.
"O belgeler..."
"...Demiray ailesine ait olmalı."
Ela şaşkınlıkla Selim'e döndü.
"Belgeler neden Mert'te olsun?"
Selim ağır ağır konuştu.
"Çünkü Mert sıradan biri değil."
Ela'nın kaşları çatıldı.
"Mert'in babası..."
"...yıllar önce Demiray Holding'in mali işler müdürüydü."
Ela nefesini tuttu.
"Ne?"
"Şirket batmadan önce bütün evraklara erişimi vardı."
Kaan cümleyi tamamladı.
"Ve o gece kaybolan dosyalar..."
"...muhtemelen yıllardır onların elinde."
Ela başını iki yana salladı.
"Yani..."
"Bütün bunlar plan mıydı?"
Selim sessizce başını salladı.
"Evet."
"Mert'in seninle tanışması bile tesadüf olmayabilir."
Bu söz Ela'nın yüreğine saplandı.
Demek...
Aşk sandığı şey...
Belki de en başından beri bir oyundu.
Kaan sessizce Ela'nın yanına geldi.
"Buradan gitmemiz gerekiyor."
"Nereye?"
"Güvenli bir yere."
"Ben kaçmak istemiyorum."
"Bu kaçmak değil."
"Seni korumak."
Ela gözlerini Kaan'ın gözlerine çevirdi.
İlk kez o buz gibi görünen bakışların altında gerçek bir endişe gördü.
Kaan gerçekten korkuyordu.
Ama kendisi için değil...
Ela için.
Gece yarısına doğru Kaan'ın siyah aracı şehrin dışındaki eski bir konağın önünde durdu.
Burası Arslan ailesine ait eski bir mülktü.
Yıllardır kullanılmıyordu.
Kaan kapıyı açtı.
"Bir süre burada kalacağız."
Ela sessizce içeri girdi.
Konağın içi eski ama ihtişamlıydı.
Büyük avizeler...
Ahşap merdivenler...
Toz kokusu...
Sanki geçmiş burada hâlâ yaşıyordu.
Kaan, Ela'yı ikinci kattaki bir odaya götürdü.
"Burası güvenli."
Ela pencereye yaklaştı.
Ay ışığı bahçeyi aydınlatıyordu.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Ela yavaşça konuştu.
"Kaan..."
"Hı?"
"Sence ben gerçekten kimim?"
Kaan birkaç saniye düşündü.
Sonra hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Sen..."
"...geçmişin ne olursa olsun hâlâ aynı Ela'sın."
Ela gözlerini kapattı.
Bu sözler, bütün gün duyduğu yalanlardan sonra ilk kez kalbine iyi gelmişti.
Tam o sırada konağın alt katından cam kırılma sesi yükseldi.
İkisi de irkilerek birbirine baktı.
Kaan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Odadan çıkma."
"Kaan..."
"Kapıyı kilitle."
Kaan hızla odadan çıktı.
Ela birkaç saniye bekledi.
Sonra aşağıdan gelen boğuşma seslerini duyunca yerinde duramadı.
Kapıyı aralayıp koridora çıktı.
Merdivenlerin başına geldiğinde aşağıdaki salonda siyah maskeli üç kişinin Kaan'a saldırdığını gördü.
Ve maskeli adamlardan biri silahını doğrultarak bağırdı:
"Elif Demiray'ı bize teslim et!"
"Elif Demiray'ı bize teslim et!"
Maskeli adamın sesi konağın duvarlarında yankılandı.
Ela'nın kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Merdivenlerin başında donup kalmıştı.
Aşağıda Kaan tek başınaydı.
Üç maskeli adam ise onu çevrelemişti.
Kaan'ın yüzünde en ufak bir korku yoktu.
Bakışları soğuk ve keskindi.
"Bir adım daha yaklaşırsanız pişman olursunuz."
Maskeli adamlardan biri alaycı şekilde güldü.
"Tek başınasın."
Kaan ceketini yavaşça çıkardı.
Sessizce sandalyenin üzerine bıraktı.
"Öyle mi sanıyorsun?"
Adam silahını kaldırdığı anda Kaan yıldırım hızıyla hareket etti.
Silahı tutan bileğe sert bir tekme attı.
Silah yere düştü.
Aynı anda ikinci adam yumruk savurdu.
Kaan eğildi.
Adamın kolunu yakalayıp omzunun üzerinden fırlattı.
Gürültüyle yere düşen adam acıyla bağırdı.
Üçüncü saldırgan cebinden bıçak çıkardı.
Ela korkuyla merdivenin korkuluklarına tutundu.
"Kaan!"
Kaan sesini duyduğu anda başını kaldırdı.
"Odana dön!"
Ama Ela hareket edemiyordu.
Bıçaklı adam Kaan'ın üzerine atıldı.
İkisi boğuşurken ilk adam tekrar yerdeki silaha uzandı.
Ela bunu fark edince düşünmeden merdivenlerden aşağı koştu.
"Hayır!"
Kaan'ın gözleri büyüdü.
"ELA!"
Silaha uzanan adam tam tetiğe basacakken Ela elindeki ağır bronz vazoyu adamın koluna fırlattı.
Vazo büyük bir gürültüyle parçalandı.
Silah yeniden yere düştü.
Adam acıyla bağırdı.
Kaan fırsatı değerlendirerek son saldırganı etkisiz hâle getirdi.
Salona sessizlik çöktü.
Yerde inleyen üç adam...
Nefes nefese kalan Kaan...
Ve korkudan titreyen Ela...
Kaan öfkeyle Ela'ya döndü.
"Sana odadan çıkma demedim mi?"
Ela gözlerini yere indirdi.
"Silah..."
"Kaan, sana ateş edecekti."
Kaan birkaç saniye sustu.
Sonra derin bir nefes verdi.
Öfkesi bir anda kayboldu.
Ela'nın yanına yürüdü.
"İyi misin?"
Ela başını salladı.
"Evet."
Kaan'ın eli istemsizce Ela'nın yanağına dokundu.
"Korktun."
Ela ilk kez kendini tutamadı.
Bir adım attı.
Ve Kaan'a sarıldı.
Ne Kaan bunu bekliyordu...
Ne de Ela.
Ela'nın omuzları hıçkırıklarla sarsılıyordu.
"Çok yoruldum."
"Artık hiçbir şeye yetişemiyorum."
"Kime güveneceğimi bilmiyorum."
Kaan önce donup kaldı.
Sonra yavaşça kollarını onun etrafına sardı.
"Artık yalnız değilsin."
Ela gözlerini kapattı.
Hayatında ilk kez birine bu kadar güvenmek istemişti.
Yaklaşık yarım saat sonra konağa Selim ile polis ekipleri geldi.
Maskeli adamlar gözaltına alınırken Selim içlerinden birini görünce duraksadı.
Yüzündeki maskeyi kendi elleriyle çıkardı.
Şaşkınlıkla geri çekildi.
"İnanamıyorum..."
Kaan merakla yaklaştı.
"Tanıyor musun?"
Selim dişlerini sıktı.
"Bu..."
"...Mert'in sağ kolu."
Ela'nın içi buz kesti.
"Mert mi gönderdi?"
Adam sessizce gülümsedi.
"Geç kaldınız."
Kaan yakasına yapıştı.
"Nerede Mert?"
Adam kahkaha attı.
"Çoktan yola çıktı."
"Nereye?"
"Oraya."
"Orası neresi?"
Adam cevap vermedi.
Sadece gülmeye devam etti.
Sabah olduğunda konağın bahçesine güneş vuruyordu.
Ela gece neredeyse hiç uyuyamamıştı.
Elinde hâlâ mavi kutu vardı.
İçindeki mektubu açmaya cesaret edememişti.
Pencerenin önünde otururken kapı hafifçe çaldı.
"Kaan?"
"Benim."
"Girebilir miyim?"
Ela sessizce başını salladı.
Kaan elinde iki fincan kahveyle içeri girdi.
"Uyuyamadın."
"Sen de."
Kaan hafifçe gülümsedi.
"Anlaşılıyor mu?"
"Gözlerinden."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Kaan masanın üzerindeki kutuya baktı.
"Hâlâ açmadın."
"Korkuyorum."
"Neden?"
"İçinden çıkacak şey..."
"...hayatımı tamamen değiştirebilir."
Kaan sandalyesini ona biraz daha yaklaştırdı.
"Bazen gerçekler acıtır."
"Ama insanı özgür de bırakır."
Ela derin bir nefes aldı.
Kutunun içindeki zarfı eline aldı.
Üzerindeki mühür hâlâ bozulmamıştı.
Titreyen parmaklarıyla mührü açtı.
Katlanmış mektubu yavaşça çıkardı.
İlk satırı okumaya başladığında gözleri doldu.
"Canım kızım Elif... Eğer bu mektubu okuyorsan, sana kavuşamadığım anlamına geliyor."
Ela'nın elleri titriyordu.
Devam etti.
"Seni benden alanlar sandığın insanlar değil. En büyük tehlike, sana en yakın olan kişi olacak."
Ela istemsizce Kaan'a baktı.
Sonraki satırı okudu.
"Kimseye güvenme... Özellikle Arslan soyadını taşıyanlara."
Oda bir anda buz kesti.
Ela'nın bakışları yavaşça Kaan'a çevrildi.
Kaan'ın yüzündeki ifade donmuştu.
O da aynı cümleyi okumuştu.
Ela fısıldadı.
"...Bu nasıl mümkün olabilir?"
Kaan cevap veremedi.
Çünkü yıllardır kendi ailesi hakkında bildiği her şey de bir anda sorgulanmaya başlamıştı.
Tam o sırada Selim koşarak odaya girdi.
Nefes nefeseydi.
"Kaan!"
Kaan ayağa kalktı.
"Ne oldu?"
Selim'in yüzü bembeyazdı.
"Mert'in peşine gönderdiğimiz ekip..."
"...orman yolunda kaza yapmış."
Ela'nın yüreği ağzına geldi.
"Mert öldü mü?"
Selim başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Araba boş bulundu."
Kaan kaşlarını çattı.
"Peki Buse?"
Selim'in sesi alçaldı.
"Buse de yok."
Ela'nın aklına tek bir ihtimal geldi.
"Madem arabada değiller..."
"...o zaman neredeler?"
Selim tam cevap verecekken konağın ön kapısından yaşlı bir hizmetçi telaşla içeri girdi.
"Efendim!"
"Bahçede bir kadın var."
"Israrla Ela Hanım'ı görmek istediğini söylüyor."
Ela şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Kimmiş?"
Yaşlı kadın yutkundu.
"Kendisini..."
"...Zehra Demiray olarak tanıttı."