Bölüm 8
Ela'nın elleri titriyordu.
Telefon ekranındaki fotoğrafa defalarca baktı.
Küçük yaşlardaki hâli...
Onu kucağına alan genç bir kadın...
Ve fotoğrafın altında yazan o cümle...
"Bu kadın senin sandığın kişi değil..."
Boğazı düğümlendi.
Kaan, Ela'nın yüzünün saniyeler içinde bembeyaz kesildiğini fark etti.
Yavaşça yanına yaklaştı.
"Ela."
Ela cevap vermedi.
Sadece telefonu uzattı.
Kaan ekrana baktığında kaşları çatıldı.
Fotoğrafı dikkatlice inceledi.
"Bu kadın kim?"
"Bilmiyorum."
"Emin misin?"
Ela başını salladı.
"Hayatımda ilk defa görüyorum."
Kaan birkaç saniye düşündü.
"Fotoğrafı bana gönderebilir misin?"
Ela tereddüt etti.
Son günlerde herkesten şüpheleniyordu.
Ama Kaan'dan nedense korkmuyordu.
Fotoğrafı gönderdi.
Kaan hemen telefonunu çıkarıp görüntüyü büyüttü.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra fotoğrafın arka planına dikkatlice baktı.
"İlginç..."
"Neye baktın?"
"Şuraya."
Fotoğrafı Ela'ya gösterdi.
Arka tarafta eski, taş bir bina görünüyordu.
Kapısının üzerinde silik bir tabela vardı.
Ela ne yazdığını seçemedi.
Kaan ekranı biraz daha büyüttü.
"...Umut..."
Gerisi okunmuyordu.
"Açık seçik görünmüyor."
Kaan başını salladı.
"Ama bu bir bina adı olabilir."
Ela derin bir nefes aldı.
"Peki bunu kim gönderdi?"
"Bulacağız."
Kaan'ın bu kadar emin konuşması Ela'yı şaşırttı.
"Nereden biliyorsun?"
"Bilmiyorum."
"Öyleyse?"
"Geri adım atmayacağım."
Bu söz Ela'nın içinde garip bir güven oluşturdu.
Çünkü son zamanlarda herkes ona susmasını söylüyordu.
İlk kez biri gerçeğin peşinden gitmek istiyordu.
O sırada şehir merkezindeki lüks bir otelin kafesinde Mert ve Buse oturuyordu.
Masanın üzerinde iki kahve duruyordu.
Ama ikisi de fincanlarına dokunmamıştı.
Mert öfkeyle telefonunu masaya bıraktı.
"Ela'nın yanında sürekli o adam var."
Buse gözlerini kaçırdı.
"Kaan Arslan..."
"Onu nereden tanıyor?"
"Bilmiyorum."
Mert dişlerini sıktı.
"Bu hiç hoşuma gitmiyor."
Buse derin bir nefes aldı.
"Asıl beni korkutan başka bir şey var."
"Neymiş?"
"Ela değişmeye başladı."
Mert alaycı şekilde güldü.
"Ne demek istiyorsun?"
"Eskisi gibi değil."
"Nasıl?"
"Eskiden ne söylesek inanırdı."
"Şimdi?"
"Şimdi soru soruyor."
Mert'in yüzündeki ifade sertleşti.
"Bu iyi değil."
Buse başını salladı.
"Eğer araştırmaya devam ederse..."
Cümlesini tamamlayamadı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Gerçek ortaya çıkarsa...
Her şey bitecekti.
Akşam saatlerinde Ela eve döndü.
Ev sessizdi.
Annesi mutfakta yemek hazırlıyordu.
Babası televizyon izliyordu.
Buse ise odasındaydı.
Ela tam odasına çıkacakken annesi seslendi.
"Ela."
"Evet?"
"Yarın annenle alışverişe geleceksin."
"Yarın işim var."
"Ne işi?"
"Şirkette toplantım."
Annesi hoşnutsuz bir ifadeyle baktı.
"Bir gün gitmesen ne olur?"
Ela ilk kez itiraz etti.
"Olur."
Annesi şaşırdı.
"Neden böyle konuşuyorsun?"
"Çünkü artık kendi işlerimi de önemsiyorum."
Masadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Babası gazeteyi indirdi.
"Annen senin iyiliğini düşünüyor."
Ela acı acı gülümsedi.
"Gerçekten mi?"
Babası kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
Ela gözlerini kaçırdı.
"Hiç."
Odasına çıktı.
Kapıyı kapattığında gözlerinden yaşlar süzüldü.
Yıllardır ilk kez ailesine karşı çıkmıştı.
Ama içinde en ufak bir pişmanlık yoktu.
Ertesi sabah Kaan, Ela'yı almak için evinin önüne geldi.
Siyah aracı görünce komşular meraklı gözlerle bakmaya başladı.
Ela arabaya bindi.
"Günaydın."
"Günaydın."
Kaan arabayı çalıştırdı.
"Bugün sana bir yer göstereceğim."
"Nereye gidiyoruz?"
"Cevap aramaya."
Yaklaşık kırk dakika sonra şehrin eski semtlerinden birine geldiler.
Dar sokaklar...
Eski taş binalar...
Yıkılmaya yüz tutmuş dükkânlar...
Ela etrafına şaşkınlıkla baktı.
"Burası neresi?"
"Eski kayıtların tutulduğu bölge."
"Ne kaydı?"
"Yetimhaneler, hastaneler ve nüfus arşivleri."
Ela'nın kalbi hızlandı.
"Buraya neden geldik?"
Kaan arabayı durdurdu.
Çantasından eski fotoğrafın çıktısını çıkardı.
"Şu tabeladaki yazıyı hatırlıyor musun?"
"Evet."
"Ben araştırdım."
Ela merakla ona baktı.
"Burası yıllar önce faaliyet gösteren Umut Çocuk Evi."
Ela'nın nefesi kesildi.
"Çocuk evi mi?"
Kaan başını salladı.
"Yirmi yıl önce kapanmış."
Ela'nın elleri buz kesmişti.
"Ama... benim bununla ne ilgim olabilir?"
Kaan doğrudan cevap vermedi.
"Onu öğrenmek için geldik."
İkisi birlikte eski binanın önüne yürüdüler.
Demir kapı paslanmıştı.
Bahçeyi yabani otlar sarmıştı.
Bina yıllardır terk edilmiş gibiydi.
Ela içeri bakarken göğsü sıkıştı.
Nedense burası ona yabancı gelmiyordu.
Sanki...
Çok eskiden burada bulunmuştu.
Bir anda başı şiddetle ağrımaya başladı.
Gözlerini kapattı.
Kulağında çocuk sesleri yankılandı.
Ağlayan bir bebek...
Koşan çocuklar...
Ve yumuşak bir kadın sesi...
"Ela... Korkma güzel kızım..."
Ela gözlerini hızla açtı.
Nefes nefese kalmıştı.
Kaan hemen yanına geldi.
"İyi misin?"
"Ben..."
Konuşamadı.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"Bu sesi..."
"Hangi sesi?"
"Sanki daha önce duydum."
Kaan endişeyle ona baktı.
"Hatırladığın bir şey mi var?"
Ela başını iki yana salladı.
"Emin değilim."
Tam o sırada binanın arkasından baston sesi duyuldu.
Tak...
Tak...
Tak...
İkisi aynı anda sese döndü.
Yaşlı bir kadın ağır adımlarla onlara yaklaşıyordu.
Bembeyaz saçları vardı.
Yüzündeki derin çizgiler yılların izlerini taşıyordu.
Ela'yı görür görmez olduğu yerde durdu.
Gözleri doldu.
Titreyen sesiyle yalnızca tek bir cümle kurdu.
"...Zehra'nın kızı..."
Ela'nın kalbi duracak gibi oldu.
Yaşlı kadın onu tanıyordu.
Ve ilk kez biri, Ela'ya ailesinin hiç söylemediği bir isimle seslenmişti.
Ela'nın dizlerinin bağı çözüldü.
Kulaklarında yalnızca yaşlı kadının söylediği iki kelime yankılanıyordu.
"Zehra'nın kızı..."
Sanki dünya bir anda sessizleşmişti.
Rüzgâr durmuş...
Kuşlar susmuş...
Zaman akmayı bırakmıştı.
Ela güçlükle konuşabildi.
"...Beni tanıyor musunuz?"
Yaşlı kadının gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
Titreyen ellerini Ela'nın yüzüne uzatmak istedi ama son anda vazgeçti.
"Ne kadar büyümüşsün..."
Ela şaşkınlık içinde bir adım geri çekildi.
"Kimsiniz siz?"
Kadın derin bir nefes aldı.
"Benim adım Nermin."
"Kimsiniz?"
"Yıllar önce bu çocuk evinde çalışıyordum."
Ela'nın kalbi yeniden hızlandı.
Çocuk evi...
Demek gerçekten bir bağlantısı vardı.
Kaan sessizce ikisini izliyordu.
Konuşmaya karışmıyor, sadece gelişmeleri dikkatle takip ediyordu.
Nermin Hanım gözlerini Ela'dan ayırmadan konuşmaya devam etti.
"Sen daha üç yaşındaydın."
Ela'nın gözleri büyüdü.
"Üç yaşında mı?"
"Evet."
"Ama... ben hiçbir zaman çocuk evinde kalmadım."
Kadın acıyla gülümsedi.
"Sana öyle söylendi."
Ela'nın boğazı düğümlendi.
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Gerçek sandığından çok farklı."
Tam o anda arka taraftan bir araba sesi duyuldu.
Siyah camlı bir araç binanın önünde yavaşladı.
Kaan istemsizce başını çevirdi.
Yüzündeki ifade bir anda sertleşti.
"Nermin Hanım..."
Kadın da arabayı görünce korkuyla irkildi.
"Hayır..."
"Eve girin."
"Onlar beni buldu..."
Ela şaşkınlıkla ikisine baktı.
"Kim bunlar?"
Kaan, Ela'nın kolunu hafifçe tuttu.
"İçeri."
"Hayır! Bana biri açıklama yapsın."
Arabanın kapısı açıldı.
Takım elbiseli iki adam dışarı çıktı.
Ela onları görünce nefesi kesildi.
Eski sahilde yaşlı adamı takip eden kişilerdi.
"Onlar..."
Kaan sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
"Binaya gir."
Bu kez Ela itiraz etmedi.
Üçü birlikte eski çocuk evinin içine girdiler.
Kapı içeriden kapandığında dışarıdaki adamların ayak sesleri duyuluyordu.
Nermin Hanım nefes nefese kalmıştı.
"Onlar yıllardır peşimde."
Ela şaşkınlıkla baktı.
"Neden?"
"Çünkü bildiklerimi anlatmamı istemiyorlar."
"Ne biliyorsunuz?"
Kadın birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini Ela'nın gözlerine dikti.
"Doğduğun geceyi."
Ela'nın bütün vücudu buz kesti.
"Doğduğum gece mi?"
"Evet."
Kaan da dikkat kesilmişti.
Nermin Hanım eski bir sandalyeye oturdu.
Ellerinin titremesi durmuyordu.
"O gece çok yağmur yağıyordu."
"Gecenin ilerleyen saatlerinde genç bir kadın geldi."
"Kucağında yeni doğmuş bir bebek vardı."
Ela'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"O kadın..."
"...Zehra'ydı."
Ela nefes almayı unuttu.
"Annem mi?"
Kadın başını yavaşça salladı.
"Evet."
"O seni kucağından hiç indirmiyordu."
"Sürekli aynı cümleyi tekrar ediyordu."
"'Kızımı koruyun.'"
Ela artık gözyaşlarını tutamıyordu.
"Ama neden?"
"Birileri peşindeydi."
"Kim?"
"Bilmiyorum."
"Sadece çok güçlü insanlar olduklarını biliyordum."
Kaan'ın yüzü düşünceli bir hâl aldı.
"Güçlü insanlar..."
Nermin Hanım başını salladı.
"O gece siyah arabalar geldi."
"Zehra seni bana verdi."
"'Ne olursa olsun onu yaşatın.' dedi."
Ela hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Peki sonra?"
Kadın başını eğdi.
"Sabah olduğunda..."
"...Zehra kaybolmuştu."
Ela'nın kalbi parçalanıyordu.
"Öldü mü?"
"Bilmiyorum."
"Bir daha hiç görmedim."
Tam o sırada dışarıdan sert bir ses geldi.
Kapıya vuruyorlardı.
"Kapıyı açın!"
Nermin Hanım korkuyla irkildi.
"Geldiler."
Kaan hızla kapının yanına gitti.
Telefonunu çıkarıp birini aradı.
"Buraya acil ekip gönder."
Karşı taraf bir şey söylemeden telefonu kapattı.
Ela şaşkınlıkla baktı.
"Kimi aradın?"
"Güvendiğim insanları."
Dışarıdaki sesler giderek artıyordu.
Kapı yeniden sarsıldı.
"Kapıyı açın!"
Nermin Hanım telaşla ayağa kalktı.
"Ela."
"Evet?"
"Sana göstermem gereken bir şey var."
Yaşlı kadın odanın köşesindeki eski dolaba yöneldi.
Alt çekmeceyi açtı.
İçinden tozlu, mavi renkli bir kutu çıkardı.
Kutuyu Ela'nın ellerine bıraktı.
"Bu yıllardır senin için saklandı."
Ela kutuya baktı.
Üzerinde solmuş harflerle tek bir isim yazıyordu.
ELA
Gözleri doldu.
"İçinde ne var?"
"Annenin sana bıraktıkları."
Ela kutuyu açmak için kapağı kaldırdı.
İçinden küçük pembe bir bebek patiği...
Eski bir emzik...
Ve katlanmış başka bir mektup çıktı.
Mektubun üzerinde şu cümle yazıyordu:
"Ela on sekiz yaşına gelmeden açılmayacak."
Ela'nın elleri yeniden titremeye başladı.
"Bu..."
"Annenin vasiyeti."
Tam mektubu açacakken çocuk evinin giriş kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı.
Takım elbiseli adamlar içeri girmişti.
Kaan hızla Ela'nın önüne geçti.
"Kutuyu al ve arka kapıdan çık!"
"Ya sen?"
"Git!"
Adamlar hızla onlara doğru yaklaşırken Kaan ilk kez öfkeyle bağırdı:
"ELA, KOŞ!"
Ela gözyaşları içinde kutuyu göğsüne bastırdı.
Arka kapıya doğru koşmaya başladı.
Arkasından yalnızca Nermin Hanım'ın korku dolu sesi duyuldu:
"Ne olursa olsun mektubu kimseye verme!"
Ela arka kapıdan kendini dışarı attığında nefes nefeseydi.
Kutuyu sımsıkı tutuyordu.
Ancak birkaç adım attıktan sonra donup kaldı.
Karşısında siyah bir araç durmuştu.
Aracın kapısı yavaşça açıldı.
İçeriden şık giyimli, ellili yaşlarında bir adam indi.
Adam Ela'ya uzun uzun baktı.
Sonra dudaklarından tek bir cümle döküldü:
"Demek sonunda seni bulduk... Ela."