Bölüm 4: Taz’ın Sevkiyatı ⁉️ 🤬

2383 Words
Kraliçe kitap emojimiz 👑 yorumlara! Bölüme başlamadan üj bej taç yollayın bakalım :D (Bir yorumda bir sürü taç eklemek yerine, birden fazla yorumda bir iki tane ekleyebilirsiniz.) Arven ~ “Benim hakkımda bir şeyler merak ediyorsa, bana neden sormuyor ki?” Canberk’e resmen dert yanıyordum. “Ayşegül’e sormak nedir ya!? Hem de herkesin içinde? Allah’tan aramızda kalsın dedim.” “O benim kocam değil mi? Biz onunla yatıyoruz! Her saniye dipdibeyiz!” Canberk, “Daha yeni tanıştınız, çok kısa sürede de nikah kıydınız. Yani size bu soruları yöneltmeye çekiniyor olabilir.” dedi. Masada konuştukları her şeyi Canberk duymuş, ve mecburen bana iletmişti. Evin her bir köşesinde önlem amaçlı dinleme cihazı vardı. Beni Aren’in annesi Melek Reis’in kızı sanmışlardı. Evet, buradaki Reis soyadıydı. Arven Reis Kandemir’deki Reis ise benim adım! Buna da evet, annem anlaşma nedeniyle lakabını bana isim olarak vermiş. Başka sorunuz varsa, yorum falan yazın ya da sosyal medyadan yazara ulaşın. Ben şu an kocam olacak şahsa kızgınım, o yüzden sizinle hiç uğraşamayacağım! Gözlerimi devirmekten kendimi alamadım. Korktukları ve kendilerince büyük gördükleri adam Kalender Kandemir, benim öz ve öz babamdı. Aslında Candar ailesinin kurdukları mantık, bana da normal gelmişti. Bu da acayip aklımı kurcalamıştı. Haldun dedem nasıl oluyor da Melek Reis’in babasıyken, annemin babası Raşid dedem oluyordu? Anneannem Ayten Sultan, Haldun dedemi severdi. Aralarındaki ilişki hep iyiydi, anneannemin kişiliğine rağmen hem de. Ortanca çocuk kocasından, en küçüğü nasıl olur da Şeyh Raşid’den olabilirdi? Zamanında bana garip gelmeyen ya da umursamadığım şeyler, şimdi kafamı karıştırıyordu. Bundan 20 yıl önce de ilişkiler şu anki gibi bozulmuş muydu? Kimin eli kimin cebinde bilinmiyor muydu? Bu işte kesin bir iş vardı. Bazen ailenin içinde yaşarken her şey normal gibi gözüküyordu, belli ki.. burada hayatın olağan akışına aykırı bir durum vardı. “Ha Canberk, Hafife cadısı büyük ihtimal Narin anneme bir şeyler veriyordu. Narin annemin önceki hastane kayıtlarını ve tahlillerini kontrol ettir.” “Cadı karı, konağa yerleşip kızı Zelal’i kocama kaktırmak için binbir yol denemiş. En sonunda da bu tutmuş belli ki.” Mahmut ön koltuktan, “Valla eniştem yemez o numaraları, baya akıllı bir adam. Sadece diğerlerinde olan köylü kurnazlığı Reis Candar’da yok.” dedi. “Reis Kandemir! Kocama doğru isimle seslen.” Mahmut arkasına dönerek, “Sen Reis, o Reis, ufacık bebeğe de vermişsin Reis. Şeyha Arya hazretleri, o tamamen Reis.. bizdeki de kafa hanımım! Ne sanıyorsun?” dedi. Bunu söyleyen Mahmut olmasa kafasını kırardım da.. dua etsin Mahmut’tu. “Mahmudi, sen artık Umman’a dön.” Mahmut’un yanı sıra Canberk’te şaşırmıştı. Çünkü Canberk’i tamamen Mahmut’un başına dikmiştim. Ona zorla her şeyi yaptırıyordu. “Neden!? Burası daha eğlenceli?” “Sana Umman’da ihtiyacım olacak. Git biraz Veliaht Prens vazifelerini yerine getir. Hem yakında körfez tatbikatı var, ekiple onun üzerinde çalışırsınız.” “Yaw tatbikat ne ki? Biz nerelere girip çıkıyoruz, körfezin incisinden sonra arap körfezinin görüp görebileceği en iyi takımız.” Canberk istemsiz olarak gülümsedi. “Körfezin incisi baya komikmiş, askeri birliğe öyle bir isim konulur mu ya? Kim koymuş adını?” diye sordu. Ben gözlerimi kaçırıp cama bakarken, Mahmudi yarılara gülüyordu. “Birleşik Arap Emirlikleri Kraliçesi Arven Reis Kasami’nin öz ve öz annesi, Başkan Danışmanı Arya Reis Kandemir!” Annemin adını söylerken ‘Reis’ kelimesine özellikle baskı yapmıştı. “Reis annemin evlenmeden önceki soyadıydı. Benim, kocamın ve Aşir’in ise ismi.. arada fark var.” Canberk, “Aren Bey’i kudurtmak için yapmadıysanız ben de bir şey bilmiyorum.” dedi. Omuz silkeleyerek ona cevap vermedim. Mahmut susmayarak, “Hadi kocanın ismini seçemezsin, diyelim ki denk geldi.” dedikten sonra dipnot geçiyormuş gibi, “Bu arada ismini duyana kadar, hepsini öldürmek istediğin gerçeğini görmezden geliyorum. O gece tüm aileyi katletmeyi kafaya koymuştun.” dedi. Ağzını yayarak, “Neyse..!” dedi. “Neyse kelimesinde g harfi yok Mahmudi.” Mahmut beni takmadan, “Ama el kadar bebeğe Aşir Reis ismi vermek nedir ya? Kendi oğlun bile değil, senden önce kocanın evlat almış olduğu yetim bir can.” dedi. “Öyle istedim ve yaptım Mahmudi, sorgulama ve ne diyorsam koşulsuz şartsız yap.” Mahmut şaşırarak, “Ne yapayım?” dedi. Önümüzde gördüğümüz tırlar ile dudaklarım kıvrıldı. “Şu sevkiyat tırlarını durdur bakalım, içlerinde ne varmış?” Canberk, ekibime talimat vererek tırları kısa sürede durdurdu. Yanımızda ileri teknoloji aletler olduğundan, aslında durmak zorunda kaldılar desek daha doğru olurdu. “Mahmut?” “Bunlar yarın öğlen Argun Candar’ın yanına varacaklar, sonra da kocanızın babası bunları bir şekilde sınırdan geçirecek.” Durdurduğumuz tırlardan birinin dorse kapağını açtı. “Ve bam! Annenin katili İtalyan mafyası Tiziano Morricone‘nun Türkiye üzerinden kaçırdığı silahlar!” Büyük bir kutuyu Sami ile birlikte aşağıya indirdiler. Gece, “Herkesi çevreye güvenli şekilde konuşlandırdım. Şimdi tır şöförleri yerine bizim adamlarımız geçecek.” dedi. Sami merakla, “Ne yani tırları verecek miyiz?” diye sordu. Bakışları tırlarda ve kapısına yaslandığı dorsenin içinde gezdirdi. “Burda milyon dolarlık teslimat olmalı, Taz’ın ekmeğine yağ mı süreceğiz?” “Normalde yarın baskın yapacaktık, ama Argun ağaya güvenemedim. Ya biz fark etmeden Taz’a öterse?” Gece kafasını sallayarak, “Soyadını biraz erken öğrendi. Sevkiyattan önce bilmeseydi iyiydi.” dedi. Canberk, “Ben herkesin içinde kocanızın, kimliğini açıp okuduktan sonra bunu dillendireceğini tahmin edemedim.” dedi. “Bilemezdin Canberk haklısın.” Sinirle isyan ettim. “Kocama bile güvenemeyeceksem, ben kime güveneceğim ya!?” Gece omzuma şöyle bir sürtündü. “Bana güvenebilirsiniz Şeyha’m.” Sami kıskançlıkla Gece’yi kendine çekti. “Hele gel buraya nişanlım.” Sami’ye adeta gözlerim yerinden fırlayarak göz devirdim. Mahmut, “Ee yuh yani!” dedi. ''Bunları da sanki ben nişanlamadım? Yoksa daha çoook bekleyecektin Sami efendi!'' Canberk, “İşimize odaklanalım, fark edilmeden hadi!” dedi. Merakla Canberk’e dönerek, “Resmi evraklarda ne taşıdıkları gözüküyor?” diye sordum. “Kozmetik ürünleri yazıyor. Her tırda farklı bir şirket için ambalaj yapılmak üzere sevkiyat gözüküyor.” Eliyle öndeki tırı göstererek, “Misal bu Irak’a gidiyor, şu Suriye’ye, bu da İran’a..” diye konuşmaya devam etti. “Nasıl yani!? Aynı noktaya gitmiyorlar mı?” diye sordum. Bu bana saçma gelmişti. Nasıl yani silahların hepsini farklı noktalara mı teslim ediyorlardı? Sami yüzünü buruşturarak, “İlk defa böyle bir sevkiyat görüyorum. Teslimatı farklı ülkelere mi yapacaklar?” dedi. Mahmut’un bakışları dorsedeki kasalarda dolaştı. “Sınırdan çıkar çıkmaz malları değiştiriyor olabilirler mi?” Kafamı sallayarak, “Belki.” dedim. “Türkiye’den Orta Doğu'ya bu tarz ürünler fazlasıyla gidiyor. Özellikle gelişmeye devam eden ve gelişmemiş ülkelerde daha yüksek kar marjları ile satılıyor. Çok fazla kozmetik ürünü sınırdan geçtiği için, evrakta daha az göze batıyordur.” Sami’ye dönerek, “Aç bakalım Sami.. Taz hangi silahları Orta Doğu'ya satıyormuş bakalım.” dedim. Sami ve Mahmut birlikte kasayı önüme doğru açtılar. Ufak kutuları görünce önce bir şaşırdım, sonra da bakışlarımı Canberk’e çevirdim. Gece, “Noluyo ya!? Arven’in daha önce hiç böyle şaşırdığını görmedim.” dedi. Kutulardan birini alarak havaya kaldırdım. “Gece gel kendin bak!” “Oha, o ufak kutu da ne öyle!?” Mahmut şokla, “O kadar ufak silah var mı lan!?” dedi. “Mahmut! Anlasana oğlum bizi ketenpereye getirdiler!” Konuşan Sami’ye baktım. Ama bu nasıl olurdu!? İmkansızdı yani, hemen Sami’ye haber vermiştim ve tırları güzergahta bulmuştuk. Gece kutulardan birini alarak içini açtı. “Kaliteli de allık ya! Alla alla.” dedi. Kutusundan çıkardığı allığa baktım.. baktım.. yeniden baktım. “Tırların hepsini en ince ayrıntısına kadar arayın! Köpek kullanın, cihazları kullanın!” Sami’ye döndüm. “O şoförleri hemen konuşturuyorsun!” İçimde bir volkan kaynıyordu ve asla ne olduğunu çözemiyordum. Bu nasıl olurdu!? Bir süre öyle boş boş volta attım. Sami yanıma bir adam getirip diz çöktürdü. “Anlat lan!?” “Abi vallahi billahi allık, far mar, rimel, haytlayt.. aman adı neyse onlardan taşıyoruz. Yeminle!” dedi. “Kim için taşıyorsunuz bu malları?” diye sordum. Adam tereddütte kalmış gibi gözlerini yumdu. “Lan!? Söylesene dişlerini dökmeyeyim şimdi!” “Candar’lar adına taşıyoruz. Argun Candar emrediyor, biz de yapıyoruz.” dedi. “Vallahi Allah Kuran çarpsın pis bir iş yapmıyoruz. Ben 4 aydır çalışıyorum bu aşiretle.. daha bir kere yasadışı işlerini görmedim.” dedi. “Nereye götürüyorsunuz malları?” “Bunlar fason üretim, ben İran’a geçiyorum ambalaj fabrikası var kocaman, oraya yığıyorum malları.. sonra da ambalajı basılıyor. Ambalajın ardından, kendi ülkelerinde piyasaya dağıtıyorlar.” “Allah aşkına, bakın tüm belgelerime.. hiçbir eksiğim yok. Tüm evraklarım tamamdır.” dedi. Gözlerimi kısarak adamın jest ve mimiklerini detaylı şekilde inceledim. “Doğru söylüyorsun.” Adam sanki beni duymamış gibi konuşmaya devam etti. “Bak valla inanmıyorsanız, ne isterseniz yapar.. Ha! Doğru mu diyorum!?” Sonunda sesindeki şaşkınlık barizdi. Kafamla Sami’ye adamı götürmesi için işaret verdim. Bu nasıl olurdu!? Argun ağa Taz’ın işbirlikçisi değil miydi? İmkanı yoktu, beni kaçırıp konağa getirdikleri gün ve daha sonrasında konakta olan biteni duymuştum. Canberk yanıma gelerek derin bir nefes aldı. “Hiçbir şey yok. Evraktaki her şey gerçek gözüküyor. Sami diğer adamları da konuşturdu. Hepsi tutarlı konuşuyor.” “Adamları korkutup tembihleyin, tırları da eskisi gibi yerleştirip gönderin. Uzaktan izleyen bir ekibi de başlarına verin.” “Emredersiniz Arven Hanım.” Tam harekete geçtiğinde, “Canberk!” diye seslendim. “Buyurun efendim?” “Bana Sami’yi çağırır mısın?” Kafasını olumlu olarak salladı ve yanımdan uzaklaştı. Bu durumda Candar aşireti masumdu. Eğer katliam planını iptal etmeseydim, suçsuz bir ailenin günahına girmiş olacaktım. Ama kocam kendisinden çok emindi. Benimle konuşurken açık şekilde, babasının Taz’la işbirliği yaptığını söylemişti. Ne yani!? Taz şimdi o kadar para verip, yurt dışına kozmetik ürünü mü kaçırıyormuş!? Bu ne saçmalıktı böyle!? Bu işte bir iş vardı. Aklımı kurcalayan düşünceler.. resmen oluk oluk zihnime akıyordu. Öğrendiğimiz bu yeni bilgi ile, her ihtimali değerlendiriyor ve teoriler üretiyordum. “Deccal? Beni istemişsin?” Önce aklınla.. sonra kalbinle düşünerek karar ver Deccal! Annemin bana en önemli öğretilerinden biriydi. “Şimdi beni sorgulamadan, sana yapman için bir şey söyleyeceğim.” “Emredersiniz Kraliçe’m, sizi dinliyorum?” “Bu gece nişancıların vardiya değişiminde, aşağıya ineceksin ve seni film şeritli bir araba alacak.” Sami’nin kaşları çatıldı. “Ben kimseye görünmeden gidebilirim, nereye gidilecek?” “Ne diyorsam onu yapacaksın Sami! Ve hiç kimsenin haberi olmayacak. Canberk’in ve Gece’nin bile!” Sami bu söylediğim ile şaşırmıştı. “Doğru İstanbul’a gideceksin, Aren Ateş o saatte evinde uyuyor olur. Onu kaldırıyorsun, burada yaşadıklarımızı bir bir anlatıyorsun. Özellikle de bu kozmetik olayını..” Sami meraklı şekilde gözlerimin içine baktı. “Bence Taz’ın Argun ağa ile anlaşması, bizi başka yöne çekmek için kurulan bir tuzaktı. Annem de, ben de ne yazık ki bu tuzağa düştük.” Annem ölmeden önce Taz’a Orta Doğu’da rahat vermiyordu. Annem öldükten sonra kendilerince bir plan yaparak, beni de bu yöne çekmek istemiş olabilirlerdi. “O zaman.. başka rotadan silahları kaçırıyorlar.” Sami söylediğimi mantıksız bulmuş gibi konuştu. “Ama her noktayı kontrol ettik. Neredeyse tüm firmaları ve firma sahiplerini.. tırları, gemileri, uçakları.. hepsine bakmadık mı?” “Böyle bir şeyi gözümüzün önünde, bizimde görmeyeceğimiz şekilde nasıl yapabilirler ki?” “Göz göre göre sevkiyat yapacaklar.. ama biz öylece malak gibi bakacağız!? İmkansız böyle bir şey.” Yüzüm şaşkınlıkla açıldı. Tahmin ettiğim şey doğru olabilir miydi? “Sami..” “Efendim Deccal?” “Biz.. kimleri kontrol etmiyoruz Sami?” “Herkesi ediyoruz ki? Bu piyasada bizden.. özellikle Kandemir Holding’den gizli kim iş yapabiliyor? Babanızın korkusu ile herkes üç buçuk atıyor.” Sami’ye anlamlı şekilde bakmaya başladığımda, yüzü an ve an şokla aydınlandı. “Hassiktir! Nasıl ya!?” “Aren.. hemen gidip ona söyle. Kontrol etsin, düşündüğümüz doğruysa.. illa bir şeyler biliyordur.” “Eğer bu doğru çıkarsa.. o zaman Aren Ateş’e ne olacak?” “Elbette onu diri diri yakacağım! Böyle bir şeyin yapılmasına nasıl göz yumulabilir!? Açıkça bu onun ihmalkarlığı olur!” Derin birkaç nefes aldım. “ATEŞ! Elimde kalacaksın ATEŞ!” “Şşhh! Birileri duyacak!” Resmen sinirden kuduruyordum. Hayatımda yaşamadığım bir öfke patlamasının eşiğinde gibiydim. Canberk hızla yanımıza geldi. “Efendim, iyi misiniz?” Mahmut, “Oha lan, ben sana neler yaptım da böyle sinirlendiremedim. Noluyor!?” diye sordu. “Bilmiyorum!” Tırnaklarımı boynuma geçirip kaşıdım. “Sikeyim! Sanki yanıyorum!” Gece ağzı bir karış açık şekilde, “Öfke krizi mi geçiriyor?” dedi. Hepsi aynı anda, “Ama bu nasıl olabilir ki?” dediler. Olamazdı, ben hiç yüksek duygusal tepkiler vermezdim. Ben hala duyguları tanımlamakta zorlanıyordum. “Sami, su getirir misin?” “Tamam Gece’m.” Ayaklarım tutmuyormuş gibi hissettiğimde, kenardaki çıkıntıya oturdum. Mahmut önüme diz çökerek bulgularımı hızlıca inceledi. Sonra da Sami’nin uzattığı suyu bana içirdi. “Hormonal bir şey olabilir mi?” diye sorduğunda, merakla Canberk’e baktım. Sadece “Ah!” dedi ve eliyle alnına vurdu. “Muhtemelen yumurtalarınız için yaptırdığımız iğnenin yan etkisidir. Zaten hormon seviyelerinizi yükseltecekti.” Gece’nin kahkahası boşlukta yankılandı. “Kadın gibi hissetmeye hoş geldiniz majesteleri! Biz her ay regl zamanlarımızda böyleyiz.” dedi. “Ne!? Saçmalama! Yok artık.” diye hayretle soludum. “Hassikomonaçi! Ben her ay bunu çekemem Canberk ha!” “Hamile kalmak istiyorsanız..” Aklıma gelen fikirle Canberk’in sözünü kestim. “Candar doğursa ha!? Olmaz mı?” diye sordum. Beklentiyle gözlerimi kırpıştırarak Canberk’e minnoşca baktım. “Fizyolojik olarak imkansız!” “Yav 2045’e gireceğiz!? Hala mı yok? Teknoloji gelişti diyorlar bir de! Hay sizin yapacağınız teknolojinin..” Küfürleri yardıracağım sırada, “Yalnız hanımım, teknolojik gelişmeleri genelde sizin hissedar olduğunuz şirketler yapıyor a’mm’a bilemiyorum.” dedi. Kaşlarımı çatarak, “Hadi ya!” diye mırıldandım. “Off.. inşallah hamile kalmışımdır, yoksa..” Canberk’e döndüm. “Böyle bir araştırma yapan ya da geliştirme aşamasında olan şirket var mı araştır. Onları fonlayalım, olmadı biz bir ekip kuralım. Bir an önce icat etsinler şunu.” dedim. “Nasıl emrederseniz, sabah sizi bilgilendiririm.” Birkaç saniye bedenimi dinledim. “Ee bu geçti.” Gece kahkaha atarak Sami’yi çekiştirdi. “Yüzyılın mucizesi yaşanıyor, Deccal’de artık benim gibi.” dedi. Sami sanki ben burada yokmuşum gibi, “Zaten yemekte de kocasına trip attı, ben sana demiştim kraliçemiz değişiyor.” dedi. “Az uzakta yapın bari dedikodunuzu!” Oturduğum çıkıntıdan ayağa kalkıp, “Aman her neyse. Gidelim! Kocamı bugün çok az gördüm, sanırım onu özledim.” diyerek söylendim ve arabaya adımlamaya başladım. Canberk ve Mahmut, kısa bir süre birbirlerine baktıktan sonra peşimden gelmeye başladılar. Diğer adamlarım başka arabalarda gidiyordu. Zaten konaktan çıkıp, buraya gelirken de Canberk, Mahmut ve ben aynı arabadaydık. Derin bir nefes alarak ciğerlerime temiz havanın dolmasını sağladım. Bu aralar yaşadıklarım.. acaba bana fazla mı geliyordu? “Mahmudi..” “Efendim hanımım?” “Ben gerçekten değişiyor muyum?” diye sordum. “Bence.. özünüzdeki dışarıya çıkmaya çalışıyor. İçinizden nasıl geliyorsa öyle hareket edin.” “Diyorsun?” “Diyorum.” Arabaya bindiğimizde Canberk motoru çalıştırdı ve Candar konağına doğru yola çıktık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD