Yakut kılıç

1274 Words
Başımdaki şidetli ağrı ve gözlerimdeki bulanıklık geçecek gibi değildi. Hızlı nefesler alırken kalbim patlama raddesine geldi. Şakağımdan süzülen bir damla tere bakılırsa, hâlâ bayılmadığıma göre kötü bir şey yoktur sanırım. Gözlerimi kapatıp hızlı nefeslerimi düzene sokmak için biraz bekledim. Gözlerimi tekrar açtığımda kendimi biraz daha iyi hissediyordum.Yavaşça ayağa kalktım; asansörün arkasından gelen seslerin ne olduğunu öğrenmek için açma döğmesine bastım. İçeride uzun süre bekleyince, insanlar asansörün bozulduğunu düşünüp yetkili birilerini aramış olmalıydılar. Görevli, bembeyaz olmuş yüzüme bakarken,"Hanımefendi iyi misiniz? Bir sorun mu var ?" diye sordu "Hayır, teşekkürler, ben iyiyim," deyip yanımdan geçtim. Çantamdan telefonumu çıkarıp saate baktım. Kahretsin! Geç kalmıştım; toplantı bir dakika önce başlamıştı. Sarsak adımlarla toplantı odasına doğru koştum. Kapıyı iki kez çalıp içeri girdim. Keşke girmeseydim... Haldun Kahramanoğlu, kırmızı şal gürmüş boğalar gibi kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Sanki biraz empati kursa dünya yıkılırdı."Çok özür dilerim, biraz geciktim," deyip bana ayrılan koltuğa kurulurken cehennem zebanimin ve şeytanın gözü üzerimdeydi. Yaklaşık yarım saat süren toplantıdan sonra Haldun bey beni odasına çağırmıştı. İstediği bir dosyayı hazırlamadığım için beni bir güzel azarlamıştı. İşin garibi, bu adam benden böyle bir dosya istememişti ki! Kendimi aklamaya çalışım ama sanırım gerçekten unutmuşum; çünkü Nihal ve Oya'da aynı şeyleri söyleyince doğru olduğunu anladım. Benim gerçekten bir doktora görünmem gerek. Tüm işlerimi bitirdikten sonra şirketin kaffesine gidip bir kahve içmek için her zamanki masama oturdum. Masam kafe tezgahına oldukça yakındı. 19 yaşındaki Berkecan, buraya her zaman geldiğim için artık ben istemeden kahvemi önüme koyuyordu. Masamda oturmuş Çağla ile mesajlaşırken, Berkecan'ın yakın arkadaşı olan Ferhat gülerek bir şeyler konuştuklarını duydum. Sanırım benden bahsediyorlar. Ferhat, "Oğlum bakmasana öyle kadına," diyordu. Berkecan ise, "Oğlum, zaten ben bakayım diye böyle şeyler giyiyor," diyordu. Ne! Pardon? Ben herkesi bırakıp 19 yaşındaki bir ergen için mi hazırlanıyordum? Şaka olmalı! Bu Çocuğu yolarım! O uzun siyah saçlarından tutup yerlere yerlere vurmak için ellerim kaşınıyordu. Sanırım duyduğumda haberleri yoktu, yoksa kimse bana böyle söylemeye cesaret edemezdi. Ferhat,"Tabi canım, sadece senin içindir," diyerek içime biraz su serpmişti ama yeterli değildi; yinede ellerim kaşınıyordu. Berkecan, "Öyle olmasa, böyle giyindikten sonra her gün gelip karşımdaki masaya oturur mu?" deyince şalterlerim attı. Ferhat bir şeyler diyecekti ki benim ayaklanıp yanlarına gitmemle susmak zorunda kaldı. Berkecan'ın arkasından, sırtına bakarak "Sen bir bana baksana!" dedim. Ferhat dudağını ısırıp acımış gözlerle arkadaşına bakarken, Berkecan bana döndüğü an saçından tutuğum gibi çektim. Eteğimin kısalığına aldırmadan, sağ bizimle bacaklarının arasına bir tekme attım. Berkecan ellerini önünde birleştirip yere düşerek iki büklüm olmuştu."Oruspu çocuğu! Ben senin için mi hazırlanıyorum?"deyip karnına sivri topuklularımla bir tekme daha attım. Ferhat yanaşmaya korktuğu için öylece bakıyordu."Senin için hazırlandım, baksana!" deyip savurduğum tekmelerin ardından ekledim: " Seni buradan attırmazsam bende adam değilim!" Çantamı ve telefonumu alıp çıkışa yöneldim . Sinirli ve kendimden emin bir şekilde ilerlerken ... Ersin Batık! Yine mi? Gözüne görünmeden tam arkasından geçecektim ki "Durgun!" dedi. Evet,"Durgun"... Bu herşeyi bilen zebani, ismimi bir türlü düzgün söyleyemiyordu yada söylemek istemiyordu. Yüksek ihtimalle bilerek yapıyordu. Kendimden emin bir sesle,"Buyrun, Ersin bey, bir şey mi istediniz?" dedim. "Sabah on dakika boyunca asansörü neden işkal ettiğini bana anlatmak ister misin?"diye sordu. "Açıklayabilirim," dedim."Açıkla," dedi."Pek iyi hissetmiyordum," deyip elimi başıma attım. "Zaten hastaneye gidiyordum." Gözlerini kıstı kısa bir süre beni süzdü."Tamam, beraber hastaneye gidelim o zaman," dedi. Ne? "Hayır, teşekkürler, hiç gerek yok. Ben kendim giderim, size rahatsızlık vermeyeyim," dedim. "Senin için değil, benim de hastanede işim var," dedi. Anlamış gibi yapıp kafamı salladım. Tam bir şeyler söyleyecekti ki telefonum çaldığı için konuşamadım. Ersin Batık'ın bakışları eşliğinde telefonu açtım. "Efendim, Çağla?" dedim. "Babam hiç iyi değil!"demesiyle "Ne oldu?" demem bir oldu. "Bende yeni öğrendiğim, kolu kırılmış, alçıya almışlar," dedi. Çok korktuğum için Ersin bey'e cevap bile vermeden koşarak," Nerdesiniz?"diye sordum. Çağla"Çalıştığım hastanedeyiz," deyince önüme ilk çıkan taksiye atlayıp hastaneye gittim. Koşarak hastaneden içeri girdim. Koridorda ilerlerken kuzenim Deniz'i gördüm. Deniz; amcam Orhan ve yengem Işıl'ın tek oğluydu. Amcam yaşlandığı için oğlu Deniz onun yerine bu hastanede hademelik yapıyordu. "Deniz, Babam nerde?" dedim. Deniz benden küçük olduğu için ona ismiyle hitap ediyordum. "Sakın ol, seni babana götüreceğim, beni takip et," deyince peşine takıldım. Babamın kaldığı odanın önüne gelince Deniz omzuma dokundu: "Şu anda daha iyi, zaten Çağla da yanındaydı, endişelenme," Ona tebessüm ederek içeri girdi. Babamın sağ kolu alçıdaydı, kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. "Baba, iyi misin?" diyerek yanına gittim. "İyiyim," diye kısa bir karşılık verdi. "Çağla, bu nasıl oldu?" diye sordum. Çağla bu hastanede staj yapıyordu; bana ve babama bakarak kafasını iki yana salladı. Babam hiç birimize kolay kolay bir şeyler anlatmazdı zaten. Babam, sadece karşısına bakarak"Bana gidip biraz su getir," dedi. "Tamam, birazdan dönerim," deyip su almaya gittim. Babama su alıp geldiğimde odası boştu. Hemen telefonumu çıkarıp babamı aradım. Hemen açtı."Baba sen nerdesin?" dedim. Düz bir sesle, "Hastanenin giriş kısmındaki bankta oturuyorum. Oraya gel, seninle konuşmam gereken önemli bir şey var," dedi. Babam böyle söyleyince biraz affaladım; o bana kolay kolay bir şeylerini anlatmazdı ki... Yanına gittiğimde öylece oturuyor ve karşıdaki duvarda asılı olan kan bağışı afişine bakıyordu. Yanına gidip oturdum. "Baba, gerçekten iyi olduğuna emin misin?" Hiç bana bakmadan "Evet," dedi. "Peki, benimle ne konuşmak istiyordun?" Babamın telefonuna bir bildirim geldiğinde göz ucuyla baktı, sonra bana dündü. "Beni dışarıda bekleyen biri var, sen burada kal,ben birazdan dönerim," deyince babamın çok garip davrandığını anladım. Onu fazla sinirlendirmemek adına "Tamam, ben seni burada bekliyorum," dedim. Babam ayağa kalkıp kapıdan dışarı çıktı. Karşıdaki kan bağışı afişi gözüme çok çarptı; kan verenlere hediye veriyorkarmış. Önce etrafında baktım, sonra da küçük bir kız çocuğu gibi kendime engel olamayıp bir hediye almak için kan vermeye gittim. "Merhaba, ben kan verecektim," dedim ve ve yarım saat sonra elimde küçük bir anahtarlıkla odadan çıktım. "Bu ne ya ? Böyle hediye mi olur?" deyip sızlandım. Belki de kanımı alan kadın, kanımı beğenmediği içindir... zaten bana bir hastalığım olup olmadığını sormuştu, ben de "Hayır, yok," demiştim. Sadece bu aralar biraz unutkan olduğumu, başımın ağrıdığını ve bu sabah burnumdan aniden kan geldiğini söyleyince, kadın şüpheli gözlerle bakıp kanımı tahlile götüreceğini söylemişti. Neyse ki babam burada değildi; kızının bir hediye için kan verdiğini öğrense bir ay boyunca bunu konuşur,bana kızardı. Bu arada, babam nerde kaldı? Hemen telefonumu çıkarıp mesaj attım: "Baba nerdesin? Seni bekliyorum" Babam:"Ben eve çoktan geçtim, sende çok oyalanma gel," diye cevap yazınca gözlerimi kocaman açıp telefona baktım. Bu adam bana "Bekle, geleceğim," demedi mi? Neden şimdi böyle yapıyor? Burada yapacak bir şeyim kalmadığı için dışarı çıktım. O da ne? Burada ne olmuştu? Bir yanda polisler, bir yanda insanlar ve gazeteciler... Bir kadının titreyerek polise şunları dediğini duydum:"Gördüm o adamı! Boynunda yakut elmasını andıran bir dövme vardı , her tarafı dövmelerle kaplıydı, çok uzun boyluydu. Elinde bir bıçakla adamın boğazını kesti! Ben gördüm! kadın bunları söylerken polis memuru telefondan bir şeyler söylüyordu. Sanırım az önce burada bir cinayet işlenmişti ve bu masum kadın her şeyi görmüştü. Güneş çoktan battığı için etraf karanlıktı . Hastanenin otoparkına yönelerek sarı bir taksiye ilerledim. Hemen binip eve gidip, dinlenmek istiyordum. Karanlık olduğu için ayağım bir şeye çarptı, çantam yere düştü ve içindekiler yere saçıldı. Eğilip telefonumun ışığını açıp, eşyalarımı toplayıp ayağa kalktım. Işığı kapatmadan taksiye ilerleyecektim ki tam karşımda, taksinin arkasında, Arkası bana dönük bir şekilde motorsikletin üzerinde bir şeyler yapan adamla karşılaştım. Işığı kaldırıp temkinli adımlarla ona baktım. Kahretsin! Bu, az önce kadının bahsettiği adamdı! Ensesinde yakut başlı bir kılıç dövmesi vardı; Siyah bir tişört giyidiği için kolundaki tüm düvmeler açıktaydı. Hayır...O elindeki kanlı bir bezdi; siyah eldivenlerinin üzerindeki kanı siliyordu. Adeta ürperdim. Şu anda bir katilin arkasında, onu suçüstü mü yakalamıştım? Ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Ya dönerse? Hayır, lütfen dönmesin! Çok geç...Adam bana doğru ağır ağır döndüğünde, o an ölen adamın yerine kendimi koydum. Neden hiçbir polis bu tarafa gelmiyordu. Ya da bu adam neden bu kadar rahattı? Katil bana doğru yürümeye başladığında aramızda sadece üç adımlık mesafe kalmıştı. Sanırım beni de öldürecekti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD