"Babaanne çok efkârlıyım, senin ellerinden tavşankanı bir demlik çaya ihtiyacım var."
"Dolaşma dışarlara, gel eve ediyrum. Meleğida al gel, mısır ekmeği etmişum."
Babaannemle konuşmayı sonlandırdıktan sonra, telefonumu çantama koymak yerine arka cebime sıkıştırdım.
Melek, mısır ekmeğini çok severdi, Babaannem her yaptığında muhakkak ya gönderir, ya da onu bize çağırırdı.
Melek'in gelmesi iyi olacaktı benim için, Bahadır Kalasoğlu'yla olanları sansürsüz anlatabilirdim ona. En yakında ki markete girip bir güzel alışveriş yaptım. Diyecek olursanız bu değirmenin suyu nerden geliyor işsiz hanımefendi Yeter?
Benim Cafer abim, bana sormadan harçlıklarımı temin eder. Utanırım alamam diye elime vermez, direk cüzdanıma koyar. Yani anlayacağınız benim cüzdanımda ne kadar para olduğunu ben değil Cafer Abim bilir.
Bakmayın ona Grinin Cafer tonu dediğime, kendisi kişiliğine çok aykırı gibi gözükse de, çok yetenekli bir mimar. Ah ne çok isterdim bende şu an bir iş sahibi olmayı. Ama Bahadır Kalasoğlu sağ olsun.
Melek'i arayıp haber verdikten sonra, beş dakikalık yolu sebepsizce koşarak iki dakikaya indirdim.
Koşarken saçlarımla harp etsem de aldırış etmedim. Tıpkı kaçmaya çalıştığım gerçekler gibi, yüzüme vuruyorlardı.
Eve geldiğimde anahtarımla açarak, odama çıktım. Ilık bir duş alıp üzerime rahat kıyafetler giyerek, saçlarımı kurutmadan salona indim.
Babaannem, koltukta oturmuş yenidünya liderine patik örüyordu.
Yanına giderek yanağından öptüm, aslında Babaannem en çok elinin öpülmesinden hoşlanırdı ya, neyse.
"Bunlar çok tatlı Babaannem."
"Torunumun ayaklari üşümesun, diğer nenesi ne anlar örmekten."
"Ablamları göremedim, odalarındalar mı?"
Babaannem sırtını yaslayıp, gözlüklerini çıkardıktan sonra derin bir nefes aldı.
"Ele karuştunmi, istemiyrum diyemezsun yavrim. Ayfer'e kaynanası dedi, gel bira da ben bakayım torunuma. Yok diyemedum Cafer'le yolladum olari. Nilüfer'e de nasihat ettum, uşağum dedum kaynananda senin anandur etma, üzma kariyi.
Oda kocasıyla evine gitti. Alışmıştum iki haftadır hep berabe yaşamaa"
Babaannemin yanağından aşağıya süzülen yaşı hemen sildim parmak uçlarımla, o benim Babaannem değil Annemdi.
Ağladığı zamanlar nadir olurdu, oda ya Annemi özlediğinde ya da dedemi özlediğinde. Annem, Babaannem için "Kaynana değil mübarek anamdur benum" dermiş. Bu zamanda böyle aile bağları yok ne yazık ki.
Babaannemi daha fazla ağlatmamak adına ona sarılmadan, yanından kalktım.
"Ben çaya bakayım, Melek gelir şimdi."
Marketten aldığım abur cubur şeyleri de bıraktığım kapının yanından alıp, Melek'in sevdiklerini açtım sadece. İştahım kaçmıştı işte.
İçerden gelen seslerle Melek'in geldiğini anladım. Mutfağın kapısından çıkacağım esnada, Melek'le çarpışınca dengemi kaybedip kıymetlimin üzerine düştüm.
Kıymetli bu yani, boru mu?
"Gitti çanak!"
Melek'in ağzını eze büze kurduğu lafa kahkaha atarken, elimi uzattım. Seke seke masaya kadar ilerlediğimde zor bela oturdum.
"Melek, hoş geldin diyemedim sana. Gel buraya."
Melek, yapı olarak çok deli dolu bir kızdı. Yani benim sessiz sakin normal bir arkadaşım olabileceğini düşünüyor musunuz?
Babaannem odasına çekildikten sonra, bizde çaylarımızı doldurup muhabbet etmeye başladık Melek'le.
"Melek, senin Arif'i gördüm geçen gün."
"Yaa, nasıldı?"
"Sarhoştu galiba, gün ortasında."
Melek'in kaşlarının çatılışını izlerken, benimde içim acımıştı.
"Ay bak sana ne anlatacağım, başımda çok büyük bir bela var. Arif'i sekize katla, yanına çarpı koy bin beş yüzle katla."
Melek, mısır ekmeğini tereyağı ve peynirle büyük bir iştahla yerken, Bahadır Arslanoğlu'yla karşılaşmamdan bugüne kadar olan her şeyi anlattım.
"Babamdan yadigar silahı olacaktı evimde, alıp geleyim mi?"
"Manyak mısın Melek? Benim, Babamın Abimlerin, Gazanfer ablamın Babaannemin de var. Silahla hallolacak bir şey değil bu, eğer sende varsa bana akıl versene."
Melek, elini hafifçe omuzuma vurarak, sırıttı genişçe.
"Kızım yedi kardeşsiniz, aralarında her daim akıl veren, mantıklı kararları hepsine empoze etme yeteneğine sahip olan sensin. Benden mi akıl istiyorsun, üstelik kafam bu kadar bulanıkken. Ben muhalefet lideriyim."
Ayağa kalkıp kıymetlimi okşaya okşaya soğuyan çayın altını açarak geri sandalyeme oturdum. Melek'in kafasının bulanık olma sebebini daha sonra sorgulayacaktım.
"Melek, Abim çok üzgün. Bende adamı ikinci defa yakmışken karşısına çıkamam."
Melek telefonunu masanın üzerinden alırken, sordu.
"Neydi bu adamın adı soyadı?"
"Bahadır Arslanoğlu"
Sosyal medya üzerinden arama yaparken, boşuna yapmamasını söyledim. Sonuç olarak ben bir şey bulamamıştım.
Melek'in ağzı önce O şeklini aldı, ardından ben çaylarımızı tazelerken telefonun ekranını gözüme soktu.
"Kızım sen bu adamın mı suratını yaktın?"
Çaydanlığı ocağın üzerine bıraktıktan sonra, sakince yanıtladım.
"Evet, neden sordun?"
"Kızım sen bu adam için Google'da bir defa araştırma yaptın mı?"
"Evet, ama asosyal bir adam bir şey bulamadım."
"Sen Bahadır Kalasoğlu olarak yaptın herhalde. Adamın tonla röportajı ve sosyal medyada çok büyük bir kitlesi var. Üstelik aynen şunları söylüyor röportajında."
Melek'in söylediklerini dinlemeden önce, kuruyan boğazımı çayla ıslatayım derken, hızlı içtiğim için boğazım yandı.
Bu adam hep zarar!
"Bahadır Arslanoğlu'na iş konusunda nasıl bir tavır sergilediğini soruyoruz;
Ben, iş alanımda anlayışsız despot bir patron değilim, tahammülüm olmayan tek şey haddini aşan insanlardır. Çalışanlarımla aramda seviyeli bir muhabbet olması, iş yaparken enerjimizi yüksek tutmamızı sağlar."
Melek, gözlerini kısıp, işaret parmağını havada sallayarak bilgiç bir tavır takındı.
"Sen bu adama böyle sürekli damdan düşer gibi davrandın ya, adam sana kıl kaptı demek ki. O yüzden seninle uğraştı o gece."
Tam kendimi savunmaya geçeceğim esnada, telefonum çalınca tanıdık olmayan numarayla kaşlarımı çattım.
"Efendim?"
"Asude Yüksel'le mi görüşüyorum?"
What!
Asude? Yüksel?
Kıymetlime darbe inmiş gibi hissetmem normal mi a dostlar?
Telefonun ekranına bakıp, hoparlör kısmını kapatarak Melek'e fısıldadım.
"Kalasoğlu arıyor, bittim."
Melek, benden fazla panik yapınca sakin olmam gerektiğini kendime hatırlatarak cevap verdim. Endişem ailemi üzmekti, ben Kalasoğlu'yla her türlü baş ederdim.
"Buyurun benim?"
"Asude Hanım, ben Bahadır Arslanoğlu."
"Sizi dinliyorum"
Allah bilir, dinime imanıma düz gidecek, kapat kızım telefonu kapat, hattını kır at, derken iç sesimi zorla susturdum.
"Kusura bakmayın, ben o gün ön yargılı davranarak size yanlış bir ithamda bulundum. Ama karşılığında sizin bana bedensel olarak verdiğiniz zararla ödeştiğimizi düşünüyorum."
Tabi bunları duyan ben, adamın alttan alttan 'benden özür dile' sinyallerini duymazdan gelerek, üste çıktım.
"Yaptığınız itham, çok çirkindi. Sizin bu kaba ve ahlaksızca olan ithamınızı unutmamı istiyorsanız, Arzuhal ablayı Zafer abime verin."
Melek, karşımda bravo diye işaret verirken, Bahadır Arslanoğlu birden Kaplan kesildi başıma.
"Bunun olması imkânsız, unutun Asude hanım."
Kızım bu ölümden önce son kaçış, Zafer abin için savaş!
Sonra kemençenin tellerine de dönsen sıkıntı yok!
Yalnız adam ben her Asude deyişinde, beni bir gülme kahkaha atma isteği alıyor, sormayın gitsin.
Oturduğum yerden ayağa kalkarak, sesimin tonlamasını onun gibi yükselttiğimde Melek gözlerini büyütmüş bana bakıyordu.
"Siz insan değil misiniz yahu? Aşk nedir bilmez misiniz? Geldik yakışır şekilde kızınızı istemeye, olay çıkardınız batırdınız! Bu işi nasıl bozduysanız, o şekilde düzeltmek size düşüyor!"
"Eğer bu iş olsun istiyorsanız, benim dediklerimi yapacaksınız kabul mü?"
"Ne istiyorsunuz?"