2.Bölüm

1288 Words
Bazı herifler tarafından kapı dışarı edilmek sinirimi bozsa da, bu bana engel olabilecek etkiye sahip bir olay değildi. Önceliğimi Abime vererek onu aradım. "Zafer abi, sakın sözümü bölme dinle beni şimdi." "Dinliyorum, Yeter." "Akşam sana Arzuhal ablayı istemeye gidiyoruz, Babaannem söyledi. İşinden erken çık gel, birde senin çiçeğin çikolatan falan uğraşamam." Zafer abimin sevinç nidaları arasında telefonu kapatarak, yan koltuğa fırlattım. Bahadır Arslanoğlu denilecek kişilik, beni görevliler eşliğinde uğurladıktan sonra ben ne yaptım bilin bakalım? Sizce kuzu kuzu eve dönecek bir tip var mı bende Allah aşkına? Yeter Yetmez'i hiçe saymak, kolay değil öyle. En yakındaki alış veriş merkezine giderek kıyafetlerimi değiştirip, bir güzel peruk aldım kendime. Şirkete tekrar bir kızıl afet olarak döndüğümde, gözlüklerimi çıkarmadan yaptığım abartılı makyajla yönetici katına çıktım. Bahadır Arslanoğlu'nun odasını bulduğumda, asistanının çığlık ve feryatlarına aldırış etmeden odasına daldığımda, beni ilk bakışta tanıyamadı. Asistanı onu dinlemediğimi zırvaladıktan sonra, Bahadır denen yeşil gözlü herifin tek hareketiyle dışarıya çıktı. Tek elimle gözlüğümü çıkartıp yakama asarken, göz ucuyla odada kafasında kırabileceğim bir şey aradım. Masanın üzerinde duran su ve kahveyi gözüme kestirdiğimde, ellerini iki yana açıp 'Senin derdin ne?' bakışları atan beyefendiye bir şey demeden üzerine kahveyi boşalttıktan sonra, ayakkabılarımın izin verdiği koşulda topuklayarak kaçtım. Sanırım benim Asude Yüksel olduğumu, boynundan ve sakallarından aşağıya kahve boşalırken fark etti. Ne yapsaydım yani, beni kovması yanına kar mı kalsaydı? Cık cık cık, Karadeniz kızıyım ben, Eflatun Yetmez'in torunuyum. Dua etsin Kutsal Bastonla çevire çevire haşlamadım yanlarını. Şu an tüy gibi hafiflemiş hissediyorum kendimi. Nasıl bir rahatlıktır bu be! Sanırsın bir tava hamsi yedim. Yaşasın eli maşalı hatunlar! Yaşasın Yetmezlerin torunu Yeter! .............. Babaannemin verdiği talimat üzere eczaneden aldığım hamilelik testiyle, eve geldim. Nilüfer ablam büyük yeğenim Aydın'la oyun oynarken, Ayfer ablam Yunus'un altını değiştiriyor, sözde hamile olan Nilüfer ablama çocukların bakımı hamilelik süresince yaşanabilecek sıkıntılardan söz ediyordu. Benim ardımdan eve giren Gazanfer ablam, omuzuma gelişi güzel bir yumruk atıp, sorgu odasına doğru çekiştirmeye başladı beni. "Anlat bakalım, bu defa anlaşabildin mi? İmzaları ne zaman atıyorsunuz? Üzerindeki o saçma kıyafetlerde ne?" Gazanfer ablamın fazla abartılarla dolu olmayan bana nispetle daha sakin olan odasında bulduğum pufa oturup ayaklarımı uzattım. Sanırım çantam merdivenlerden çıkarken yuvarlanmıştı. "Abla, bazen düşünüyorum. Acaba ben rahmetli annemin bedduasını mı aldım?" Gazanfer ablam, açtığı giysi dolabının kapağına yaslanırken, tek kaşını kaldırıp bela okuyan bakışlarını dikti üzerime. "Bu dünyada Laz olup küfretmeyen, beddua etmeyen, fenalık düşünmeyen, saf tek bir kadın vardı Yeter. Oda Annemizdi." Oturduğum puftan kalkarak ellerini kalçalarımın üzerine koyup, odanın içinde bir sağa sola doğru yürümeye başladım. "Pekala abla söyler misin o zaman, benim içimdeki bu kız kime çekmiş?" Gazanfer ablam, kahkaha atıp elinde ki kıyafetleri yatağının üzerine bırakırken, bana cevap verdi. "Kızım, sen aramızda ki en oturaklı, en akıllı, en masum, en saf düşüncelimizsin." Evet... Ailemin gerisini siz düşünür müsünüz? Benim anlatma yeteneğim, bu kısımda bir kördüğüme kafa tutuyor. Lan ben bugün patron olacak adamın kafasından aşağıya, sıcak mı soğuk mu olduğunu bilmediğim kahveyi, ardından suyu devirdim. Beni taciz etmekten dava etse hapishanelerde çürürüm bu minik bedenimle. Gerçi benim Goncafer ablamın taş gibi hukuk adına can veren arkadaşları varken, beni demir parmaklıkların arkasında don atlet beklemeye mahkûm etmezler. Gazanfer ablamla daha fazla bu konuda konuşursam, ilk kelimesi beni anneme benzettiği olacaktı ki, buna katlanamazdım. Annemin bu evde ne kadar kıymetli olduğunu herkes bilirdi. Ona benzetilmek anneme hakaret ediyormuşum gibi geliyor, hoşuma gitmiyordu. Sabah beni kutsal bastonla uyandıran Babaannemin odasına ayaklarımı sürükleyerek gittiğim esnada, içerden gelen seslere benden önce Goncafer ablamın gelmiş olduğunu fark ettim. Onları yalnız bırakmak adına aşağıya inerek, evdekilere akşam kız istemeye gideceğimizi söyledim. Haberleri olan ev ahalisi beni kale almazken, evde olmayanlara haber vermek için sarfettim enerjimi. Evde olmayan zirzop abim Cafer'e elbette ki ulaşamadım! Kesin grinin Cafer tonunu yaşıyordu, günahı başına. ....... Arzuhal ablanın Anneannesiyle tanışan Babaannem, akşam onlara hayırlı bir iş için geleceğimizi söyledikten sonra, bana söylemişti. Ev resmen Pazar alanına dönmüş durumdaydı. Zevkime güvenen ablalarımın arasında pinpon topu gibi sağa sola fırlatılıyordum. Bu mecazi anlamda değil yalnız, merdivenlerden yuvarlanmak üzereyken, Babam tarafından tutulmuştum. Zafer abim giyeceği kıyafetlerini bana fırlattıktan sonra başlamıştı bu kaos. Ardından Cafer abimde aynı şeye kalkıştı ve ben evde isyan bayraklarını sallayıp sayıştırmaya başladım. "Anderda gaybanalar*, ben niiş uğraşıyrum siz lan? Deyin ba bi habuni, aranuza oldum top!" Benim gibi sesiz kız sesini çıkarınca, herkes kendi kalesine dönmüştü. Biz üç katlı bir evde yaşıyorduk, yedi kardeş olmamızdan dolayı kalabalıktık. Herkesin kendi odası vardı, haricinde birde misafir odaları, teras ve balkonlar mevcuttu. Eeeee köyde 50 ton çayı olunca insanın, evi de geniş oluyor. Ablamlar evlenmiş olsalar da, geldiklerinde yine kendi odalarında kalırlardı. Zaten yakında Goncafer ablamda evlenecekti, tabi nişan olayını fazla abartıp yıllarca nişanlı kalma arzusundan vazgeçerse. Üzerime siyah dizlerimin üzerinde biten, beyaz noktaları olan kıyafetimi giydikten sonra saçlarımın ön kısımdaki tutamlarını arkaya doğru götürüp tokayla sabitledim. Takılarımı takıp, ayakkabılarımı giydikten sonra, kapımda şiddetli bir yumruk atan Zafer abim belirdi. "Yeter" Küpelerimin kutusunu kapattıktan sonra, abime dönerek cevap verdim. Babaannemden öğrenmiştim, bir insana cevap verirken saygı olarak bedeninin tümünü çevirerek cevap verilirdi. "Efendim Abi" "Acaba ben bir horon ekibi falan mı çağırsaydım?" "O neden Abi?" Abime sorduğum soruya Babaannem cevap verdi. "Akli kaştı götune, ondan da, anlamaymisun? Başuma Fişek kesildi." Zafer abim, Babaanneme alttan alttan bakarken, Kutsal baston yerinden kıpırdayınca, Ayfer ablamın onu çağırışı aklına geldiği iddiasıyla yanımızdan ayrıldı. Tüm aile bireyleri olarak salona toplandığımızda, Ayfer ablam yeni doğum yaptığı için, Nilüfer ablam Hamile olma ihtimaliyle eniştemle birlikte evde kalacaklardı. Cafer abim, Gazanfer Goncafer ablam, Zafer Abim Babam Babaannem ve ben gidecektik. Kapıdan çıktığımız esnada bir kükreme sesi duydum. "Yeter!" Arkamı dönüp baktığımda içimden bir "Tövbe Bismillah" çektim yani, yalan değil. Bu "FER" davasının başlangıcı olan Babam Muzaffer Yeter, bana sesleniyordu. "Efendim Baba?" "Haçan giyduğun paçavranun devami neredu eğri bacak?" Paçavra? Eğri bacak? Saygıda kusur olmaz bizde de, ver cevabı verebilirsen. "Babacığım, elbisem toplanmış arabada düzelteceğim." Muzaffer bey, yer mi? Yemedi. İki araba çalışır pozisyonda beni beklerken, ben eve tekrar geri döndüm. Siyah ince bir kilotlu çorap giyip, yolculuğa öyle çıktım. Eflatun Yetmez der ki; "Yolculuğa temkinli çıkacasun, Allah alursa canuni sonra hesabuni veremezsun." ............. Babaannemin son talimatlarını dinledikten sonra, Babam bahçe kapısından içeriye girerek önden geçti. Zile bastıktan sonra kapıyı bize açan güler yüzlü Hanımefendi, Arzuhal olduğunu düşündüğüm kızla birlikte bizi içeriye buyur ettiler. Çok ferah ve ihtişamlı bir salona girdikten sonra göz ucuyla baktığımda, Abimin heyecanı iki kat daha artmış olduğunu fark ettim. Çiçek ve çikolatayı verdiği o kısa anda, Arzuhal ablaya bakarken gözleri parlıyordu resmen. Abimin 25 kilo vererek evrimine sebep olan Arzuhal abla, demek buydu. Babaannem gibi göz ucuyla gelin adayımızı süzdükten sonra, babamın yanına geçerek oturdum. Arzuhal ablanın ailesi bizimkinin tam tersine, çekirdek bir aileydi. Tek çocuktu ve annesi babası da çok kalabalık bir ailenin evlatları değildi. Babaannem, anneannesiyle konuşurken, biz onları dinliyorduk. Klasik muhabbetlerin hakim olduğu salonda sıcak bir ortam oluşmuştu. Havaların sıcak olmasından ötürü bunaldığım için, saçlarımı toplama ihtiyacı hissettim. Arzuhal ablayla gözlerimiz kesiştiği esnada, ayağa kalkarak yanına gittim. Kısık sesle lavaboyu sorduğumda benimle birlikte salondan çıktı. Aramızda geçen bir kaç diyalog sonrasında, gelişimize şaşırdığını öğrendim. Sanırım yalnızca Babaannemi bekliyorlardı. Tabi onun söylemediği ama benim anladığım bir memnuniyet söz konusuydu. Abimi sevdiğini hisseder gibi olmuştum. Yani adam o kadar kilo verdi, güzelleşti beğenecek tabi. Karizma benim abim, delikanlı adam. Lavaboda saçlarımı tepemde toplayıp, güzel bir görüme sahip olan topuz yapmayı başardım. Elbisemin yakalarını düzeltip, bileğimdeki takıyı çıkartıp çantama koydum. Lavabonun kapısını açıp çıkarken, kapatmaya çalıştığım çantam elimden kayarak yere düştü. Eğilip yere düşen anahtarlık, vesaire şeyleri tekrar çantama koyarak ayağa kalktım. Salona doğru gideceğim esnada, arkamdan bir ses duydum. "Sanırım bu sizden düştü." Duyduğum bana aşina sesle ağır çekimde arkama döndüm. İlk olarak bakışlarım iri kemikli bir elle buluştuğunda, ablama aldığım hamilelik testini bana uzattığını gördüm. Bu ellerin sahibi kim, kime rezil oldum diye bakayım derken, beddua seanslarına başlamam gerektiği sinyalini iliklerime kadar hissettim. Karşımda çatık kaşlarıyla duran bir adet, insanların deyişiyle yapımcı Bahadır Arslanoğlu; Bana göre Bahadır Kalasoğlu vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD