Siz; hiç Karadeniz'in derin ve soğuk sularında, boğulduğunuzu hissettiniz mi?
Yada böyle kavurucu bir ateşin tam orta yerinde kalıp, kirpiklerinize kadar yandığınızı?
Her ikisini bir anda yaşıyorum derken, kulağıma iki farklı ses aynı anda doldu.
"Asude hanım!"
"Yeter!"
Arkamdan gelen Gazanfer ablama dönüp, Asude olmayışımı inkar mı etsem?
Yoksa üzerine kahve ve su boca ettiğim Bahadır Arslanoğlu'nun gazabına mı kendimi mahkum etsem, şaşırdım kaldım.
Ablamın bakışları benimle, Kalasoğlu arasında gidip gelirken gözlerinin fal taşı gibi açılmasıyla hamilelik testini gördüğünü anladım.
Ellerimi az önce toparladığım saçlarımın arasına sokup, Yeter! Diye bağırasım vardı ki, beklenen atak Bahadır beyden geldi.
Benim Yeter olduğum iddiasını fark etmeden, - zannımca bir isyan olarak algıladı- hamilelik testini tuttuğu elini burnuma kadar uzatıp, diğer eliyle kolumu resmen demir gibi parmaklarıyla sardı.
Hayır yani, bu ağır abi havalarının, bu mafya vari bakışlarının sebebi ne? Sende etten kemikten insansın.
Sanırsın evladının katiliyim!
"Asude Yüksel, elime düştün."
Hee yani, öyle oldu bir şeyler diye mırıldanan iç sesime yapıştırdım tokadı, şiddete Hayır!
Ablamın bakışları vahşi bir kaplanı andırırken, bize doğru yaklaşmaya başladı. Şirket olsa topuklarım. Hayır, rezil olacağım kadar olmuşum ama içerdeki insanoğullarıyla, bu Kalasoğlu'nun bağlantısını bilmiyorum. Abimin mürüvveti görmeden ölemem ben.
Günlerce birlikte yaptığımız sporlar, ona güç vermek adına içtiğim iğrenç tatlı tuhaf çaylar ve daha nice savaşlarımız boşa gidemez! Gitmemeli.
Sanırım şu an, küçük Emrah'tan daha acınası bir haldeyim.
Verin acıklı bir fon müziği, ben kaşlarımı alıyorum efkar moduna.
Gazanfer ablam, elini sertçe Bahadır beyin omuzuna vurmak suretiyle dürterken, kükremeye başladı.
"Sen kimin kardeşine el kol yapıyorsun, şehir Eşkıyası falan mısın?"
Size Gazanfer ablamdan bahsetmiştim değil mi?
Gittiği her yerde olay çıkarma yeteneğine sahip yegâne insan.
Ablama kaş göz yapıp sakin olmasını ifade etme çabalarına girişmişken, beni kendisine çekmiş olan Kalasoğlu'nun sesi resmen kulak zarımı deldi.
"Siz abla kardeş ne kadar hadsizsiniz!"
Aaaa, orada duracaksın Beyefendi! Ben ablama laf ettirir miyim?
Kolumdaki elini yüzüme doğru yaklaştırırken, kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
E tabi, saniye sonra ne yapacağımı tahmin etmesi imkansız birisiyle, karşı karşıyaydı.
"Sen ne yapıyorsun Yeter?"
Ablama doğru dönüp iki kaşımı aynı anda havalandırıp indirdim. Bu bizim işaretimizdi, garibim Kalasoğlu nereden bilsin.
"Bükemediğin eli öpeceksin demişler, Abla."
Bahadır bey, hata yaptığım düşüncesine vardığımı zannederken, adeta öpecek gibi dudaklarımı elinin hizasına kaldırdığımda, dişlerimi tüm gücümle elinin üzerine bastırdım.
Bahadır bey, acıyla böğürmeye başladığında, kafamı kendisinden uzaklaştırmayı başardım
Sonra mı?
Sesleri duyan Arzuhal abla ve salondaki ahali bizim olduğumuz hole doğru geldiklerinde, hayret nidaları ayyuka çıkmak üzereydi.
Neden mi?
Çünkü ben asla sözümü yerde bırakmam, beni oyaladığı takdirde horunu üzerinde tepeceğim iddiasında bulunmuştum.
Cafer abim olay mahalline intikal eder etmez ne olduğunu sorgulamadan, Bahadır Arslanoğlu'na bir güzel yumruk indirmiş, horunu üzerinde tepmeme yardımcı olmuştu. Sanırım, benim Kalasoğlu'na "Sen kime hakaret ediyorsun?" dediğimde, bana verdiği "Çantandan düşen testten belli ne olduğun" cevabını duymuştu.
Bir Abi olarak, aslında görevini yaptı da diyebiliriz.
Ardından Arzuhal ablanın çığlıklarıyla horonu yarıda kesince, babam tarafından kolumdan tutularak evin çıkış kapısına doğru tam tabiriyle sürüklenmeye başladım.
Her şey gayet güzel giderken, abimden fazla kilolara sahip Arzuhal abla gevşek gevşek sırıtırken, Bahadır denen Kalas benim karşıma nerden çıktı ki?
En son arkamı döndüğümde Zafer abimin Goncafer ablamın koluna girmiş vaziyette Özürlerini beyan edişine şahit oldum.
Ve işte şimdi Mahkeme-i Eflatun vakti...
...
"Bizim tepkimiz normaldi bir kere, yalnızca kız evinde olmasından dolayı tatsız bir durum oldu Babaanne."
Cafer abim salonun girişindeki tekli koltuğa oturmuş, yaptığı marifeti göğsünü gere gere anlatıyordu Babaanneme.
Babam kaşlarını çatmış, tasvip etmediğini belli ederken, Zafer abim dayanamayıp Cafer abimin ensesine bir tane patlattı.
"Lan, sana kim dedi bizimle gel diye?"
Goncafer ablam, Zafer abimin kolundan tutarak sakinleşmesi adına koltuğa çekiştirirken, suçluluk psikolojisinin verdiği rahatsızlıkla, sessizce mırıldandım.
"Abi, Cafer abimin suçu yok. Suçlu benim."
Zafer abim, bakışlarıyla bana küfrederken, Babaannem ve Babamın varlığıyla, sınırlarda gezdiğinin farkındaydım.
"Kızım sen karıncaya bile zarar veremezsin, ben kilo veriyim Arzuhal evet desin diye bir ton çileye benimle katlandın sen."
Bakışlarını oturduğu yerden tekrar Cafer abime çevirip, ağzını oynatarak "O İt yüzünden oldu" dedi.
Ben ailemin gözünde nasıl bir yerdeyim, gerisini siz anlayın.
Babaannem kutsal bastonunu yere iki defa vurduktan sonra, sevdiğim gözlerini Zafer abime çevirdi.
"Zafer, bu olaylarun sebebi nedur. Hangi densuz sevep oldiysa, bu olaylara de ba bakayım. Kim bozdiysa, o düzeltecek!"
Zafer abim, oturduğu koltukta başına ellerini koymuş, suratı kıpkırmızı halde oturuyordu. Gazanfer ablam, bana doğru eğilip "Bence senin anlatman gerekenler var" dediğinde, ona hak veren tarafım eyleme başladı içimde.
Dağınık olan saçlarımı arkaya doğru ittirip, başımı kaldırdım.
"Babaanne, bu kötü olayın sebebi, üzgünüm ama benim" dediğimde, hayret içeren ifadelerle dolu mimiklerle kucaklaştı korkak benliğim.
Olan biteni yüzeysel bir şekilde anlattığımda, Gazanfer ablam tamamladı sözlerimi.
"İşte Arzuhal denen Obezite hatunun kuzeni Bahadır Bey, o şekilde terbiyesiz laf edince bizde dayanamadık Yeter'le."
Babaannem, bana atılan laftan dolayı sinirlenince, Zafer abimin gözünün yaşına bakmadı. Ayağa kalkıp ağır adımlarla salonun çıkışına doğru ilerlerken, Zafer abime döndü.
"Bizum ole aileden alacak kizimiz yok, hayasuzun kardaşida hayasuz olur."
...
Kendimi yuva yıkmış, Rencide teyze gibi hissediyorum.
Zafer abim için Babaannemin verdiği karar, tamamen benim yüzümden oldu.
Adamın yüzünde sabah güller açarken, şimdi ortalarda yok.
Benim iş sevdam yüzünden başımıza gelen şeyler, bu boyuta ne ara geldi bende bilmiyorum.
Abimin evden gitmesinin ardından üzerimi değiştirip Ayfer ablamın yanına akıl almaya çıktım.
Tamda adamı elbette, bana yaptığım şeylerin çok doğru olduğunu, az bile yaptığımı söyleyen ablamın yanında on dakikadan fazla duramadım. Yeni dünya lideri yeğenimi sevdikten sonra salona inerek Zafer abimi beklemeye başladım.
Abimi beklerken telefonumu elime alıp, Bahadır Kalasoğlu hakkında küçük çaplı bir araştırma yaptım. Sonuç olarak edindiğim şeyler Asosyal bir Bahadır Kalasoğlu...
Duyduğum kapı sesiyle ayağa kalkarak koşar adımlarla kapıya doğru yöneldim.
Zafer abimi gördüğümde, gözlerimi kapatarak nefesimi dışarıya üfledim.
Yakaları kendinden geçmiş, saçları alnına doğru yayılmış, bitik bir haldeydi.
Zayıf çıkan sesimle, küçük bir kız çocuğu gibi Abime seslendim.
"Abim"
Abim, benim yanımdan geçerken, ona seslenmemle duraksadı ama bana dönmedi. Kırgındı belki bana, ya da kızgın. Bilmiyordum.
Kısacık sessizlikten güç alarak, kararlı bir tonla konuşmaya başladım omuzlarımı dikleştirerek.
"Abi, özür dilerim. Nasıl batırdıysam, her şeyi öyle düzelteceğim. Lütfen güven bana, söz veriyorum Babaannem dâhil olmak üzere herkes kabul edecek."
Abim bir adım daha attığında, güçlü bir tonda söyledim son kelimelerimi.
"Bahadır Arslanoğlu, Arzuhal ablayı elleriyle sana verecek..."