Bölüm şarkısı: Jason Derulo - Stupid Love
Gözlerim yavaş yavaş açılırken görüş alanıma ahşap sehpa çarpmıştı. Bir süre öyle bakarken kafama sert bir cisimle vurulmuş gibi hissediyordum. Dün gece Mert'i beklerken sızmış olmalıydım. Üzerimdeki örtüyü iterken oturur pozisyona geldim. Kolumda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturup hemen elbisenin kolunu sıyırdım.
Karşılaştığım morlukla bir an ne olduğunu düşünmeye çalıştım. "Cemil.." ağzımdan yabancı olmayan isim döküldü. Apar topar ayağa kalkarken ilk iş telefonuma koştum. "Telefon, telefon.." kendi kendime konuşurken kafayı yiyecek gibi hissediyordum. Kaşlarım çatılırıken tuş kilidini bir kaç kez daha denedim fakat ekran hâlâ siyahlığını koruyordu. Dönen başımla şarj aletimi bulup prize taktım ve telefonun yanmasını bekledim. Birşey yapılmıştı telefonuma.
Elimden fırlatarak sarhoş adımlarımla kapıya koştum. Duvardan tutunarak ilerlerken başım acayip dönüyordu. Nereye gideceğimi bilmiyordum fakat birşeyler yapma ihtiyacı duyuyordum. Kapıyı açmaya çalışırken kitli olduğunu farkettim fakat işin komik tarafı anahtar yoktu. Çantamı karıştırırken orada da bulamamıştım.
Gülmeye başladığımda sinirden titriyordum. Aynı şekilde koltuğa geri oturduğumda arkama yaslanarak gözlerimi kapattım. Bir süre kendime gelmek için öylece bekledim. Ta ki o süre uzayıp yarı baygın oluncaya kadar. Yerimden kalkıp bir çıkış yol aramak istiyordum ama düşünmeye bile halim yoktu. Ne kadar süre geçtiğiyle ilgili bir fikrim de yoktu.
Kapı sesi duyduğumda gözlerimi açmaya çalıştım. "Güzelimiz uyuyor.." sesini duyduğumda nihayet gözlerimi açtım. Yanıma ağırlık çöktüğünde kafamı hafif sağa çevirdim. Göz göze geldiğimizde dinlendiğimi varsayarak doğruldum fakat hâlâ başım dönüyordu. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" Diye sordum tam ciddi olmaya çalışırken.
Cemil'e yapılacak olanlar ödümü koparırken sessizce beni izliyordu. "Birşey yaptığım yok, sadece olayları yoluna koyuyorum" dediğinde kaşlarım alayla havaya kalktı. "Beni eve hapsederek mi?" Soruma karşılık olarak dudağını ıslattı. Cevabını bildiğim soru sormuştum. Evet, eve kitlemeseydi beni ortalığı bir birine karıştıracaktım fakat bu ona doğru şey yaptığını ıspatlayamazdı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Mert?"
Korkudan ve sinirden titrerken korkutucu sessizliği hüküm sürüyordu. Benim daha çok sinirlerim bozuluyordu böyle yapınca fakat kendisini zor tuttuğunu anladığım için biraz geri çekiyordum.
"Sakın bir daha deneme.." kelimelerinin üzerinde durarak beni uyarmıştı. Hiç değişmemişti, kendisi bildiğini okuyordu, beni de tehdit ediyordu uzak durmam için. "Ne konuşuyorsun? Ne kendini ne de beni önemsemeden bildiğini okuyorsun - bakışlarını sağa kaçırarak dişlerini gösterir şekilde güldü. Bunu çok nadiren yapardı. Dalga mı geçiyordu benimle? - Sonra da karşıma geçmiş sakın bir daha deneme diyorsun. Eski zamanlarda değiliz, ben senin karınım ve yaptıklarından haberim olmalı. Gecenin bir yarısı Cemil'i a-"
"Neden bu kadar uğraşıyorsun?!" Bağırması sonucu geriye hafif irdelerken söyleyecek herşeyi unutmuştum bir anda. Hayır, kesinlikle dalga geçmiyordu.
"Karımsın ama gecenin bir yarısı benden habersiz tehlikeli insanlarla görüşmeyi biliyorsun. Artık oyunun içindesin Melek hanım! Ben seni uzak tutmak için kıvranırken sen ireli atılmak için can atıyorsun!"
Boğazıma birşey otururken nefes alamadım. "Karıştırdın kendini bu işe ne yapacaksın şimdi? Söylesene, ne yapacaksın? Bu işlere karışmak senin neyine?"
Bağırışları evi doldururken sadece izlemekle yetinmiştim. En başlarda korksam da sonlara doğru öfke, az da olsa korkumu indirmişti. "Neden umurunda senin Cemil?-"
"..."
Bağırışı yarıda kesilmişti. Elim acırken hafif yüzümü buruşturup Mert'e baktım. O da benim gibi attığım yumruğunu tesirinden şimdi çıkıyordu. İçimden üçe kadar sayıp hızla bir karar vermek istedim fakat daha ikinci saniyeye varmadan çoktan koşuyordum bile. Korkuyla arkama bakmadan koşarken ismimin yankılanmasıyla çığlık atmam aynı olmuştu. Peşimden koştuğunu hissettiğimde korkudan bayılacaktım az kalsın. İlk kez bu kadar hızla koştuğumu farkediyorum bu arada.
Merdivenlerden çıkarak odaya girdiğim gibi kapıyı kapattım fakat peşinden kapı geri açılarak sertçe duvara çarpmıştı. Bir çığlık daha atarak kendimi banyoya attığımda kitlediğim an yumruk inmişti. "En son yaptın, delirttin beni. Milletten sana ne lan, sana ne?! Eğer birşey yaptıysam hakediyor demektir, bitti!" Korkuyla geri çekilerek nefes nefese kapıya baktım. "Melek, aç şu kapıyı. Ne yani benden korkuyor musun?" Diye sordu bağırarak.
Hayır, sinirli bir Mert'e yumruk atmak da ne demekti? Kafayı yemiş olmalıydım. "Defol git, aklın başına geldiğinde konuşacağım." Kapı zorlandığında geriye adımladım. Deliye dönmüş insanı kapıyı kırdırtması için ikna ediyordum. Ne kadar da akıllıydım(!) böyle ya?!
"Aç, sadece konuşacağız!" İsterik bir kahkaha attığımda korkudan dizlerim titriyordu. "İnandım, sağol." Dediğimde kapıya atılan tekme ya da yumrukla çığlık attım istemsizce.
"Çıkmayacağım!" Diye bağırdığımda ses kesilmişti. Bir süre sessizliği dinledikten sonra klozetin kapağını indirerek oturdum ve düşünmeye başladım. Kıskanıyordu başka birisini merak ettiğim zaman. Hayır, merak ettiğim daha çok Mert'ti, niye anlatamıyordum ki? Hata yaptığım konular da vardı benim. Ben yapınca kavga çıkıyordu o yapınca bir bildiği var... Öylece yarım saat bekledikten sonra siniri geçmiştir diye düşündüm.
Berbat başlasam da güne belki bir duş kendime getirirdi beni. Kapının kilidini yavaşça açarak kafamı hafif çıkardım. Ya da çıkarmış gibi yapmak istiyordum ki öne çekildiğimde çığlık atmaya bile vakit bulamadan sırtıma kapıya yaslanmış, dibimde bir çift kahve renkli göz belirmişti. "Sen, burda mıydın?" Diye sordum kısık sesle. Tam ciddi ifadeyle bana bakıyordu.
"Cemil, neden bu kadar değerli?"
"Saçmalıyorsun," diyerek yanından geçmek isterken karşılaştığım bakışla duvara sinmeyi tercih ettim. "Sarp'ı merak ediyorsun, Onur'u ediyordun şimdi sıra Cemil'de. Daha önceden de kafasız daha mantıklı gözüken Polat vardı. Saçmalıyorum öyle mi? Eğer başlarına bir iş geliyorsa bir haltlar etmişlerdir demek oluyor bu."
Gözlerimi kırpıştırarak kafamı olumlu anlamda salladım. Şimdilik ne derse oydu. Dudağının kenarı çok hafif kızarmıştı. "Peki o zaman neden bana hesap soruyorsun?" Gözlerimi kapatarak bağırışının kulağımı sağır etmesini bekledim. "Yeter ya, sabahtan beri bağırıp duruyorsun!"
Hayretler içerisindeymiş gibi bana baktı. "Onları değil senin merak ediyorum aptal! En sonunda elinden bir kaza çıkacak diye korkuyorum. Şu an senin yanındaysam demek ki en çok sana değer veriyorum."
Bağırarak ittiğimde geriledi fakat kendi rızası da olduğu için. "Tekrar siyahına geri döneceksin diye ödüm kopuyor. Seni suçlamıyorum fakat gitmeni de istemiyorum! Gidersen dönüşü olmayacağını da biliyorum - dedim derin nefes alırken - çünkü bu son olacak ve sen canını ortaya koyacaksın!"
Tanıyordum onu, etrafında olan insanları korumak adına kendi canından geçerdi hiç düşünmeden, beni düşünmeden.
"Senden istediğim son bir şey var, sadece tek bir şey. Bir karar alırken beni hatırlamayı unutma. Tam olarak bu.." diyerek dolaba yöneldim. Gerekli kıyafetleri çıkararak banyoya ilerledim. Hâlâ orada durmuş beni izliyordu. Banyonun kapısına geldiğimde durakladım. "Telefonumu düzeltirsen seviniri" diyerek banyoya girdim. Umarım azıcık da olsa düşünürdü beni. Cemil'e ne oldu diye soracak kadar cesaretli değildim ne yazık ki.
-"-
"Açsanıza şu telefonu?!"
Kimse telefonlara bakmıyordu. En sonunda Sarp'ın iş yerinde bulmuştum kendimi. "Sarp bey uyuyor efendim," dedi apar topar ayağa kalkarken kız. Geçen ay başka kız oturuyordu burada sanki ya da geçen hafta. Her neyse... Gülümseyerek takmadan sağa dönerek koridora girdim. Kapıyı açtığımda hemen konuşmaya başladım. "Derhal kalıyorsun!"
"Ya bak hiçbir şey bilmiyorum, ergen ilişkilerinizden uzak tutun beni. Bıktım usandım!" Dedi üzerine örttüğü ceketi düşürürken.
"Tiyatro yapmayı kes ve Cemil'e ne olduğunu söyle bana."
"Hadi ya?! Haber bülteni miyim kızım? Son dakika haberle karıştırıyorsun galiba beni. Sabah yayınımız kapalı."
"Hani benim tarafımdaydın?"
"O işler ayrı... bir kere senin psikopat kocan meselenin içinde. Sana bilgi verip de kışkırtırsam ölmek için gün ayırmak zorunda bile kalamam."
"Ne korkak çıktın sen de? Hem Hülya da sıkılıyor, birşeyler mi yapsak bu hafta sonu?!"
Dedim imayla sorarken. Bir süre sessizlik oluştu.
"Aklımı çelmeye çalışıp çocuk oyunlarına getirme beni. Şu sıralar yorgunum meşgul etme beni hadi görüşürü-üz" diyerek dışarı itti ve kapıyı suratıma kapattığında boş boş bakmıştım.
"A-ama" Herkes, 'Melek, bizi öldür' diye bakıyordu resmen. Yapacak birşeyim yoktu ne yazık ki, evde takılacaktım. Bir süre ara verecektim belki ondan sonra çözebilirdim bir şeyleri. Mert'i sinir etmemek için de evden çıkmayacaktım. Sıkılmamak için temizliğe başlardım büyük ihtimal. Eve gittiğimde başlaya bilirdim.
-"-
Mert'in dağınık iş masası ilk işimdi. Biraz gözüne girmeliydim. - Etrafımda dönüp dururken dağınık birşey arıyordum düzeltmek için. Gereksiz kağıt yığınını çöpe atmak için aşağı indim. Çöp kovasına attığımda bakış açıma gazetedeki bir haber girmişti. Çöp yığınının çoğunluğu gazeteydi zaten. Elime aldığımda sebepsizce tanıdık gelmişti.
"Onbir iş adamı kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü."
Listeye baktığımda kaşlarımı çattım. Hızla kendimi çalışma odasına attığımda aradığım şeyi bulmak adına dağıtmaya başladım kağıt yığınlarını. En sonunda elime kartondan kapağı olan dosya geçtiğinde bu olduğuna emin olarak açtım ve sayfaları çevirmeye başladım. Bulmakta hiç zorluk çekmemiştim çünkü gazetede ismi çıkan kişilerin bu listeden de Mert üzerini kırmızı çizgiyle geçmişti.
Listeye baktığımda Mert'in adı da vardı fakat bazılarının ismi kırmızı kalemle daireye alınmıştı. Muhtemelen bir sonraki kurban olarak seçilmişti. Ona da gelecekti sıra ve bunu biliyordu. Kafamı karıştıran bir olay daha vardı. Mert'in isminin bu listede işi neydi? Bırakalı yıllar olmuştu ve dönmemek üzere bana söz vermişti. Dönerse işine herşeyin eskisinden de berbat olacağını iyi biliyordu.
-"-
Kafamda dolanan binlerce soru üzerine delirmiş gibiydim. Durmadan tırnaklarımı kemirip dururken bir an Mert'in gelmesini bekliyordum. Gözlerimi tek noktaya dikip pencereden dışarı bakarken her nefes aldığımda bir şey batıyordu içime. Arabasının sesini duyduğumda gözlerimi kapadım. Bir süre sonra evin zili çaldığında elimi rahat bırakarak ağır adımlarla kapıya yöneldim.
Kapıyı açtığımda bu manzarayı beklemiyordu. Bitmiş tükenmiş haldeydim, saçlarımı öylesine dağınık topuz yapmıştım. İçeri geçerken anlamıştı az da olsa bir şeyler karıştırdığımı. Bıkmış şekilde salona geçtiğinde peşinden ben de girdim. Bilerek masaya bıraktığım dosyalarıyla bakışıyordu.
"Sana onları izinsiz karış-"
"Başlatma dosyalarına!" Bağırdım önüne geçerken. Üzerime attığım hırkam sıyrıldı omuzlarımdan yavaşça. "Karıştırmışsın işte kendini yine bu işlere. Bir de bana kızıyorsun! Söz vermiştin bana, söz vermiştin!-" "İsteyerek mi karıştım?! Çıkış yolu yok, karışmadan da o sıra bir gün bana gelecek. Onur gibi savaşmadan mı kaybedeyim?"
"Neden bana söylemedin?"
"Söylesem çok mu şey değişecekti? Ortalığı karıştıracaktın tıpkı şimdi yaptığın gibi.." sessizce ona bakarken ellerim boşaldı. Hırka da yere düşerken gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Anlatamıyordum ve asla anlamayacaktı da. Bunu biliyordum.
"Hiç değişmedin Yılmaz, eskiden de kızardın sana yardım etmek istediğimde. Hep fazlalık olarak gördün beni. Benim için ölmeyi göze aldın fakat senin için ölmemi istemedin asla. Belki yapamayacağımdan korktun ya da onu da elime yüzüme bulaştıracağımdan..." dedim sonlara doğru gülerken gözyaşlarımın arasında. Artık bu gerçeği kaldıramıyordum.
Telefonum çalarken apar topar gözlerimi silerek hemen masadan aldım. Annem arıyordu, boğazımı temizleyerek telefonu açtım. "Efendim, anne?!" Dedim fakat telefondan kesik kesik sesler geliyordu. "Anne orada mısın? Bir şey mi oldu?"
Sorularıma yanıt alamazken ağlama sesi duyuldu. "Anne?!" Diye bağırdım bu sefer korkuyla. "Emel.." lafını bitirememişti. "Anne Emel'e ne oldu?" Dedim göğsüme bir ağırlık çökerken.
"Emel evden kaçmış..."
Bir şey demek için ağzımı araladım fakat konuşmamıştım. Merakla bana bakan Mert'e çevirdim gözlerimi. "Emel evden kaçmış.." dedim titreyen sesimle. Sadece düşüne bildiğim tek şey vardı o da eski ailesine kaçmış olma ihtimaliydi. Özlüyordu onları fakat pislik üvey babası yüzünden fazla görüştürmek istemiyordu babam.
Bunun olmama ihtimali de vardı fakat bu sefer ne yaptığıyla ilgili hiçbir fikrimiz yoktu.
***