Mardin’in geceyi bile kavuran, insanın genzini yakan o kuru sıcağı, odanın açık pencerelerinden içeri sinsi bir yılan gibi süzülüyordu. Ama şu an ciğerlerimi yakan şey bu lanet olası çöl rüzgarı değildi. Ciğerlerimi yakan, kanımı kaynatan ve beynimdeki tüm mantıklı düşünceleri paramparça eden şey, tam altımda, kendi yatağımda çaresizce çırpınan bu kadındı. Berfin. İki elimle onun o incecik, kırılgan bileklerini başının üzerinde, yatağın oymalı ahşap başlığına doğru sabitlemiştim. Çırpınışları, altımdaki bir serçenin can havliyle kanat çırpmasına benziyordu. Nefes nefeseydi. Göğsü, o ağır bordo kadife elbisenin altında hızla inip kalkıyor, korkudan ardına kadar açılmış o ela gözlerinden süzülen yaşlar yastığın kılıfını sırılsıklam ediyordu. Kadınlar… Hayatım boyunca onlardan iğrenmiştim.

