Karanlıkta Başlayan Aşk- Bölüm 1
Karanlıkta Aşk- Bölüm 1
İstanbul’un ışıl ışıl parlayan gökdelenleri arasında, camdan duvarların ardına saklanmış bambaşka hayatlar vardı. Modernliğin ve soğukluğun iç içe geçtiği bu plazada, Zeynep adında genç bir iç mimar, hayallerini tasarımlara dökerek yaşıyordu. Uzun, sarı saçları omuzlarına dökülür, yeşil gözleri adeta bir bahar sabahının tazeliğini yansıtırdı. Güler yüzü ve sıcakkanlı tavırları, onun etrafındaki herkes tarafından sevilmesini sağlıyordu. Ama kalbinde eksik olan bir şey vardı: Gerçek bir aşkın sıcaklığı…
Aynı plazada, birkaç kat yukarıda, Ömer adında bir avukat vardı. Hukuk bürosunun başarılı ve disiplinli sahibi olarak, sert mizacı ve mesafeli duruşuyla tanınırdı. Kumral saçları, ela gözleri ve vakur duruşu ona ulaşılmaz bir hava katıyordu. Ama onu gerçekten tanıyanlar, içinde saklı sıcaklığı, kırılgan yanını ve yalnızlığını görebiliyordu. O, hayatını kurallar ve mantık çerçevesinde inşa etmişti. Ta ki o gece, kader onun önüne bambaşka bir yol açana kadar…
Gece Yarısı Kaderi
O gece, şehir yorgundu. Plazadaki ofislerin çoğu boşalmış, koridorlar sessizliğe bürünmüştü. Zeynep, bir proje üzerinde çalışırken saatlerin nasıl geçtiğini fark etmemişti. Gözleri bilgisayar ekranında, parmakları eskiz defterinin sayfalarında geziniyordu. Yorgunluğunu ancak saate baktığında hissetti. Gece yarısını geçmişti. Derin bir nefes alarak eşyalarını topladı ve ofisinden çıkıp asansöre yöneldi.
Aynı anlarda, Ömer de son davasının dosyalarını incelerken zamanın nasıl aktığını unutmuştu. Başını kaldırdığında odadaki tek ışığın masa lambası olduğunu fark etti. Ceketini omzuna alıp asansörün yolunu tuttu.
Asansör kapısı açıldığında, Ömer içerideydi. Zeynep çabucak gelen asansöre bindi. Sessizce birbirlerine göz ucuyla baktılar. Zeynep, hafifçe gülümsedi ama Ömer sadece başını eğdi. Yorgunluk ikisini de sessizliğe mahkûm etmişti.
Asansör ağır ağır hareket etmeye başladı. Ancak birkaç kat indikten sonra ansızın sarsıldı ve durdu. Işıklar söndü. Zeynep, içgüdüsel bir refleksle hafifçe irkildi. Karanlık, ona her zaman ürkütücü gelmişti.
“Ne oldu?” diye fısıldadı, sesi endişeliydi.
Ömer, sakin ama ciddi bir ses tonuyla, “Sanırım elektrik kesildi,” dedi. Telefonunu çıkarıp ekranın zayıf ışığıyla etrafı aydınlattı. Zeynep de aynısını yaptı. Işığın huzmesi birbirlerinin yüzüne vurduğunda, karanlık içinde kaybolan bakışları birbirine değdi.
“Burada mahsur kaldık…” dedi Zeynep, sesi belirsiz bir tedirginlik taşıyordu.
Ömer, gözlerini ona çevirerek, “Panik yapmayalım. Güvenlik kısa sürede fark eder,” diye karşılık verdi.
Karanlıkta Konuşmalar
Dakikalar geçtikçe, ikisi de bir köşeye yaslanıp beklemeye başladı. Sessizlik içinde, yalnızca nefes alışları duyuluyordu. Bir süre sonra, Zeynep bu gerginliği dağıtmak için hafifçe gülümseyerek konuştu.
“Ben Zeynep. İç mimarım,” dedi sesi neşeliydi ama hafif bir çekingenlik de taşıyordu.
Ömer, kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi. “Ömer. Avukatım.”
Zeynep başını hafifçe eğdi. “Pek de konuşkan biri sayılmazsınız,” dedi hafif bir şakayla.
Ömer’in yüzüne istemsiz bir gülümseme yayıldı. “Genelde değilim,” dedi. “Ama böyle durumlarda konuşmak iyi gelebilir.”
Böylece sohbetleri ilerledi. Başta sıradan konular, iş hayatı, İstanbul’un karmaşası derken, yavaş yavaş daha derin meselelere yöneldiler. Ömer, kuralların ve mantığın içinde sıkışıp kalmış hayatından bahsetti. Zeynep, hayalperest ruhunun bazen onu nasıl yalnız hissettirdiğini anlattı.
Konuşmaları ilerledikçe, Zeynep Ömer’in soğuk görüntüsünün ardında saklı yaraları hissetti. Aslında sıcakkanlı biriydi ama göstermesi biraz zaman alıyor gibiydi. Ömer ise Zeynep’in masum ve içten ruhundan büyülendi. O karanlıkta, birbirlerini görmeden, sadece sesleriyle birbirlerine dokundular.
Sabahın İlk Işıkları
Saatler sonra, asansör aniden titreyerek çalışmaya başladı. Kapılar açıldığında, içeriyi sabahın ilk ışıkları doldurdu. Zeynep ve Ömer, o an birbirlerini ilk kez tam anlamıyla gördüler.
Ömer’in bakışları, Zeynep’in yüzüne takılıp kaldı. Altın rengi saçları, sabahın ışığında pırıl pırıl parlıyor, yeşil gözleri uykulu ama bir o kadar da büyüleyici bir ışıkla bakıyordu. Hafifçe ısırdığı dudağı, şaşkınlığını ele veriyordu. O gece sadece sesini duyduğu bu kadının, bu kadar etkileyici olabileceğini hiç tahmin etmemişti. Zeynep’in güzelliği, sabahın tazeliği kadar gerçek ve büyüleyiciydi.
Zeynep ise, Ömer’in vakur duruşunu, derin ela gözlerini ve yüzündeki sert ama bir o kadar çekici ifadeyi gördüğünde, adeta büyülendi. Gece boyunca zihninde oluşturduğu siluet şimdi gerçekti ve gerçeği, hayal ettiğinden çok daha etkileyiciydi. Omzuna attığı ceket, hafif dağınık saçları, gece boyunca konuşmalarında hissettiği gizli sıcaklığı şimdi gözlerinde de görebiliyordu. Kalbi hızlandı, ama kelimeler boğazına düğümlendi.
İkisi de bir an için ne söyleyeceklerini bilemedi.
Zeynep, sessizliği bozan ilk kişi oldu. Hafifçe gülümsedi ve gözlerini kaçırarak, "Görüşürüz," dedi.
Sonra hızla uzaklaştı, kalbinin sesini bastırmaya çalışarak. Ömer ise, onu gözleriyle takip etti, içinde bir şeylerin değiştiğini hissederek. O an anladı: Bu karşılaşma, sadece bir başlangıçtı.
Kavuşamayan Kalpler
O günden sonra, Zeynep ve Ömer tekrar karşılaşmadı. Ama o geceyi unutmadılar. Zeynep, geceleri gözlerini kapattığında Ömer’in sakin sesini duyuyordu. Ömer ise, yoğun iş temposunun ortasında bile Zeynep’in o masum gülümsemesini hatırlıyordu.
Aradan birkaç hafta geçti. Bir sabah, Zeynep’in çalıştığı firmada beklenmedik bir gelişme yaşandı. Bir müşterisiyle yaşadığı anlaşmazlık yüzünden mahkemelik olmuştu. Şirketi, ona en iyi avukatı tuttu: Ömer…
Mahkeme salonunda göz göze geldiklerinde, kalpleri yerinden fırlayacakmış gibi attı. Ama bu kez, karanlıkta değil, ışığın altındaydılar. Ve belki de bu, kaderin onlara sunduğu gerçek bir başlangıçtı…