bc

TUTSAK YOKUŞ (+21)

book_age18+
846
FOLLOW
10.7K
READ
dark
family
age gap
forced
opposites attract
mafia
drama
tragedy
bxg
serious
city
mythology
enimies to lovers
musclebear
love at the first sight
addiction
wild
villain
like
intro-logo
Blurb

Aynı mahalle, birbirini ezen iki ayrı uçurum…Yokuşun en dibindeki izbe bir bodrum katında, hasta annesini hayatta tutabilmek için çırpınan yirmi bir yaşındaki Nazlı, çaresizliğin getirdiği son sınırdaydı. Mahallenin en tepesinde, yüksek duvarların ardında hüküm süren ve yerin altındaki karanlık çarkları tek bir bakışıyla yöneten Albars Boran içinse kurallar basitti: İstediğini alır, kendi kanununu yazardı.Annesinin nefesi için Albars’ın karanlık dünyasına adım atan Nazlı, kendini bir anda bu acımasız adamın vahşi sahipleniciliğinin ortasında bulur. Albars, tüm mahalleye onun kendi kadını olduğunu ilan ederken; Nazlı gururunu, öfkesini ve bastıramadığı tehlikeli çekimi korumak için direnmeye kararlıdır. Ancak Albars'ın acımasız teklifleri ve sınır tanımayan öfkesi, Nazlı’nın hayatındaki bütün kaçış yollarını tek tek kapatır.Bu dik yokuşta yukarı tırmanmak ruhunu teslim etmek, aşağıda kalmaksa mutlak bir ölümdür. Gururun paramparça olduğu, tutkunun şiddetle harmanlandığı karanlık bir esaretin eşiğinde Nazlı, Albars Boran’ın çizdiği kaderden kaçabilecek midir?

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1
Rutubet kokusu, bu bodrum katının sıvası dökülmüş duvarlarına sinmiş tek gerçekti. Ne kadar havalandırsam da, pencereleri ardına kadar açsam da o ağır, nemli küf kokusu ciğerlerimi yakmaktan vazgeçmiyordu. Eski, sallanan masanın üzerine plastik tabakları dizdim. İki dilim bayat ekmek, birkaç buruşuk zeytin ve çaydanlıkta ikinci kez kaynattığım açık çay... Yirmi bir yıllık ömrümün özeti gibiydi bu sofra; eksik, yavan ve yarım. "Anne," dedim, sesimi olabildiğince diri tutmaya çalışarak. "Hadi, çay soğumadan iki lokma bir şey ye." Annem, Zeynep Soyer... Bir zamanlar saçları ışıl ışıl parlayan o kadın, şimdi eski çekyatın üzerinde bir deri bir kemik kalmıştı. Ağır solukları odanın sessizliğini bir testere gibi kesiyordu. Gözlerini güçlükle aralayıp bana baktığında, içimdeki o çaresizlik koca bir taş gibi boğazıma oturdu. Titreyen elleriyle battaniyeyi çekerken öksürük krizine tutuldu; her öksürükte ciğerlerinden gelen o hırıltı odada yankılandı. "İyiyim ben güzel kızım," dedi, sesi tül gibi incelmişti. "Sen ye, işe geç kalma..." "İlaçlarını aldım sayılır anne, bu akşam getireceğim hepsini," diye yalan söyledim. Oysa cebimde tek bir delik kuruş bile yoktu. Eski kabanımı sırtıma geçirip omuzlarıma dökülen alev rengi kızıl saçlarımı alelacele toparladım. Aynadaki solgun yüzüme, uykusuzluktan halkalanmış açık mavi gözlerime bakmadan kendimi kapının dışına attım. Karan Tepe... Şehrin ortasında, tek bir dik yokuşla birbirinden ayrılan iki zıt evrendi burası. Alt Mahalle; kanunun uğramadığı, yasa dışı her türlü pisliğin, tekinsiz kumarhanelerin, kaçak dövüş kulüplerinin ve silah ticaretinin döndüğü, gecesi gündüzü kurşun sesleriyle yırtılan o kör bataklıktı. Sokak lambalarının bile patlatıldığı bu daracık, çamurlu sokaklarda polis dolaşamaz, herkes kendi adaletini kendi namlusuyla keserdi. Üst Mahalle ise yokuş yukarı tırmandıkça adım adım değişirdi. Önce geniş caddeler, ışıl ışıl lüks dükkânlar, butikler, şık kafeler başlar; yokuşun zirvesine doğru çıktıkça sıradan dükkânlar yerini yüksek demir kapılı dev malikânelere, deniz manzaralı zengin köşklere bırakırdı. Yokuşun altı ne kadar kan ve sefaletse, üstü o kadar servet ve nizam gibi görünürdü. Ama bilinen tek bir kural vardı: Üstteki o ışıltılı zenginliğin de, alttaki yasa dışı cehennemin de diz çöktüğü tek bir adam vardı; Albars Boran. Hızlı adımlarla iki sokak ötedeki o küçük tekstil atölyesine doğru yürüdüm. Günlerdir peşinde koştuğum, kumaş temizleme ve paketleme işi için çağırmışlardı. Kapıdan içeri girdiğimde makinelerin sağır edici gürültüsü ve ağır sentetik toz genzime doldu. Atölyenin sahibi Şevket denilen göbekli, ağzından sigarası düşmeyen herif tezgâhın arkasından süzdü beni. Bakışları bacaklarımdan başlayıp yüzüme, dağılmış kızıl saçlarıma kadar öyle pis, öyle yapışkan bir şekilde tırmandı ki midem bulandı. "Sen miydin o temizliğe gelen kızıl?" dedi, dumanı doğrudan yüzüme doğru üfleyerek. "Evet Şevket Bey, dün konuşmuştuk... Başlayabilirim hemen." Herif pis bir sırıtışla yerinden kalktı, aramızdaki mesafeyi kapatıp üzerime doğru eğildi. "Çok narin duruyorsun be kızım. Senin gibi fıstığın burada tozun pasın içinde ne işi var? Gel sen benim arka ofisteki çay kahve işlerine bak, masamı toparla... Günlüğünü de ikiye katlayayım, ha? Ne dersin?" Elini omzuma doğru uzattığı an dehşetle bir adım geri çekildim. "Ben sadece temizlik için geldim, namusumla çalışmaya geldim!" Adamın yüzü bir anda karardı, az önceki yapışkan sırıtış yerini aşağılık bir öfkeye bıraktı. "Siktir git lan o zaman!" diye bağırdı atölyenin ortasında, diğer işçilerin meraklı bakışları üzerimize dönerken. "Bana bak sokak süpürgesi, hem kapıma dilenmeye geliyorsun hem de hanımefendilik taslıyorsun! Açlıktan nefesin kokuyor, geber de gör gününü! Defol buradan, bir daha da bu kapının önünden geçme!" Kovulmanın, yüzüme fırlatılan o çiğ hakaretlerin ağırlığıyla gözlerimden yaşlar boşaldı. Başımı önüme eğip atölyeden dışarı fırladım. Çamurlu sokakta adımlarımı hızlandırdıkça hıçkırıklarım boğazımı yırttı. Ağlayarak, gözyaşlarımı elimin tersiyle silerek yürürken bir el aniden kolumu yakaladı. "Nazlı! Dur, ne oldu sana?" Başımı kaldırdığımda Bade’yi gördüm. Mahallede sırtımı yaslayabildiğim, çocukluğumdan beri tek bir an olsun beni yarı yolda bırakmayan o vefalı kız... Endişeyle bana bakıyor, titreyen omuzlarımı tutuyordu. "Yapamadım Bade..." dedim hıçkırıkların arasından, sesim rüzgârda dağıldı. "Kovdu beni pislik herif. Annemin ilaç parası yok, evde yiyecek bir lokma ekmek yok... Çaresizim, bittim ben!" Bade beni kenara, kuytu bir duvar dibine çekti. Gözlerini etrafta gezdirdi; Karan Tepe’nin o tekinsiz sokaklarında kimsenin bizi dinlemediğinden emin olmak ister gibiydi. Yüzünde derin bir kararsızlık, tedirgin bir çekingenlik belirdi. "Ağlama tamam, bir çaresi var... Yani sanırım var," diye fısıldadı, sesi ürkekti. "Aslında sana söylemeye korkuyordum ama... Çok büyük para veriyorlar Nazlı. Tek bir günlük temizlik için bir aylık kirayı çıkarırsın." Islak gözlerimi kırpıştırıp ona baktım. "Neresi? Kimin evi?" Bade yutkundu, başını yukarıya, Karan Tepe'nin dükkânlarının bittiği ve en tepede yükselen o devasa malikâneler bölgesine doğru kaldırdı. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıldı: "Albars Boran’ın malikânesi..." O ismi duyduğum an damarlarımdaki kan buz kesti. Albars Boran... Karan Tepe'nin korkulu rüyası, alt mahalledeki yasa dışı çarkların efendisi, tek bir lafıyla adam asıp adam vuran o devasa gölge. Bir doksanın üzerinde boyu, devasa cüssesiyle karşısına çıkanı tek hamlede ezdiği, gözünü kırpmadan can aldığı anlatılırdı sokaklarda. Adı geçtiğinde kahvedeki yaşlı adamların bile sustuğu, tüm mahalleye diz çöktüren bir canavardı o. "Delirdin mi sen Bade?!" dedim dehşet içinde geri çekilerek. "O adamın evine mi gideceğim? Katil o herif! Mahalleyi haraca bağlayan, herkesin kanını emen bir pislik... Ben onun kapısının önünden bile geçmem, beni öldürseler gitmem oraya!" "Nazlı, dinle beni ne olur!" diye yalvardı Bade ellerimi sımsıkı tutarak. ‘‘Adam günlerdir şehir dışındaymış, evde bile yok! Sadece koca evin genel temizliği yapılacak, akşam olmadan çıkıp gideceksin. Hizmetlilerin başındaki kadın komşumuzun akrabası, gizlice araya sokacak seni. Akşama eline nakit deste deste para sayacaklar. Zeynep Teyze’nin ilaçlarını düşün... Başka çaren var mı Nazlı? O parayı bulamazsan anneni kaybedeceksin!" Annemin o nefes alamayan, hırıldayan hali gözlerimin önüne geldi. Boğazımdaki düğüm büyüdü, gururum ve korkum çaresizliğimin altında un ufak oldu. Gözlerimi kapattım. Karan Tepe'nin lükse tırmanan o dik yokuşu, bana hem bir kurtuluş hem de cehennemin ta kendisi gibi görünüyordu. "Evde... gerçekten yok değil mi?" diye fısıldadım çaresizce. "Görmeyeceğim onu?" "Yok dediler Nazlı, vallahi yok," dedi Bade. Titreyen bir nefes verdim, gözyaşlarımı sildim ve Karan Tepe’nin dik yokuşuna, alt mahallenin çamurundan sıyrılıp celladın kapısına doğru ilk adımımı attım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
108.3K
bc

SUSKUN GELİN

read
149.8K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.1K
bc

SAKLI

read
1K
bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
45.7K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
599.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook