BÖLÜM 8

873 Words
Albars göğsümün üzerindeki baskısını milim hafifletmedi ama o katıksız cinneti, yerini ağır ve tehlikeli bir hesaplaşmaya bıraktı. Başını göğüs vadimden kaldırıp yeniden yüzüme hizaladı. Koyu kahve gözlerinde beni adım adım esir alacak bir tuzak parıldıyordu. Bileklerimi başımın üzerinde tutan o devasa elini yavaşça gevşetti. Parmakları serbest kaldı; kollarım siyah ipek örtünün üzerine mecalsizce düştü. "Korkma lan," dedi boğuk, alaycı bir hırıltıyla. Yüzüme doğru öyle bir eğildi ki, kirli sakalları yanaklarımdaki yangına sürtündü. "Öyle hemen her boku birden yapıp canını alacak değilim. Çiğ et gibi yutmam seni... Önce alışacaksın. O dik kafan, o titreyip duran bedenin her bir zerreme alışacak." Gözlerimi güçlükle aralayıp ona baktım. "N-ne diyorsun sen?" Cevap vermek yerine doğruldu; iki dizinin üzerinde yükselip üzerimdeki ağırlığını biraz çekti ama bacaklarımı arasına hapsetmeye devam etti. Sağ elini uzattı, benim titreyen, buz kesmiş sağ elimi bileğimden yakaladı. Tutuşu demir bir kelepçe gibiydi ama canımı acıtmıyordu. Elimi havaya kaldırdı, sonra yavaşça aşağıya... kendi gövdesine değil, doğrudan benim karnıma doğru indirdi. "Önce bana neyi bilmediğini göstereceksin," dedi, sesi zihnime bir zehir gibi damlarken. "O siktiğimin yatağında hiç dokunmadım dedin ya... Şimdi dokunacaksın. Benim gözümün önünde. Kendi elinle." Duyduğum şeyle beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Kalbim boğazımda atmaya başladı; utançtan bütün tenim alev alev kavruldu. "Ne?!" diye bağırdım, sesim korku ve inanılmaz bir dehşetle çatallandı. Elimi onun mengene gibi parmaklarının arasından kurtarmaya çalıştım ama santim kıpırdatamadım. "Hayır! Delirdin mi sen?! Asla... Yapamam ben öyle bir şey!" Albars’ın dudakları vahşi, keyifli bir sırıtışla gerildi. Elimi kot pantolonumun bel düğmesine doğru biraz daha bastırdı. "Yapamaz mısın lan?" dedi, sesi kulağımın hemen dibinde tehditkâr bir fısıltıya dönüştü. "Bal gibi de yaparsın. Ne dedim lan ben sana? Bende öğreneceksin her şeyi. Bilmiyorum ayağına yatmak yok. Göreceğim o yangının nereden çıktığını." "Albars yalvarırım yapma!" Gözlerimden yaşlar boşaldı, başımı sağa sola sallayarak ağlamaya başladım. "Bilmiyorum diyorum sana! Ben hayatımda hiç... Yemin ederim bilmiyorum, yapamam! Bırak elimi, ne istersen yap ama bunu benden isteme!" Utancımdan yerin dibine girmiştim; hıçkırıklarım boğazımı yırtarken yüzümü çevirmeye çalıştım. Mahallenin ortasında bir fahişe gibi aşağılanmaktan farksızdı bu benim için. Albars durdu. Ağlayışımdaki o katıksız, temiz çaresizliği, gözlerimdeki o derin dehşeti gördüğünde çene kasları kilitlendi. Yüzündeki o sırıtış yavaşça silindi; yerini daha koyu, daha yırtıcı ama kontrol altına alınmış bir tatmine bıraktı. Direnişim, bilmeyişim, bu utancım onu durdurmak yerine içinde daha karanlık bir canavarı uyandırmıştı. Elimi pantolonumun üzerinden çekmedi ama parmaklarındaki sert baskıyı hafifletti. "Öğreteceğim lan o zaman," diye fısıldadı dişlerinin arasından, gözlerini gözlerime çivileyerek. "Madem kendi elinle beceremiyorsun... Benim elimle öğreneceksin. Bakalım o zaman da böyle ağlayabilecek misin kızıl." Albars’ın devasa, nasırlı parmakları pantolonumun bel düğmesine doğru kaydığı an içimde bir panik dalgası koptu. Onun o sert, dur durak bilmeyen gücünün bütünüyle bedenimi ele geçirmesi düşüncesi, utancın bile ötesinde bir dehşetti. "Dur..." dedim, sesim titreyerek boğazımdan güçlükle çıktı. "Dur, dokunma." Albars’ın parmakları kilit noktasında dondu. Koyu kahve gözleri kısıldı; yüzüme doğru hafifçe eğilerek tek kaşını kaldırdı. "Ne oldu lan? Vaz mı geçtin ağlamaktan?" Yutkundum. Boğazımdaki kuruluk ciğerlerimi yakıyordu ama gözlerimi o dipsiz karanlıktan kaçırmadım. "Sen... dokunma. Kendim yapacağım." Dudaklarının kenarında sinsi, keyifli bir tebessüm belirdi. Geriye doğru hafifçe çekilip dizlerinin üzerinde doğruldu, kollarını göğsünde bağladı. Yatağın üzerinde bir heykel gibi dikilirken bütün oda onun karanlık aurasıyla kaplandı. "Görsün bakalım Boran," dedi boğuk bir hırıltıyla. "Hadi. İndir şu pantolonu. Tek bir yalan, tek bir numara sezmeyeceğim. Başla." Gözlerim doldu, yanaklarım alev alev yanıyordu. Titreyen parmaklarımı kotumun düğmesine götürdüm. Metal parçanın açılışı sessiz odada bir kırbaç gibi yankılandı. Fermuarı aşağı çekerken ellerim zangır zangır titriyordu; pantolonu bacaklarımdan aşağı doğru sıyırıp güçlükle yataktan dışarı attım. Üzerimde sadece ince, beyaz pamuklu iç çamaşırım kalmıştı. Odanın serin havası çıplak bacaklarıma çarptığında sırtım ürpertiyle gerildi. Albars’ın bakışları bir alev gibi tenime değiyor, bacaklarımın kıvrımlarını, kasıklarımı acımasız bir açlıkla süzüyordu. "Yat geriye," diye emretti, sesi çatallanmıştı. "Aç bacaklarını." Dudaklarımı birbirine bastırarak dediğini yaptım; sırtüstü uzandım, dizlerimi hafifçe büküp araladım. Utançtan yer yarılsa içine girmek istiyordum. "Elini sok," dedi, sesi biraz daha boğuldu. "Korkak gibi durma lan karşımda. Dokun kendine." Titreyen sağ elimi karnımdan aşağı kaydırdım. Parmak uçlarım iç çamaşırımın kenarına dokunduğunda nefesim kesildi. Kumaşı hafifçe yana sıyırdım; parmaklarım ilk kez o yasak, gizli ve sıcak coğrafyaya değdiğinde vücudumdan yukarı kor gibi bir elektrik dalgası fırladı. Tenim sıcacıktı; korkunun ve utancın getirdiği o yabancı yangınla hafifçe nemlenmişti. "Hah şöyle..." diye hırladı Albars. Gözleri kısıldı, boğazından yırtıcı bir nefes koptu. "Sürt parmaklarını. Neresi sızlıyorsa oraya bastır. Durma." Gözlerimi kapatmaya çalıştım ama kükredi: "Gözlerini aç lan! Bana bakacaksın! Kime kurban olduğunu görerek yapacaksın!" Mavi gözlerimi dehşetle açıp onun karanlık bakışlarına kilitledim. Parmaklarımı o en hassas, dikleşmiş küçük tepeye doğru kaydırdım. Acemice, titrek bir dairesel hareketle dokunduğum an ağzımdan istemsiz, boğuk bir inilti kaçtı. Bedenim bu yabancı hisle sarsıldı. Parmaklarımı biraz daha bastırıp ritmi hızlandırmaya çalıştığımda altımdaki zemin kayıyor gibiydi; kasıklarımda biriken o dayanılmaz sızı bir dalga gibi karnıma yayılıyordu. Başımı geriye attım, kızıl saçlarım yastığa saçıldı. "Albars..." diye inledim, sesim tamamen kırılmıştı. "Adımı söyle lan," dedi dişlerinin arasından; gözleri deliliğin sınırında, pantolonunun üzerinden kabaran sertliği hiçe sayarak beni izliyordu. "Devam et kızıl... Durursan ellerini bağlarım senin." Daha hızlı, daha derinden sürttüm. Bedenim bana tamamen ihanet ediyordu; kendi dokunuşumun altında titriyor, dizlerim istemsizce iki yana daha da açılıyordu. Kasıklarımda kilitlenen o düğüm aniden koptu; içimden yukarı doğru yükselen sıcak, yakıcı bir kasılma bütün vücudumu yay gibi gerdi. Tırnaklarımı çarşafa geçirdim; ağzımdan çıkan boğuk, çaresiz çığlıkla birlikte bedenim boşluğa düşercesine titredi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD