Sırtım yatağın siyah, buz gibi direğine yaslandığında kaçacak tek bir santim bile kalmamıştı.
İçimde bir yerlerde gururum bir hançer gibi göğsüme batıyordu; sokak ortasından kucaklanıp getirilmiş, bir eşya gibi bu odaya kilitlenmiştim. Ama diğer yanda... annemin yoğun bakımdaki o oksijen maskesi, yaşama tutunma ihtimali vardı. ‘Mecburdum.’ Annemin nefesi bu herifin iki dudağının arasındaydı. Fakat kendime bile fısıldamaktan korktuğum, etimi kemiğimi kavuran başka bir his daha vardı. Gözlerimi kaldırıp tepemde dikilen o heybetli cüsseye, gömleğinin açık yakasından taşan sert göğsüne, kirli sakallarına ve o zifiri karanlık gözlerine baktığımda içimdeki o kör yangın uyanıyordu. Korkuyordum ama bu vahşi, acımasız adamın yanımda kapladığı alan, o sert ve baskın erkeksi varlığı kanımı delice kaynatıyordu. İğrenmek istiyordum ama dokunduğu her yer alev alıyordu.
Albars aramızdaki son adımı da attı. Gövdesi neredeyse tenime değecek kadar üzerime eğildi; tütün, kehribar ve odayı saran ağır sıcaklığı ciğerlerime doldu.
İri, nasırlı elini kaldırıp çenemi tuttu. Başparmağını alt dudağımın üzerine bastırıp hafifçe çekiştirdi. Bakışları yüzümdeki o allak bullak ifadeyi, kızaran yanaklarımı bir santim bile atlamadan talan ediyordu.
"Ne o kızıl?" dedi boğuk, alaycı bir hırıltıyla. "Pek bir sessizleştin. Az önce sokakta kükrüyordun, şimdi nefesin bile titriyor."
Gözlerimi gözlerinden kaçırmaya çalıştım ama parmakları çenemi sıkıp buna izin vermedi.
"Bana bak lan," dedi, sesi birden gür, pervasız ve argo bir tona kayarken. Gözleri kısıldı, tehlikeli bir merakla dudaklarımdan aşağı, titreyen boynuma ve göğsüme doğru indi. "Söyle bakalım... Daha önce girdin mi lan böyle bir yatağa? Biri değdi mi senin bu alev alev yanan tenine?"
Sorusunun kabalığı yüzüme inen bir tokat gibi çarptı. Yanaklarım alev aldı; içimdeki utanç dalgası göğsümden boynuma doğru kızıl bir leke gibi yayıldı.
"S-sanane..." diye fısıldayabildim, sesim çatallanarak. "Bırak beni..."
"Ne demek lan sanane?" Çenemi hafifçe sarsıp yüzüme doğru eğildi, sıcak nefesi dudaklarımı yaktı. "Bana ait olan şeyi bilmek benim hakkım. Düzgün soruyorum, doğruyu söyle... Bakire misin lan sen? Hiç sikti mi biri seni bugüne kadar?"
Kelimelerin ağırlığı ve açıklığı beni yerin dibine soktu. Gözlerim doldu; başımı çevirmek, yer yarılsa içine girmek istedim. Ömrüm boyunca mahallenin çamurunda, annemin başında bir nefeslik huzur ararken böyle şeylerin lafı bile yanıma yaklaşmamıştı.
"Albars... yapma ne olur, konuşma böyle..." diye inledim, utançtan sesim yok oluyordu. Gözlerimden yaşlar süzülürken başımı iki yana salladım. "Olmadı... Kimse dokunmadı bana. Asla."
Cevabımla birlikte o koyu kahve gözlerinde zifiri, vahşi bir parıltı çaktı. Çene kasları gerildi; dudaklarının kenarı kibirli, neredeyse zevkten kuduran bir tatminle kıvrıldı.
"Demek kimse dokunmadı ha..." diye mırıldandı. Başparmağını çenemden aşağı, boynumun nabız atan yerine doğru kaydırdı. "Tertemizsin yani. İlk ben alacağım seni bu yatakta..."
Bir adım daha yaklaştı; eli boynumdan aşağı inip eski tişörtümün yakasını hafifçe yana çekti. Gözlerini odayı inleten açık sözlülüğünden zerre geri çekmeden doğrudan göz bebeklerime kilitledi.
"Peki kızıl..." dedi, sesi biraz daha boğuk, daha arsız bir tona büründü. "Hiç mi aklın kaymadı lan senin? Gece o siktiğimin yatağında yatarken... Hiç mi elin gitmedi bacaklarının arasına? Kendi kendini de mi becermedin lan hiç?"
Kaşlarım çatıldı. Dudaklarım aralık kaldı.
Ne dediğini tam olarak anlayamadım; Mahalle’nin o yıkık bodrumunda sefaletle, açlıkla ve annemin hırıltılarıyla büyümüştüm. Zihnimde onun bahsettiği o eyleme dair en ufak bir karşılık, tek bir görüntü bile yoktu.
"N-nasıl yani?" dedim, saf bir şaşkınlık ve utancın birbirine karıştığı o titrek sesimle. "Ne diyorsun sen? Kendi kendine... nasıl?"
Yüzümdeki o katıksız, lekesiz cehaleti gördüğü an Albars’ın bedeni kaskatı kesildi.
Göz bebekleri şaşkınlıkla büyüdü. O koca heybetiyle donup kaldı; yüzündeki o vahşi, kaba sırıtış yerini sarsıcı, derin bir afallamaya bıraktı. Yalan söylemediğimi, bunu gerçekten bilmediğimi anlamıştı.
Karan Tepe’nin bütün pisliğini, yer altının en karanlık kadınlarını ve en yozlaşmış zevklerini görmüş bu adam için; karşısında duran kızıl saçlı kızın bu dünyadan tamamen bihaber, dokunulmamış bir lekesizliğe sahip olması zihnine bir kurşun gibi çarpmıştı.
Boğazından derin, hırıltılı bir nefes koptu. Gözlerindeki karanlık arzu bir anda deliliğin sınırına dayandı; şakaklarındaki damarlar kabardı.
"Sikeyim böyle işi..." diye boğuk bir sesle inledi, eli birden ensemdeki saç tutamlarına daldı. Bu kez acıtmadan ama sahiplenmenin getirdiği vahşi bir titremeyle saçlarımı kavradı. "Hiçbir sikim bilmiyorsun lan sen... Tertemiz bir belasın başıma."
Ensemdeki saçları kavrayan iri avucu titriyordu; o devasa, önüne çıkanı ezip geçen adamın parmaklarında ilk kez kontrolsüz, saf bir telaş vardı.
Koyu kahve gözleri yüzümün her miliminde yangın yerine dönmüş gibi gezindi. Kızaran yanaklarım, aralık dudaklarım ve ne olduğunu bile anlamayan o çaresiz gözlerim onu adeta zehirli bir sarhoşluğa sürüklüyordu.
"Hiçbir sikim bilmiyorsun..." diye tekrarladı, sesi göğüs kafesini yırtarcasına derinden, hırıltılı çıktı. "Sana dokunan olmamış, sen bile kendine dokunmamışsın lan. Bu yangın... Bu alev alev halin doğuştan mı senin?"
Yutkundum. Bakışlarının ağırlığı tenimi soyuyordu. "Albars... Ne demek istediğini anlamıyorum, yemin ederim bilmiyorum..."
"Öğreneceksin," dedi, sesi birden tehlikeli bir kadifeliğe bürünürken. "Hepsini tek tek bende öğreneceksin. İlk kez aklını kimin başından alacağını da, canını kimin yakacağını da ben kazıyacağım aklına."
Beni yatağın kenarından hafifçe geriye itti. Dizlerimin arkası yatağın yumuşak şiltesine çarptı ve dengemi kaybedip siyah ipek örtünün üzerine sırtüstü düştüm. Kızıl saçlarım yastıkların üzerine darmadağın yayıldı.
Kaçmak için dirseklerimin üzerinde doğrulmaya çalıştım ama izin vermedi.
Albars bir gölge gibi üzerime çöktü; iki dizini bacaklarımın iki yanına yerleştirip devasa cüssesiyle üzerimi tamamen kapattı. Ağırlığını üzerime tam vermiyordu ama kapladığı alan nefes alacak tek bir boşluk bile bırakmıyordu. Gömleğinin açık yakasından taşan geniş göğsü inip kalkıyor, tütün, sedir ağacı ve acı kehribarın o baskın kokusu odayı boğuyordu.
"Yat lan şuraya," diye hırladı, iki bileğimi tek bir devasa eliyle kavrayıp başımın üzerine sabitleyerek. "Kıpırdama."
"Bırak bileklerimi!" diye çırpındım, altındaki bedenimi kurtarmak için bacaklarımı kıpırdattım ama nafileydi. "Korkutuyorsun beni, böyle yapma..."
"Korkma lan," dedi, başını boynuma doğru eğerken. Kirli sakalları çenemin altındaki o hassas deriye sürtündü. "Korkacak olsan o kapıyı kırıp kaçtığın an korkardın. Şimdi titreme sırası değil."
Serbest kalan nasırlı elini eski, solmuş tişörtümün etek ucuna götürdü. Parmaklarının tersi karnımın çıplak derisine değdiği an bütün vücudum kaskatı kesildi; tenime bir kor parçası basılmış gibi sıçradım.
Albars durmadı. Gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadan tişörtümü tek bir sert hareketle yukarı sıyırdı, başımın üzerinden çekip odanın karanlık bir köşesine fırlattı.
Odanın serin havası çıplak göğsüme ve beyaz sütyenime çarptığında nefesim boğazımda tıkandı. Mahallenin o utangaç kızı, şimdi Karan Tepe'nin en acımasız adamının yatağında, onun zifiri bakışlarının altında çırılçıplak kalmış gibiydi.
Albars’ın gözleri aç bir yırtıcı gibi göğsüme, köprücük kemiklerimin çukuruna ve kaburgalarımın o incecik kavislerine kilitlendi. Çene kasları öyle bir sıkıldı ki derisi gerildi; boğazından derin, hayvani bir inilti koptu.
"Şu beyazlığa bak lan..." dedi, sesi arzuyla çatallanmıştı. "Karan Tepe’nin bütün pisliğinin içinde, şu bodrum katında nasıl böyle lekesiz kaldın sen?"
Elini kaldırdı. İri, sıcak ve nasırlı avucu doğrudan sütyenimin üzerinden sol göğsümün üzerine kapandı.
Dudaklarımdan tiz, titrek bir inilti fırladı. Avucunun içindeki o sert dokunuş, tenimin altına elektrik gibi bir sarsıntı gönderdi. Başparmağı kumaşın üzerinden dikleşen göğüs ucumu hafifçe ezdiğinde sırtım yataktan yay gibi havalandı.
"Albars..." diye yalvardım, sesim ağlamaklıydı ama bedenim bana tamamen ihanet ediyordu. "Lütfen..."
"İnle lan," dedi, yüzünü göğüslerimin arasındaki o vadiye gömüp derin bir nefes çekerken. "Daha dur kızıl... Bu sadece başlangıç. O siktiğimin borcunu ödemek öyle kolay olmayacak. Her zerren aklımdan çıkmayacak hale gelene kadar bu yataktan kalkış yok sana."