"Çay, kahve ?"
"Kahve lütfen." Hostes gülümseyerek sıcak suyu, hazırladığı karton bardağın içine döküp bana uzattığında teşekkür ederek kahveyi aldım. Hostes yoluna devam ederek yanımdan ayrıldığında sıcak kahvemden yudumlar almaya başlamış ve okuduğum kitabı kucağıma bırakmıştım.
Büyükanne Daffodil'in gizemini çözmek ve bahsettiği gerçek hayatım hakkında fikir sahibi olmak için Triora'ya gidiyordum. İçinde bulunduğum olay karmakarışıktı ve ne yapmam gerektiğini şaşırmıştım.
Uçağa binmeden önce büyükannemin avukatı Percy aramıştı. Triora'ya gidip gitmeyeceğimi sordu. Söylediğine göre büyükannem yeni hayatımı kolaylaştırmak için bazı şeyleri çoktan halletmeye başlamıştı. Mesela gideceğim üniversiteye kaydımı aldırmak gibi. Tabi bunun için devreye Percy giriyordu. Ben daha Triora'ya varmadan, kaydım yeni üniversiteye alınacaktı. Ayrıca Percy büyükannemden bana miras kalan evin adresinide ayrıntılı olarak vermişti.
Uçuşun son dakikalarında yapılan anonsla kemerleri bağlayıp heyecanla inişi bekledim.
✏️
"Verdiğiniz adres burası." Gözlerimi taksinin camından geldiğimiz evde gezdirdim. İki katlı, büyük, ahşap bir evdi, eski evimiz gibi. Dışarıdan bakıldığında oldukça kasvetli görünüyordu.
Taksiciye teşekkür edip parayı uzattım ve kapıyı açıp dışarı çıktım. Ardından bagaja yönelip bavullarımı zorlanarakta olsa aşağı indirdim. Taksici yardım teklifinde bulunmadan direk gazı kökleyip gittiğinde ister istemez gözlerimi devirmiştim.
Bavulları arkamdan sürükleyerek bahçe kapısına yöneldim ve büyük demir kapıyı iterek bahçeye girdim. Bavulları bırakıp telefonu elime aldım ve Percy'in numarasını tuşladım. Açmasını beklerken bir yandan da etrafı süzüyordum.
"Lissandra ?" Arkadan hışırtı sesleri geldiğinde, gözlerimi kıstım. Sanırım tam yatmaya hazırlanırken aramıştım.
"Müsait misin ?"
"Evet, elbette. Bir sorun mu var. Gitmekten vaz mı geçtin yoksa ?" Gözlerimi devridim.
"Hayır şu an tam olarak evin önündeyim." Kaşlarını havaya kaldırdığını tahmin ettim.
"O zaman sorun nedir ?" Kuşkulu sesini duyduğumda, derin bir nefes aldım.
"Ben bu eve nasıl gireceğim ?"
"Ah, evet. Doğru ya..Anahtar sanırım Rufina'da. Ama Rufina nerede onu bilmiyorum." Sıkıntılı bir nefes vererek gözlerimi yumdum.
"Tamam, sağol." Telefonu suratına kapayıp cebime soktum ve başımı ellerimin arasına aldım. Nasıl bulacaktım şimdi ben bu Rufina teyzeyi ? Yoldan geçen her insanı durdurup 'Rufina'yı tanıyor musunuz?' diyecek halim yoktu ya. Ayrıca karnımda çok acıkmıştı.
Son çare bavulları bir çalılığın arkasına gizledim ve bahçeden çıkarak sokakta yürümeye başaldım. Şu an önüme hangi kafe çıkarsa çıksın, içeriye balıklama atlamayı düşünüyordum.
Etrafta kafe arayarak yürümeye devam ederken, aynı zamanda Triora'yı iyice keşfetme şansınıda elde etmiştim. Garip bir şehirdi. Aynı büyükanne Daffodil gibi. Sonunda önüme bir kafe&bar çıktığında adımlarımı hızlandırarak girişe yürüdüm ve içeri girdim. Etraf şu anlık sakin gibiydi. Gençler toplanmış muhabbet ediyorlardı. Tezgahın önündeki sandalyelerden birine oturup, garsonu yanıma çağırdım.
"Hoşgeldiniz. Ne alırdınız ?"
"Bir karışık tost ve taze sıkılmış portakal suyu." Garson gülümseyerek yanımdan ayrıldığında ellerimi tezgahın üzerine koydum ve beklemeye başladım. Az sonra garson tekrar belirdi ve elindeki tepsiyi önüme bıraktı.
"Afiyet olsun." Gülümsedim ve tostu elime aldım.
"İki Shiner Bock." Yanımdan gelen kız sesiyle garson tekrar ortadan kaybolduğunda, ısırdığım yudumu çiğnerken kafamı kıza çevirdim. Ellerini birbirine kenetlemiş, tezgahın üzerine ağırlığını vererek siparişlerini bekliyordu. Gözlerinde koyu siyah bir makyaj, dudaklarında ise kan kırmızı bir ruj vardı. Bir an kendimi çok sönük hissettim. Buz rengi bir kot, üstünede beyaz bir tişört giymiştim. Saçlarımı ise gelişi güzel bir at kuyruğu yapmıştım. Büyükannemin acısı yüzüme yansımıştı ve ağlamaktan gözlerimin altı çökmüştü.
Kafamı tekrar tostuma çevirdim. Garson elindeki iki birayı tezgaha bıraktı.
"Baksana !" diye seslendim arkasını dönen garsona.
"Rufina diye birini tanıyor musun ?" Yanımdaki kiz biraları alıp gideceği sırada aniden durdu.
Garson kafasını iki yana sallayarak kendisine seslenen müşterilere doğru ilerledi. Oflayarak portakal suyumdan bir yudum aldım.
"Rufina'yı neden soruyorsun ?" Yanımdakı kızın sesini duyduğumda şaşırarak ona döndüm. Kaşlarını havaya kaldırmış, beni süzüyordu.
"Evimin anahtarları onda." diye söylendim. Kafasını aşağı yukarı salladı.
"Seni ona götürürüm, ama biraz beklemen gerek." Yol yorgunuydum, günlerdir doğru düzgün uyumuyordum ve bitkin bir haldeydim.
"Ne kadar mesela ?" Eliyle arkada bir masayı gösterdi.
"Arkadaş grubum hemen şurada oturuyor. Bir iki saat daha buradayız." Kafamı aşağı yukarı salladım. Dayanabilirdim.
"Tamam, beklerim." Kafasını sallayıp gideceği sırada tekrar durdu.
"Bizimle oturmak ister misin ?" Aslında burda boş boş oturmaktan daha mantıklı geliyordu.
Omuz siktiğimde gülümsedi.
"Hadi gel. Bu arada ben Rhodanthe." Yerimden kalkıp çantayı omzuma taktığımda gülümsemesine karşılık verdim.
"Lissandra."
Beraber yürümeye başladık. Az bir mesafeden sonra bir kızın ve iki erkeğin oturduğu masaya varmıştık. Rhodanthe elindeki biraları masaya bırakıp kendisine ayrılan yere oturdu.
"Buraya gelsene." diye bana seslendiğinde gruptaki herkes bana dönmüştü. Masanın etrafında dönüp Rhodanthe'nin yanındaki boş yere oturdum.
"Bu kim ?" Sarışın kız beni süzüp, sorusunu sorduğunda, Rhodanthe beni tanıtma gereği duydu.
"Lissandra şimdilik benim misafirim Mia." Isminin Mia olduğunu öğrendiğim kız arkasına yaslanarak beni süzmeye devam etti.
"Bu Daniel." Siyah saçlı, beyaz tenli çocuğu gösterdiğinde çocuğa bakarak gülümsedim. Ancak samimi bir gülümseme değildi.
"Buda Rory." Masaya diktiğim gözlerimi yavaş yavaş, Rhodanthe'nin tanıttığı çocuğa çevirdiğimde gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Hafif uzun, dalgalı saçları dağınık bir şekilde bırakılmıştı ve dolgun etli dudakları vardı. Yüzü çok güzeldi. Hayatımda hiç böyle hem masum hemde tehlikeli gözüken bir yüz görmemiştim. Yeşil gözleri bir süre gözlerimde dolaştı ancak yanağına kondurulan bir öpücükle dikkatini benden alıp Mia'ya verdi. Mia ve Rory sarmaş dolaş oturuyordu. Gözlerimi zar zor onlardan aldım ve etrafı süzdüm. Yakıştıklarını söyleyebilirdim. İkisi de güzeldi. Ancak aralarında bir şey eksik gibiydi.
"Buralarda yeni misin ?" Daniel'in sesiyle gözlerimi ona çevirdim.
"Yeni taşındım." Kafasını salladı.
"Rhod ile nasıl tanışıyorsunuz ?" diye sordu bu sefer.
"Az önce tanıştık." Daniel kafasını aşağı yukarı salladı.
"İsmin Lissandra'ydı değil mi ?" Derin bir nefes aldım ve kafamı salladım.
"Andra diyebilir miyiz ?" Tekrar kafamı sallayacağım sırada, kalın, boğuk ve etkileyici bir ses duyuldu.
"Bu kadar yeter Daniel." Kolunun altındaki Mia huzursuzca kıpırdandı.
"Sana ne oluyor sevgilim ? Bırak sorsun. Tanımak istiyor herhalde." diye konuştu yarım ağız gülerek. Daniel'de Mia'ya katılarak güldüğünde kafamı başka bir yöne çevirdim. Rory ve Mia sevgiliydi demek. Ama bu beni ilgilendirmiyordu.
Bir iki saat kadar daha oturup sohpet ettiler, ben dinledim. Bir süre sonra konuşmalar dayanılmaz gelmeye başlamıştı. Fazla yorgundum. Bir an önce şu lanet anahtarları almalıydım.
"Kalkalım artık." Rory'in sesiyle kapanmak üzere olan gözlerimi araladım. Rhodanthe, Rory'in cümlesini bekliyormuş gibi ayağı kalktı.
"Hesap bende, siz gidin." Gözlerimi Daniel'a çevirdim.
"Alman usulü yapsak daha iyi." Daniel gözlerini devirdi.
"Lütfen Andra. Bana bırak. Lafı bile olmaz." Yamuk ağız gülümsediğinde omuz silktim. Hepsi birbiriyle vedalaşınca kafeden çıktık. Daniel hesap işini hallettiği için arkada kalmıştı. Rory elindeki anahtarlarla arabasının kapılarını açtığında, yolun kenarında ışıkları yanıp sönen Porsche'ye bakakaldım. Mia, Rhodanthe'ye bakmadan ön yolcu koltuğuna oturdu. Ardından, Rory kafasıyla bir baş selamı verip sürücü koltuğuna yerleşti. Ardından gazı kökledi. Gözden kaybolduklarında, ben ve Rhod beraber yürümeye devam ettik. Omzumdan düşmeye yüz tutmuş çantamı düzelttim ve muhabbet açmak için rastgele ağzımdan çıkan bir soruyu yöneltiverdim.
"Mia ve Rory sevgili mi ?" Rhodanthe gülerek kafasını bana çevirdi.
"Evet. Gruba zorla girdi neredeyse." diye söylendi. Kaşlarımı çattım.
"Nasıl yani ?"
"Eskiden ben, Daniel ve Rory çok iyi arkadaştık. Sonra o iflah olmaz dediğimiz sert çocuk Mia'ya aşık oldu. Mia onu sevmiyordu. Hala sevmiyor. Buna adımın Rhod olduğu kadar eminim. Ama peşindeki yakışıklı, zengin, çevresi geniş ve bunu her ne kadar söylemeyi sevmesemde popüler olan bir çocuğu kaçırmak istemedi. Sevgili oldular. Tabi sonra Mia, Rory'in kıçının dibinden ayrılmaz oldu. Rory'in hala onu nasıl sevdiğini anlamıyorum. Eskisi kadar yoğun sevmiyor ama hala onu yanında tutuyor. Sevilmediğini bile bile hemde. O kızı gerçekten sevmiyorum."
Aslında bu kadar ayrıntılı bir açıklama beklemiyordum. Sesimi çıkarmadan yürümeye devam ettim. Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından küçük, garip bir dükkana gelmiştik. Dükkana yaklaştıkça burasının küçük bir aktar olduğunu anlamıştım. Rhod önümden ilerleyerek kapıyı ileri itti ve çan sesleriyle kapı açıldı.
İçerisi aynı büyük anne Daffodil'in gizemli odası gibi, tütsü ve taze bitki kokuyordu. Raflar ahşaptan yapılmıştı ve üzerlerinde çeşit çeşit kavanozlar vardı. Bu içimin ürpermesine neden olmuştu.
"Anne !" Rhodanthe'nin sesiyle gözlerimi büyüterek ona baktım.
"Anne mi ?" diye mırıldandığımda kafasıyla onayladı. Rufina, Rhod'un annesi miydi yani ?
"Geliyorum tatlım." İçeriden gelen sesin 3 dakika ardından içeriye kızıl saçlı bir kadın girdi. Üzerinde beyaz bir elbise vardı ve önüne çiçekli bir önlük takmıştı. Siyah boyanmış mavi gözleri bir an beni buldu. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü ve dudakları aralandı.
"Tracey.." Ağzından çıkan bu isim ürpermeme neden olmuştu. Bu annemin ismiydi. Gözlerimi büyüterek, Rufina'ya baktım. Mavi gözleri dolu dolu olmuştu. Bir iki adım ileri doğru attı. Sonra durdu.
"Ben kızı, Lissandra." dediğimde, kadın aniden üzerime doğru yürüdü ve bedenimi kollarının arasına aldı. Rhod'ta aynı benim gibi şaşkındı. Havada kalan kollarım, kadının bedenini nazikçe sardı. Annemin en yakın arkadaşıyla tanışmak iyi hissettirmişti. Onun bir parçasına sarılmış gibi hissetmiştim.
"Aman Tanrım ! Ne kadar da büyümüşsün." Geri çekilip yüzümü gülümseyerek izledi. Gözlerinin içi parlıyordu.
"Daffodil'de seninle geldi mi ? O nasıl ? Ah, onu da çok özledim." Boğazıma bir yumru oturmuş ve gözlerim buğulanmıştı. Zorlukla yutkundum.
"O..." Dilim söylemeye varmıyordu. Ancak gerçek buydu.
"Onu kaybettik." Rufina'nın kollarımı tutan elleri birden boşluğa düştü ve yüzündeki gülümseme soldu. Şok içinde yüzüme baktı ve bir iki adım giderek, tezgahın yanındaki tabureye oturdu.
"Anne ?" Rhodanthe endişeyle annesinin yanına ulaştı. "İyi misin ?"
Rufina başını ellerinin arasına aldı ve içine derin bir nefes çekti.
"Lütfen bana bir iki saniye verin." Dediği gibi bir iki saniye sonra toparlanarak yüzüme baktı. Çok üzgün görünüyordu.
"Ben, çok üzgünüm. Bana bir mektuptan bahsetmişti. Mektup eline geçti mi ?" Kafamı aşağı yukarı salladım.
"O yüzden buradayım." Rhod anlamaya çalışır gibi bir bana, bir annesine bakıyordu. En sonunda dayanamayarak "Ne mektubu ?" diye sordu. Annesi derin bir nefes aldı.
"Lissandra, bizden biri olduğunu bilmiyor." Gözlerimi kıstım. Rhod oldukça şaşkın görünüyordu.
"Andra bizden biri mi ?" Rufina kafasını sallayarak onayladı.
"Neyden bahsediyorsunuz ?" Rufina derin bir nefes aldı ve yan tarafta duran tabureye uzanarak tam önüne koydu. Oturmamı işaret ettiğinde, ikiletmeden oturdum.
"Bana mektuptan bahseder misin ?"
"Büyük annem buraya yerleşmemi istiyormuş. Yaşadığım hayatın, kendi hayatım olmadığını ve gerçek hayatımın sır perdesini aralayabilecek kişininde sadece siz olabileceğinizi düşünüyormuş. Bu yüzden bana anahtarının şu anda sizde olduğu evi miras bırakmış. Buraya yerleşmemi istiyormuş. Ama böyle birşey yapmayacağım. Gayet rayında ilerleyen bir hayatım var zaten. Bunu neden zora sokayım ki ?" Rufina anlayışla başını salladı.
"Bilmediğin gerçekler seni buraya mühürleyecek güzel kızım."
"Şu bilmediğim gerçekleri artık bana anlatır mısınız ?"
"Bak Lissandra. Annen ve ben çok iyi arkadaştık. Annen daha çok gençken birine aşık oldu. Sonra evlendiler, ancak işler istediği gibi gitmedi." Derin bir nefes aldım ve gözlerimi Rufina'nın garip gözlerine diktim.
"Bakın, ben bu hikayeyi biliyorum. Büyük annem on yaşına gelinceye kadar bana bu masalı anlattı zaten. Benim istediğim bu masalın ardına saklanmış sırlar. Artık bu sırların bir son bulmasını istiyorum. İki gündür başıma gelenlerden çok bıktım. Büyük annemi gün geçtikçe tanıyamaz hale geliyorum ve bu canımı sıkıyor. Hele ki o odada olan şey.." Rufina gözlerini kısarak suratıma baktı.
"Başına birşey mi geldi yoksa ?" Kafamı gülerek iki yana salladım.
"Anlatsam benimle dalga geçersiniz." Rufina'nın gerildiğini hissetmiştim. Ancak anlatmamı istediğini söylediğinde üstelemedim.
"Büyük annemin her zaman o girmemi yasakladığı sırlar odasına girdim. Çok..çok garip bir yerdi. Sonra siyah kaplı bir defter buldum. İşinde yanılmıyorsam yunanca birşeyler yazıyordu. Sesli okuyunca birden bütün kavanozlar patlayıp paramparça oldu.." Rufina şaşkınlık içinde suratıma baktı. Ah. Biliyordum. Artık kesinlikle delirdiğime inanıyordu.
"Demekki artık etkisini yitirmiş." Şaşırarak yüzüme baktım. Beni yargılamak yerine, neden garip cümleler kuruyordu ? Gerçekten çok gerilmiştim.
"Ne etkisini yitirmiş ?"
"Büyü." Ağzımdan çıkan kahkahaya engel olamamıştım. Sinirlerim bozulmuştu. Bana aldırmadan konuşmaya devam etti.
"Büyük annen, annenin isteği üzerine güçlerini kilit altına alabilmek için, her ay düzenli kilit büyüsü yapıyordu." Hızla tabureden kalktım.
"Ne gücü ! Ne kilidi ! Neden bahsediyorsunuz siz ? Büyük anne medyumculuk mu oynuyordu benimle ?" Rufina'da benimle birlikte ayağı kalktı ve sakin olmamı ister gibi, gülümseyerek yüzüme baktı.
"Medyumlukla alakası yok. Bu onun doğasında var. Hatta benim, Tracey'in, Rhodanthe'nin ve senin. Bu hepimizin doğasında var." Kafamı iki yana salladım.
"Bu..bu çok saçma. Ne demek oluyor bu ?" Rufina elini omzuma koydu.
"Ben, annen, sen, büyükannen, Rhod. Biz.." Gözlerimi büyütüp, gözlerine baktım.
"Biz cadıyız. Masallardaki kötü cadılardan değil. Gerçek cadılarız."