17

994 Words
Yine bu evde olduğuma inanamıyordum. En son, ve ilk kez, burada olduğumda Ekim'in bir sapık olduğunu düşünüp kaçmaya çalışmıştım ve o sadece beni umursamamıştı. İşte gerçek bir aşk hikayesi. "Çok uzun zaman önce gibi, değil mi?" Sorduğu soruyla ona dönüp başımla onayladım. O da anahtarını kapıdan çıkarıp kapıyı üstümüze kapattı. Bu hareket kalp atışlarımı çok fazla hızlandırmıştı. "Aç mısın?" Başımı iki yana salladığımda gülümsedi. Yaklaşıp elini omzuma koydu ve yukarıya çıkan merdivenlere ilerlemeye başladı. Gerçekten uyuyacak mıydık şimdi? Ben, kalbimin sesini duymuyor olması için dua ederken odasına geldiğimizde derin bir nefes aldım. Gri ve beyazdan başka bir renk yoktu, hatırladığım gibi. "Sana giyecek bir şeyler bulacağım." Dedi omuzlarımdan tutup vücuduma bakarken. "Sana yemek vermiyorlar mı evde?" Sorduğu soruya karşılık yüzüm buruşturdum. "Gerçekten mi?" Gülümseyerek burnunu kırıştırdı. "Bunu yapmamalıydım." Arkasını dönüp dolabını açtığında onu izledim. Her şey özenle askıya asılmıştı, benim dolabımda bir köpek yavrusu yolunu kaybedebilirdi. Kesinlikle Ekim'i evime götürmemeliydim. Beyaz bir tişörtü bana fırlattığında kaşlarımı çattım. "Altına ne giyeceğim?" Ensesini kaşıyıp dolaba geri döndü ve onun için şort, benim için daha çok kapri olan bir eşofman altını elime tutuşturdu. "Beli lastikli, biraz komik olacak." Omuz silktim. "Ve banyo?" "E-evet," kekeleyerek bunu söyledikten sonra odanın içindeki lavoboyu gösterdi. Kekelemesine şaşırsam da belli etmeden banyonun içine girdim. Üstümdeki elbiseyi el çabukluğuyla çıkarıp tişörtü üzerime geçirdim ve altıma da şortu geçirip lastiklerini iyice sıktım. Gerçek anlamda bir patates çuvalına benzemiştim. Yine de temiz kıyafet kokusuna Ekim'in parfümü de karıştığı için mutluydum. Oyalanmadan dışarı çıktığımda Ekim de üzerini değiştirmiş, yatağa oturmuş beni bekliyordu. Beni görünce kahkahasını bastırmak istercesine büyük -ve güzel- dudaklarını birbirine bastırdı. "Çok... Güzel görünüyorsun." Gözlerimi devirdim. "Çok... kötü bir yalancısın." Bunu söylememle bastırdığı kahkahasını bıraktı. Ben de o muhteşem sesin tadını çıkardım. Durup oturmam için yanına eliyle iki kez vurduğunda ikiletmeden yanına oturdum. Tam karşımızdaki aynadan oldukça tuhaf görünüyorduk. Aynadaki yansımamıza gülümserken kollarını belime dolayıp ikimizin de yatağa uzanmasını sağladı. Ona döndüğümde kısılmış gözlerle bana bakıyordu. "Seni seviyorum." Bunu söylememle alnını alnıma dayadı ve gözlerini kapattı. "Seni seviyorum." *** Nefes nefese uyandığımda refleks olarak elimi kalbime götürdüm ve sakinleşmeye çalıştım. Omzumda hissettiğim el ilk anda irkilmeme neden olsa da Ekim olduğunu anladığımda rahatladım. "Kâbus mu?" Yüzüme dökülen saçlarımı geriye attığında şefkatli sesiyle sormuştu. "Anksiyete." Ona döndüğümde odadaki loş ışıktan gördüğüm kadarıyla anlamamış bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. "Yarın hiç çalışmadığım bir sınava gireceğim ve o da kendini böyle hatırlattı." Kaşları şaşkınlıkla havaya kalkarken yaklaşıp alnıma küçük bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde uykulu gözlerinin altındaki parlaklığı görebiliyordum. "Hangi ders?" İç çektim. "Fizik." Gülümsedi. "Kalk hadi." Birden ayağa fırladığında kaşlarımı çatarak bakmayı sürdürdüm. "Kalk kalk kalk." Cevap vermeme izin vermeden ellerimden tutup beni de ayağa kaldırdı. "Fizik çalışacağız." *** "Elektriksel alan formülü ne?" Kolumu çalışma masasına uzatıp başımı üzerine koydum. Saat sabahın beşiydi ve nasıl bu kadar enerjik olduğunu anlayamıyordum, aramızda yaşlı olan oydu. "Q çarpı k bölü d kare." Ciddiyetle başıyla onayladı. "Uyuyabilir miyim artık?" "Çok mu yoruldun?" Yine şefkatli çıkan sesine gülümsedim ve zorla başımı masadan kaldırıp kollarımı boynuna doladım. Başımı göğsüne yasladığımda derim bir iç çekmişti. "Gel bakalım." Beni yavaşça kucağına aldığında sesimi çıkarmadan bekledim. Onun genelde şarkı yazmak için kullandığı çalışma odasından çıktığımızda gözlerimi kapattım. Hâlâ, onun kolları arasında ve kokusuyla sarmalanmış oluşum bana halüsinasyon gibi geliyordu. Sırtım yumuşak yatakla buluştuğunda hemen yanıma uzanmıştı. Bir kolunu belime sararken başımı tekrar göğsüne koydum. "Ekim." Duyduğunu belli edercesine mırıldandı. "Seninle evleneceğim." Hafifçe gülümsediğini hissettim. "Bunu yaparken rızamı alacak mısın?" Cevap vermek için ağzımı açamayacak kadar yorgun olduğumdan kollarımı gövdesine sarıp uyumayı tercih ettim. *** "Güneş." Saçlarımın arasında dolaşan eli ve uyanınca tekrar burnuma dolan kokusuyla gülümsedim. "Günaydın." Başımı göğsünden kaldırıp vücudumu ona doğru çevirdim ayaklarımla kendimi yukarı doğru iterek burunlarımızın birbirine değmesini sağladım. Hafifçe iç geçirdiğini hissedebiliyordum. "Günaydın." Ellerini belime yerleştirdiğinde nefesleri titriyordu. Eh, benimkiler de düzgün sayılmazdı. Yaklaşıp yanağından öptüğümde gerçekten kalp atışlarımın bu kadar hızlanacağını tahmin edememiştim. Kıkırdadığında ikimizi de yavaşça yuvarladı ve üstüme çıktı. "On beş yaşında gibi hissediyorum, bunun için senden izin almalı mıyım?" Boğuk ve zor konuşuyormuş gibi çıkan sesine karşılık gülümsedim. Neyden bahsettiğini ikimiz de biliyorduk. "Almamalısın." Cümlem biter bitmez dudaklarımın üzerinde hissettiğim yumuşaklıkla tüm vücudum karıncalanmaya başlamıştı ki bu bugüne kadar hissetmediğim bir şeydi. Dudaklarımızı ayırdığında kapattığımı bile fark etmediğim gözlerimi açtım. Dudaklarında muzip bir gülüş vardı. "Gece öğrendiğin her şeyi unutmadan okula gitsen iyi olacak." *** Formamı giymem için eve uğrayıp okula gelmiştik. Arabadan inmeden önce ona doğru uzanıp yanaklarına birer öpücük bıraktım. Onu öpüyor olmak gerçekten gerçek dışıydı. Bu arabadan indiğimde biri beni kenara çekip aslında her şeyin benim hayal gücümün yansıması olduğunu söyleseydi, ona koşulsuz inanırdım. Çünkü zaten Ekim tek başına gerçek dışıydı. Büyük ellerini belime koyup beni kendine daha çok çekti ve çenemden öptü. "İyi dersler." Kendimi ilk okula gidiyormuşum gibi hissettiren şeyleri söylediğinde yüz ifadem değişmiş olmalı ki kıkırdadı. "Ufaklık." Eklediğinde gözlerimi devirdim. Burnumdan da öptüğünde kapıyı açıp aşağı indim. "Çıkışta burada olacağım." Başımla onaylayıp kapıyı kapattığımda gördüğüm ilk şey gözlerini kısmış, bana doğru bakan Cemre'ydi. Hızla yanıma doğru gelirken, en azından Ekim'in önünde tartışmamamız için okula doğru ilerlemeye başladım. "Bu telefon biz sana ulaşabilelim diye var!" Bana yetiştiğinde okulun kapısına gelmiştim bile. "Şarjı bitmiş sanırım." "Ekim'le gittiğiniz yerde priz yoktu herhalde." Konu dün geceye geldiğinde sırıtarak Cemre'ye döndüm. "Nereye gittiniz?" "Evine." Cemre'nin gözleri irileşirken ağzını şaşkınlıkla araladı. "Daha reşit bile değilsin!" Biraz sesli söylediği şey üzerine hızla elimi ağzına kapattım. "Bana dokunmuyor bile." Elimi ağzından yavaşça çektiğimde inanmıyormuş gibi bakıyordu. "Şaşırmadım." Arkamdan gelen sesle kalbim ağzımda atarken oraya döndüm. Şansıma, sadece Maçin'di. "Biraz haklı gibi." O sırıtırken gözlerimi devirdim. "Siz bu aralar biraz uzak durun derim." Kaşlarımı çatarak Cemre'ye döndüm. "Tüm okul sevgili olduğunuzdan falan bahsediyor." Omuz silktim. "Bununla yaşayabilirim." Maçin, söylediğim üzerine çocuklarını gözünün önünde katletmişim gibi baktı. "Kişisel algılama ama, bunu düzeltmem gerek." Baygın bakışlarımı Maçin'e atarken o, dokuzuncu sınıflardan gördüğü ilk güzel kızın omzuna elini atarak aramızdan ayrıldı. "Gerçek bir sübyancı." Cemre'ye döndüğümde pot kırdığını fark etmiş olacak ki dudağını dişledi. "O kızlar on dört yaşında falan, sen neredeyse on sekizsin." Ona bakmaya devam ettiğimde o da devam etti. "Ayrıca senin sevgilin Yunan tanrıları gibi." Eh, kesinlikle haklıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD