Cemre'yle gece için hazırlanırken düşündüğüm tek şey yarınki sınavımdı. Asla çalışmamıştım ve şimdi de Maçin'in ergen kini yüzünden çalışamayacaktım. Evet, endişelenmem gereken şey Ekim olmalıydı ama ne yazık ki kafamı fizik sınavına endişelenmekle oyalamalıydım.
"Maçin'le bu kadar yakın olmanız çok garip değil mi? Senden hoşlanıyor olabilir mi?" Cemre'nin sorusuna karşılık başımı iki yana salladım.
"Beni olgunlaşmamış, yeşil bir domates kadar seviyor." Omuz silkti.
"Ekim biraz tuhaf biri gibi, güler yüzlü ama sadece sahnede öyle. Değil mi?" Parfümümü sıkarken başımı iki yana salladım.
"Normalde de öyle." Bebek mavisi, hiçbir yerinde dekoltesi olmayan kalın askılı elbiseye bakarken fazla abartıp abartmadığımı düşünüyordum. Cemre'nin ablasının mağzada çalışması gerçekten fazlaca işimize yarıyordu, en azından birkaç aydır.
"Sen daha iyi bilirsin Ekim'i, doğru." Kaşlarımı çatıp ona döndüğümde gülüyordu. "Ne kadar ileri gittiğinizi bilmek istiyorum."
"Sarıldık?" Verdiğim cevapla yüzünü buruşturdu.
"Sevgili falan değil misiniz?" Ağzımı açtığımda cevap vermemi engelleyen şey zilin çalması oldu. Maçin'in geldiğini bildiğimden hızlı bir şekilde odadan çıkıp kapıya koştum.
Ama karşımda gördüğüm şey gerçekten iç açıcı bir manzara değildi.
Maçin ve annem gülümseyerek bana bakarken gerçek anlamda dumura uğramıştım. Cemre de arkamdan gelip gördüğü manzarayla olduğu yere çakılırken Maçin, yüzündeki gülüşü silmiyordu.
"Güneş, güzel görünüyorsun." Maçin kesinlikle içinden gelmeyerek bunları söylerken annem dağılmış saçlarıyla içeri girdi ve kolumdan tuttu.
"Başarılı bir seçim." Dedi kolumu bırakıp içeri gitmeden hemen önce.
"Anneme ne yaptın?" Maçin'e dönerken o sadece omuzlarını silkti.
"Her kadın beni sever." Yüzümü buruşturduğumda sırıttı. "Ayrıca güzel görünmen bir yalandı."
"Teşekkürler."
***
"Siktir ordan." Cemre'nin baktığı yöne baktığımda, bir hafta önce ayrıldığı Sarp'ın başka kızlarla fingirdeşmekte olduğunu gördüm.
"Bu neyin tepkisiydi?" Cemre bir hışımla Maçin'e dönüp kafasıyla Sarp'ı işaret etti.
"Bir hafta önce ayrıldık, şuraya bak!" Maçin umursamazca omuz silkip bir köşeye oturdu.
"Ne bekliyorsun, erkekler böyledir." Cemre gözlerini devirip Maçin'in yanına otururken ben de karşılarına geçtim. "Güneş, bugün özel bir gün." Maçin'in söylediği şeye yüzüne bakmadan, sadece etrafı tarayarak cevap verdim.
"Ne bakımdan?" Gözlerimle Ekim'i arıyordum ama bulursam bununla ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece bir şekilde onu görmeye ihtiyacım vardı. İçten içe üzgün görünmesini bekliyordum.
"Ekim'in otuzuncu yaş günü." Maçin'in sesi kulağımda çınlarken yavaşça ona döndüm. "Aslına bakarsan, dün gece kutlayacaklardı ama Ekim birden ortadan kaybolmuş falan." Bunu söyledikten sonra tek kaşını kaldırıp direkt gözlerimin içine baktı. "Siktir, dün gece senin yanındaydı değil mi?" Ellerimle yüzümü kapatıp orada toplanan ısıyı dağıtmaya çalıştım. Burada olmam kesinlikle çok yanlıştı. Dün -aslında teknik olarak bugün oluyordu, henüz gece yarısını geçmemiştik- benim burnumu beladan kurtarmak için doğum gününü kutlamamıştı ve şimdiyse Maçin'le birlikte buradaydım.
Beni hâlâ bu bara nasıl aldıklarını bilmiyordum.
"Ben gidiyorum." Ayağa kalktığımda kapıdan giren Ekim ve yanındaki bir kız durmama neden oldu.
"Hiçbir yere gitmiyorsun." Maçin bunu söyledikten sonra ayağa kalkıp yanımdaki yerini aldığında içerideki herkes benim gibi ayağa kalkmıştı bile. Alkışlar kulağımda çınlarken, Ekim'in benden nefret edeceğini biliyordum. Doğum gününü rezil etmemek amacıyla yavaşça oturdum ve saçlarımla yüzümü örtmeye çalıştım. Beni görmemeliydi, en azından bugünü ona borçluydum. Sonuçta geceyi benim yüzümden kaçırmıştı.
"Güneş, istersen şu an gidebiliriz. Maçin ne yapabilir ki?" Dudaklarımı birbirine bastırıp yanıma sokulan Cemre'ye döndüm.
"Evimin adresini biliyor, bilmiyorum. İki yıl önce okulu yakmaya çalışmamış mıydı?" Cemre sesli bir şekilde yutkunup Maçin'e baktı. Maçin gerçekten masum görünüyordu ama içinde o kadar da iyi biri olmadığını biliyordum. Bana hiçbir kötülüğü dokunmasa da ünvanını herkes ezbere biliyordu.
Başımı iyice önüme eğip içimden dua etmeye başladım. Tanrıya her zaman inanmıştım, bana yardım etmeliydi.
Akışlar arasından Ekim'in sesini duyduğumda başımı yerden kaldırmamak için çok büyük bir çaba sarf ediyordum. Büyük ihtimalle şarkı söyleyecekti ve ben bunu ne kadar özlediğimi şimdi anlıyordum. İnsanın ruhunu arındıran sesini şimdi anımsıyordum. Tuhaf olan, en son şarkısı bir asır önce söylemiş gibi eski bir anıydı bu bende.
"Teşekkür ederim, hepinize. Damla'ya, Serdar'a ve... Hepinize, bilmiyorum." Bunları söylediğinde gülüşmeler arasından onun da kıkırtısını duyuyordum. Konuşması içmiş olduğunu çokça belli ediyordu. Kendini kaybetmemişti ama ayık da değildi. Bunu bile özlemiş gibiydim ki daha sabah duyduğuma emindim. "Ve... Utanacak bir şey yapmıyorsun. Başını kaldır." Bunu duyduğumda beynime sıçrayan kan ile birlikte ani bir hareketle kafamı kaldırdım. Biraz kırık bir tebessümle bana bakıyordu. İçtendi ama bilirsiniz, mutluluk barındırmıyordu.
Akustik gitarı eline alıp mikrofona yaklaştı. İlk kez Türkçe bir şarkı söylüyordu ve ben gerçekten ağlamamak için kendimle savaş veriyordum
"Zamanla aram pek iyi değildir
Kendimi şanslı sayarım yine de
Yalnız kalmakla ilgili bir sorunum yok
Ama yakınkarda olsun nefesi sevdiğim birinin
Sözleri bölen alkışlar susunca kapalı olan gözlerini açıp doğrudan bana baktı. Yarın sabah ayılıp uyanınca bana olan siniri geri gelecekti, biliyordum, yine de orada kaldım. Hareket de edemiyordum zaten.
"Zamanım dar
Benimle kal
Gitme bu gece
Yanımda kal." gözlerini benden çekip diğerlerine baktığında bir alkış daha koptu. Ekim de devam etmeye niyetli olmayarak gitarı bıraktı ve gülümsedi.
"İyi eğlenceler!" Sahneden inerken bana çok kısa bir bakış attığında yaptığı şey için çoktan pişman olmuştu. Ama ben içimdeki heyecanı bir türlü bastıramıyordum. Ayağa kalkıp kulisinin olduğu yere ilerlemeye başladım. Orada en son yarı çıplak bir Ekim görmüş olsam da, bana bakarak söylediği şeyler beni neredeyse koşar adımlarla yürütüyordu. Maçin nereye kaybolmuştu bilmiyorum, umrumda da değildi. Sadece eğer Ekim'in gerçek düşünceleri bunlarsa, onunla gerçek bir şansım var demekti. Eğer gerçek düşünceleri bunlarsa, beni seviyor demekti. Aslında bunlar sadece şarkı sözü olsa da bana bakarak söylediği için yine de beni seviyor demekti. En azından beynim şu an için bundan başka bir ihtimali değerlendirmek istemiyordu. Kulisin siyah kapısına geldiğimde tıklatmakla uğraşmayıp hızlıca kapıyı araladım.
Aslında açık olmasını beklemiyordum, burda bir sürü içip sapıtan insan vardı yani can güvenliği bile tehlikede sayılırdı böyle. Araladığım kapıdan kafamı içeri soktuğumda yine tişörtsüz Ekim ve onun şaşkın yüzüyle karşı karşıya kalmıştım. En azından içeride bir kız yoktu. Aralık kapıdan içeri girip kapıyı arkamdan kapattım. Ekim de elindeki tişörtü üzerine geçirdi. Biraz hayal kırıklığıyla bana bakıyordu.
"Seni utandırsıysam üzg-"
"Seni seviyorum." Sözünü kestiğimde şaşkınca bana baktı.
"Hâlâ mı?" Başımla onayladığımda yukarı kıvrılan dudaklarıyla bana yaklaştı. Aramızda bir adım kaldığında durdu ve o adımı da ben tamamladım. "Yemin ederim, seni o kadar seviyorum ki kimin ne diyeceği umrumda bile değil." O kollarını omuzlarıma sararken birkaç saniyelik şokun altından ben de ellerimi beline doladım. Dünya üzerindeki en güven verici kokuya sahipti ki ben onu tanıyana kadar güven duygusunun ne olduğundan pek emin değildim.
"Sana değil Okan'a güvendiğim için-"
"Güneş, doğum günümün son saatindeyim." Sözümü kestiğinde kafamı kaldırıp ona baktım. "Ve daha gece başlamadan deli danalar gibi içtim." Gülümsediğimde burnumun üzerine bir öpücük kondurdu.
Ya da ben sadece halüsinasyon görüyordum çünkü Ekim'in bana dokunuyor olması bile yeterince büyük bir adımdı.
"Uyumak ister misin?" Sorduğu soruya karşılık kaşlarımı çattım.
"Dışarıda senin için bir parti var?" Hafifçe kahkaha attı.
"Bunlardan en az yirmi tane kutlamışımdır zaten." Ellerimi belinden ayırıp beni çevirdi ve kolunu omzuma atıp odanın çıkışına ilerlemeye başladı. Evine gideceğimizi anlayabiliyordum.
Bunun gördüğüm bir rüya olmadığından emin olmak için dilimi ısırdım ve gözlerimi kapatıp açtım.
Hâlâ bana temas ediyordu ve yürüyorduk. Bana aşkını ilan etmişti, değil mi?
Gerçekten bu kadar şanslı olacak ne yapmış olabilirdimki?
Odadan çıkıp Ekim için toplanmış insan topluluğunun arasından geçerken Maçin'i görünce duraksadım. Benimle birlikte Ekim de durmuştu. Ona dönüp derin bir nefes aldım.
"Bir dakika sonra geleceğim, tamam mı?" Maçin'e bakıp başıyla onayladı ve bardan çıkmasını beklesem de durduğu yerde beni beklemeye başladı.
Maçin kaşları çatık bir şekilde bana bakarken ondan biraz korkuyordum. Ama yine de, bilirsiniz, size iyiliği dokunmuş birinden kötülük bekleyemezsiniz.
"Üzgünüm, ben-"
"Seni buraya bunun için getirdim." Çatık kaşları aralanıp gülümsediğinde şaşkınlıkla baktım.
"Ne? Bu bir cezaydı." Gözlerini devirdi.
"Gerçekten seni ceza olarak bara mı götüreceğimi düşündün? Aptal gibi zırlıyordun." Bıkkınlıkla yüzüme bakarken yüzüme yayılan sırıtışla kollarımı omzuna sardım.
"Teşekkür ederim teşekkür ederim teşekkür ederim teşekkür ederim teşek-"
"Seni tokatlamadan önce sus." Omzuna sardığım kollarımı tuttu ve bizi ayırdı. "Ayrıca bu samimiyetin nerden geliyor?" Sırıtıp tekrar sarıldım.
"Teşekkür ederim."
"Tamam." Askerlik arkadaşıyla sarılıyormuş gibi sırtıma bir iki tokat attığında geri çekildim. Gerçekten düz, dümdüz bir çocuktu. "Git artık." Başımla onaylayıp Maçin'in yanındaki Cemre'ye de gülümsedim ve koşar adımlarla bize bakmakta olan Ekim'in yanına gittim. Elini omzuma koyup barın çıkışına doğru ilerlemeye başladı.
"Bu sevgi gösterisi için sana dünyayı bağışladığını varsayıyorum." Sesini duyduğumda gülümsedim.
"Öyle de denebilir."