15

1035 Words
Ekim'den: Gözlerini kocaman açıp dudaklarına heyecanlı bir gülümsemeyle elini yanağıma koyduğunda dikkatlice onu izledim. Kafamın içindeki, aramızda dünden itibaren on üçe çıkan yaş farkını bağıran sesi durdurmakta zorluk çekiyordum. Ona dokunmak bir yana, konuşurken bile kelimelerimi cımbızla seçiyordum. Çünkü, otuz yaşında koca adamın tekiydim, bir bar işletiyordum ve yemediğim bok kalmamıştı. Karşımdaki kişi daha 17 yaşında küçük bir kızdı ve ben duygularımı köreltemiyordum. Ama sorun şu ki, kendimi iğrenç biri gibi hissetmiyordum. Sadece, işte, normal şartlarda asla yapmayacağım bir şeyi yapıp küçük bir kıza aşık olmuştum ve bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yoktu. "Sakalların bayağı sertmiş." Söylediği şeye karşılık gülüp kafamı geriye attım. Onunla temas halinde olmayı sevsem de açık alandaydık ve bize dönen gözleri görmeye dayanabileceğimi sanmıyordum. "Evli olmaman çok tuhaf, farkında mısın?" Yüzümü incelemeye devam ederken sordu. "Neden?" "Yani ben aşağı yukarı senin yaşlarında olsaydım sana nikahı basardım." Güldüğümde o da duraksayıp güldü. "Tabi daha iyi olmuş böylesi, seneye evlenelim mi?" Ciddi surat ifadesi kaşlarımı çatmama neden olurken o istifini bozmadan devam etti. "Sadece bir öneri tabii, iyi olur diye..." "Sen ciddi ciddi benimle evlenmeyi düşünüyorsun yani?" Gülümseyip başını olumlu anlamda salladı. "Niye düşünmeyeyim? Zekisin, iyi birisin, düşüncelisin ve bayağı bir yakışıklısın." Ben kıkırdarken o da gülüp yanıma daha da yaklaştı. "Eğer seneye kadar fikrini değiştirmezsen düşünürüz." Söylediğime karşılık tek kaşını kaldırdığında sırıtttım. Gözleri ben her dudağımla ilgili bir faaliyette bulunduğumda olduğu gibi dudaklarıma kayarken kahkaha atma isteğimi bastırmaya çalıştım. Bu kadar çabuk dikkatinin dağılıyor olması beni aşırı keyiflendiriyordu. "Düşün bakalım." Başını geriye atıp gözlerini kapattı. Dış görünüşü çok sıradandı ve bu beni çok fazla korkutuyordu. Yani dışardan bakan biri güzel ya da çirkin demezdi. Onu öne çıkaracak bir güzelliğe sahip değildi. 1.70 boylarında zayıfça bir kızdı ve neredeyse tanıdığım her kız böyleydi. Bu da demek oluyordu ki onun gençliği ve güzelliği değildi beni ona bağlayan. Daha derin bir şeydi ve bu normalde iyi bir şey olsa da, aramızdaki 13 yaş çok da iyi bir şey olmadığını gösteriyordu. Asla kendimi yaşlı hissetmemiştim, hiçbir anlamda. Ama Güneş o kadar gençti ki, kendimi yetersiz hissediyordum. Aslında, bir ilişkimiz olsa anlaşabilir miydik emin değildim. "Sana bana aşık olduğunu söylemiştim." Güneş'in sesi beni düşüncelerimdem arındırırken gülümsedim. Cebimde titreyen telefonumu elime aldığımda, Güneş'in beni dikkatli bir şekilde izlediğinin farkındaydım. Okan: Bu gece Buz'a gel. Mesajı okuduktan sonra sahibi olduğum için genellikle her gece gittiğim bara bu gece gitmeyeceğimi kendime söyleyip Güneş'e döndüm. Dikkati çoktan dağılmıştı; ayaklarını bankın üzerine koyup başınu dizlerine yaslamış ve kollarıyla bacaklarına sarılmış denizi izliyordu. "Ekim?" "Güzelim." Söylediğim şey dikkatini çekmiş olacak ki gülen gözleriyle kafasını bana çevirdi. "Ben bir şeyler duydum, senin hakkında." Kaşlarımı kaldırdığımda dudaklarını birbirine bastırdı. "Sen ve küçük yaştaki kızlarla ilgili." Neyden bahsettiğini anlasam da devam etmesi için bekledim. Ne düşündüğünü merak ediyordum. "Ne duydun?" "Bir kız varmış, on altı yaşında galiba. Sevgilin miydi?" "Bunu ne zaman, kimden duydun?" "Bir hafta önce falan, sevgilin miydi?" "Kimden-" "Maçin ve Okan." "Maçin ve Okan'ın sözüyle bir haftadır yaşıyorsun ve bana sorma gereği duymadın?" Ağzını açtığında onu susturdum. "O yüzden benden kaçtın ve hatta o yüzden Okan'ın uyuşturucu kuryeliğini yaptın?" Gözleri şaşkınlıkla büyürken kaşlarımı çattım. "O çantanın içinde uyuşturucu mu vardı?" "Okan'dan ne bekliyorsun kabartma tozu satmasını mı?" Sinirle banktan kalktım. Böyle bir şeyi bana sormak yerine Okan'a uyuşturucu kuryeliği yapmasına anlam veremiyordum. "Eğer Okan'dan şüphelenip oraya gelmeseydim, seni görmeseydim ne olurdu farkında mısın?" Yüzüne bakmadan ona arkamı dönüp elimi saçlarımın arasından geçirdim. Bu kadar şeyi bana sormamak için yapmış olduğuna inanamıyordum. Güneş'ten: Evimin önüne geldiğimizde durdu. Israrla bana değil, yola bakıyordu. Okan'ın kuryeliğini ne için yaptığımı öğrenince delirip apar topar beni arabaya bindirmiş ve bir hışımla eve getirmişti. Daha sabah her şeyin yoluna girdiğini düşünüyordum, kafamda milyon tane biriktirmemiz gereken anı canlandırmıştım ve şimdi en başa dönmüştük. Yaş sorunu olmadığında da benim aptallığım aramızda çok büyük bir sorundu. "İn." Konuşsa da başını bana çevirmiyordu. "Senden korkmuştum. Bu yüzden sana sormadım." Söylediğim üzerine kafası bana dönerken yüzündeki öfkeyi görebiliyordum. "Benden korktun ama Okan'dan korkmadın mı? Bu zamana kadar sana binlerce kez zarar verebilirdim." Bir saniyeliğine gözlerini kapatıp açtığında gözlerinin içinde öfkeden başka hiçbir şey yoktu. Beni korkudan ağlatacak kadar sinirliydi. "Ve Güneş," direkt olarak gözlerimin içine bakıp konuştu. "Güvenmediğin birini sevemezsin." Bana günler gibi gelen bir sessizlik oldu, gözlerimizi çekmedik. Konuşmak yerine ağlayacağımı bildiğimden, dilimi ısırıp kapıyı açtım ve kapatıp hızlı adımlarla binadan içeri girdim. *** Üç saattir ne yapacağımı, kendimi nasıl teselli edeceğimi bilmez vaziyette odamda dönüp duruyordum. Harika başlayan her şeyin sonu böyle bitiyordu ama yine de bu biraz hızlı olmuştu. Ekim'siz olmaya hiç hazır değildim. Onunla tanıştığım için kendimi dünyadaki en şanslı insan ilan ederken buna hiç hazır değildim. Ama haklı olabilir miydi? Aslında onu sevmiyor, yalnızca öyle sanıyır olabilir miydim? Ki bunu sorguluyorsam zaten sevmediğim kesinleşmez miydi? Kafam daha da karışırken olanları düşünmemeye çalışıp yatağıma uzandım ve gözlerimi kapattım. Tek istediğim şey Ekim'di ve şimdi her şey karmakarışıktı. Okan'ın bana ne yapacağını bilmiyordum, bu sabah Ekim sayesinde bir şey yapamayacağını düşünüyordum ama artık bu imkansızdı; Maçin'e olan borcumun ne olduğunu da bilmiyordum ki okuldaki ününü biliyordum, o gerçekten karşılıksız bir şey yapan biri değildi. Ekim olunca her şey çözülürken, o gidince birden düğüm oluyordu. Ne olursa olsun, beni öylece bırakıp gitmesi ona ve "onun yaşına" yakışmayan bir şeydi. Daha sabah beni bıraktığı için özür dilemişken böyle bir şey yapmış olması üzüntümü silip içimi öfkeyle dolduruyordu. Cebimden telefonumu çıkarıp Cemre'yi konuşmak için arayacakken kapının çalması beni durdurdu ve gelen kişinin Ekim olma ihtimali içimde kabaran öfkeyi durdurdu. Koşar adımlarla odamdan çıkıp kapıyı açtığımda ağzında sigarasıyla duvara yaslanmış olan Maçin'i görmek beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. "Üç yaşındaymışsın gibi sürekli ağladığının farkında mısın?" Sigarasını ağzından alırken eliyle gözlerimi işaret ederek konuştu. "Evde olduğuna göre sabahki dramadan sonra yolları ayırdınız?" "Bu seni hiç ilgilendirmiyor." Çatallı çıkan sesimi düzeltmek için boğazımı temizledim. "Bana olan borcunu biliyorsun, bu gece ve önümüzdeki birkaç gece boyunca ödeyeceksin." Yüzümü buruşturduğumda gözlerini devirdi. "Güneş, seninle seks yapmak istemiyorum. Arzulayacağım kadar güzel bir vücudun yok." "Teşekkürler?" "Ekim'in bu sabah bana davranışına karşılık onun kızıyla onun mekanında olacağım ve ta da, ikimiz de kârdayız." Bıkkınlıkla göz devirdim. Bir gençlik filminin içinde yaşadığını sandığına emindim. "Maçin, ergenliği bırakıp gerçek dünyaya göz atmaya ne dersin? Sadece soruyorum." Muzipçe gülümsediğinde bundan kurtuluşum olmadığını anlamıştım. "Böyle şeyler yapmaktansa benimle sevişmek istediğini biliyorum," sigarasından bir nefes daha çekip sırıttı. "Ama gece ergenlik yapan kim, göreceksin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD