14

1003 Words
Evimin önüne geldiğimizde adresi nereden bildiğini bile bilmiyordum. Bunu umursamadan elimi kapıyı açmak için hareket ettirdiğimde diğer elimin üzerinde elini hissetmem beni durdurmaya yetti. Parmaklarını yavaşça parmaklarımın arasından geçirirken ona baktım. "Her zaman yanında olduğumu biliyorsun." Gözlerindeki içtenliği görüyordum. Gülümsedi. "Bunun için sevgili olmamıza gerek yok, değil mi?" Tek kaşımı kaldırdım. "Her zaman yanımda olman beni sevmediğin gerçeğini değiştirmiyor." Ağzını cevap vermek için açsa da tekrar kapatıp elini elimin üzerinden çekti. O başını önüne eğerken ben dolan gözlerimi gizleyerek arabadan indim. *** Eve girdiğimde parmak uçlarımda ilerleyerek odama yöneldim. Kapımı yavaşça tıklattığımda içerdeki hareketliliği duyup rahatladım. "Benim, Güneş." Fısıldadığımda kilidi açtı. Parmak uçlarımda içeri süzüldüğümde gördüğüm tek şey uykusuzluktan gözleri kızarmış bir Maçin'di. "Bana borcun çok büyük, çok." Ağzında geveleyip yatağıma uzandığında gözlerini çoktan kapatmıştı. Ne zamandır içimde tuttuğum nefesimi verip pencereme ilerledim. Ekim'in arabası hâlâ oradaydı. Uzun zamandır tutmaya çalıştığım gözyaşlarımı bırakıp ağlamaya başladığımda arabanın ışığını yaktı. Böylece bu karanlıkta yüzünü görebildim. Kaşları çatıktı ve biraz üzgün görünüyordu. Sonra aniden ışığı kapatıp arabayı çalıştırdı ve gitti. Duvarın dibine çökerken düşündüğüm tek şey bunca ay o beni büyülerken onun beni küçük ve yardıma muhtaç bir kız olarak gördüğü gerçeğiydi. Bu çok sert bir tokattı. Sadece, aramızdaki yaş farkının benim açımdan hiçbir önemi yoktu. Onun için de olmamasını dilerdim. O, değil otuz, elli yaşında olsaydı bile onu severdim. Her yanıyla büyülüydü. Sesi, gülüşü, kalbi ve... Ne diyebilirdim ki, kirpikleri bile bu dünyaya ait değil gibiydi. Bu düşüncelere sadece o çok yakışıklı diye sahip olamazdım, değil mi? "Deli misin sen?" Duyduğum soruya karşılık gözlerimi kollarıma silip kafamı kaldırdım. "Ne oldu?" "Niye ağlıyorsun gece gece?" Uykulu çıkan sesiyle bunu sorduktan sonra kaşlarını çatıp omuz silkti. "Ya da..." başını yastığıma gömerken devam etti. "Bana ne?" Tekrar kafamı dizlerime gömdüğümde cebimde hissettiğim titreşimle nedenini anlayamadığım bir şekilde heyecanlanarak telefonumu elime aldım. Bilinmeyen Numara: Çantayı bırakıp kaçmak mı? Bilinmeyen Numara: Ödeşmemiz senin için acı olacak. Okan'ın liseli tehdini çekemeyecek durumda olduğumdan telefonumu kapatıp başımı tekrar dizlerimin arasına gömdüm. Nasıl sabah olacaktı, bilmiyordum. *** Uykum aşırı sesli nefes alış-veriş seslerini duyabileceğim kadar hafiflediğinde gözlerimi yavaşça açtım. Duvarın dibinde oturarak uyuyakalmış olmamın sonucu olarak her yerimin tutulması canımı acıtırken ayağa kalkmaya çalıştım. Asla ama asla dün geceyi düşünmemem gerekiyordu. "Kalk artık." Çatallı çıkan sesim yüzünden boğazımı temizleyip yatağıma kurulmuş olan Maçin'in yanına gittim. Omzunu dürtüklediğimde korkuyla gözlerini açıp beni görünce normal halina döndü. "Günaydın, horladığını biliyor muydun?" "Günaydın, bütün makyajının yüzüne yayıldığını biliyor muydun?" Oflayarak odamdan çıktım ve annemin evde olmamasının rahatlığıyla banyoya girdim. Gözlerimin içi kırmızı ve yüzüm siyahtı. Yüzümün her yerindeki rimeli çıkarmaya çalışırken Maçin'in huysuzlanmalarını duyabiliyordum. "Bütün gece kızı bekliyorum ve sabah kahvaltı bile bulamıyorum, onu da mı ben hazırlayayım? İstersen gel bir de si-" "Ağlama." Maçin'i susturup yüzümü kuruladım ve mutfağa geçtim. Açıkcası dolapta bir şey olup olmadığını bile bilmiyordum. Çayımı içip bir şeyler yemek için kendimi zorlarken duyduğum kapı sesiyle korkuyla duraksadım. Gelen annemse büyük bir sorunum var demekti. Sesi umursamayıp omleti yemeye devam eden Maçin'e sessiz ol işareti yapıp masadan kalktım ve kapıya ilerledim. Delikten baktığımda Ekim'in yüzünü görmek kesinlikle beklemediğim bir şeydi. Aklımdaki her şey uçup giderken elim benden bağımsız bir şekildeyi kapıyı açtı. Birbirimize kırmızı gözlerle bakarken hızlı davranan o oldu ve bir saniye sonra kolları belime dolanmıştı bile. Şokla ağlamaya başlarken ellerimi omuzlarına doladım. "Özür dilerim, özür dilerim." Sesi çatallı çıkarken kollarımı sıkılaştırdım. "Korkak olduğum için özür dilerim. Milletin ne diyeceğini senden çok önemsediğim için özür dilerim. Seni üzdüğüm için özür dilerim." Söyledikleri ağlayışımı şiddetlendirirken o kafasını boynuma gömüp kalmıştı. Ne söyleyeceğim hakkında en ufak fikrim yoktu, tek yapabildiğim şey ağlamaktı ve sadece, hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum. Kafasını boynumdan çekip yüzümü avuçlarının arasına aldığında ağladığımı yeni fark etmiştim. "Senin pişmanlığın olmamak için her şeyi yapacağım." Söyledikleri boğazımdan bir hıçkırığın kaçmasına neden olurken yüzümün üstündeki ellerine dokundum. Her şey ama her şey, benim ergenlik hayalim gibiydi. Birazdan uyanacak gibiydim ama işte karşımdaki Ekim'di. O herkesten daha gerçek ve daha olağanüstüydü. O her şeyden daha önemli ve daha gizemliydi. Ve ben ruhumu kölesi yapmaya hazır olacak kadar ona aşıktım. Ne olursa olsun umrumda değildi. Yani, karşınızdaki adam tamamen temiz kalbiyle karşınızda dururken onun yaşının, geçmişinin hatta geleceğinin, yaptığı işin ve başınıza sırf bu yüzden gelebileceklerin bir önemi olmuyordu. Ekim böylesine her kadını karşısında diz çöktürüp ağlatacak bir enerjiye sahipken on yedi yaşındaki körpe bir kız olan beni seçmiş olması da beni dünya üzerindeki en şanslı insan, bunun adını da aşk yapmaz mıydı? "Ben ne kadar kaçmaya çalışsam da, seni-" "Merhaba, Ekim." Çok uzun zamandır beklediğim kelimeler Ekim'in olağanüstü dudaklarının arasından çıkmak üzereyken Maçin'in sesini duymak kesinlikle beni yıkmıştı. Ben gözlerimi ısrarla Ekim'den çekmezken Ekim kaşları çatık bir şekilde Maçin'e dönmüştü. "Okan on sekiz yaşının altında biriyle olmaya çalıştığında onu öldüresiye dövdüğünü hatırlıyorum da..." söyledikleri benim de Maçin'e dönmeme neden olmuştu. Ekim ellerini yüzümden çekip omuzlarıma yerleştirdiğinde Maçin sırıtıyordu. "Sanırım bunu çok iyi ahlakından değil, o kızı sen istediğin için yaptın. Yoksa sana tüm o iyi ahlakını yutturacak bir kız mı Güneş?" "Benim hakkımda bu kadar detayı bilmen garip, kim olduğunu bilmiyorum." Ekim soğukkanlılıkla cevaplarken beni kapının önünden çekti. "O yüzden şimdi bu evden çıkıyorsun." Maçin gülerek montunu askılıktan alırken Ekim'in yüz ifadesine bakmaya korkuyordum. Ve en sonunda Maçin kapıyı çarparak çıktığında başımın Maçin'le kesinlikle büyük bir belada olduğuna emindim. "Bana açıklamak istediğin bir şey var mı?" Dedi büyük ellerini omuzlarımdan çekerken. Ne zamandır tuttuğumu bilmediğim nefesimi verip topuklarımın üzerinde Ekim'e döndüm. "Tamamlamak istediğin bir cümlen var mı?" Maçin'in böldüğü cümlesini hatırlattığımda ciddi yüz ifadesini bozmadı. *** Sahildeki banka oturduğumuzda ben Maçin'le ilgili her şeyi anlatmadığım sürece Ekim'in de bir şey söylemeyeceğini anlamıştım. "Anlat, sonra da balık ekmek yiyelim." Kaşlarımı çattım. "İlk randevumuz Eminönü balıkçısında ağzımdan kılçık çıkarırken olsun istemiyorum." Söylediğime karşılık kaşlarını kaldırıp gülümsedi. "İlk randevumuz?" "Resmiyette tabii." "Resmiyette?" "Sen her şeyi böyle soracak mısın?" Soruma cevap vermeden kıkırdadığında gülümsedim. "Okan'ın işi için gece dışarı çıktığımda, bir saat içinde dönmezsem polisi aramak için bizde kaldı." Tek kaşını kaldırdı. "Kaldı. Pekala." Başıyla onaylayıp yüzüne denize çevirdiğinde kucağında duran elinin üstüne elimi yerleştirdim. "Ekim, sana bir şey söyleyeceğim." Kafasını bana çevirdiğinde nefesimi kesen gözlerinin etkisinde kalmamak için gözlerimi kırpıştırdım. "Sanırım bana çok fena aşık oldun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD