9

1030 Words
Tahtaya bakıp köklerin, rakamların, işlemlerin ve parantezlerin dansına baktım. Bu görüntüye her baktığımda neden dil bölümüne gidip kedi götüne giresice matematikten kurtulmadığıma küfür ediyordum. Yanımda çoktan uyuyakalmış olan Elif'e baktım. Sınıftan, tatlı bir kızdı. "Uyan." Elif'i dürtüklediğimde burnunu kırıştırıp kafasını benim tersimde olan tarafa döndürdü. "Elif." Israrla dürtüklediğimde gözlerini açıp sinirli bir ifadeyle bana döndü. Buna karşılık beni uykumda öldürmemesi için gülümsedim. "Kaç dakika kaldı?" "Telefonuna bakmak yerine beni mi uyandırdın?" "Evde unutmuşum." "Sen-" "Güneş!" Serdar hocanın ikaz sesini duyduğumda susarak önüme döndüm. "İdareden çağırılıyorsun." Kesinlikle Maçin geçen hafta o barda olduğumu ispiyonlamıştı. Kesinlikle beni okuldan atacaklardı. Ve ben de ev kızı Güneş olacaktım. Hafifçe titreyerek olduğum yerden kalktım. "Çantanı da al, ağabeyin gelmiş." Normal koşullarda bu bir problem olmazdı benim için ama küçük bir sorunumuz vardı ki, benin ağabeyim yoktu. Keşke olsaydı, ama yoktu ki bu da başımın belada olduğunun kanıtıydı. Kitaplarımı ve çantamı toparlayıp kalbim ağzımda ata ata idari kata indim. Bu işin içinde Maçin'in olmasından korkuyorum. İspiyonlanırsam okuldan atılmaya gidebilirdi. "Nerde ağabey-" Nöbetçiye yönelttiğim soru karşımda Ekim'i görmemle boğazıma takılırken yutkunmaya çalıştım. "Hadi gidelim." Ekim her zamanki içten gülümsemesiyle kolunu omzuma atıp beni çıkışa doğru sürüklerken tek düşünebildiğim kokusunu bir haftada nasıl da özlediğimdi. *** Bardaki olayın üstünden tam bir hafta geçmişti ve ben bu bir hafta içinde Ekim'e aşık olmadığımı düşünmüştüm. Yani sonuçta büyüyordum ve bu yaşlarda kendimden yaşça büyük birine aşık olmuş gibi hissetmem normaldi. Hem de Ekim kadınları kendine tek bir bakışıyla, ya da duruşuyla, kendine çeken biriydi. Benim ona tutulduğumu sanmam işten bile değildi. Ama şimdi onun arabasına oturmuş ve karşılıklı susmuşken, böyle düşünemiyordum. Geçen haftaki olay için onu suçlamıyordum, nasıl suçlayabilirdim? Bu onun hayatıydı ve 29 yaşında bir adam 17 yaşında bir çocuğun platonik aşkı için kendine çeki düzen vermek zorunda değildi. Yine de, işte yan yana koltuklarda otururken ve o güven veren kokusuyla sarmalanırken, ona aşık olduğumu biliyordum. Bir hafta boyunca kendimi kandırdığımı biliyordum. Bu sıradan bir ergenlik aşkı değildi. Bu aşk olan aşktı ve Ekim ne kadar etkileyici olursa olsun, kimseyi beni etkilediği gibi etkileyemezdi. Bu da aşkın bir kanıtı değil miydi? Şimdi ise geçen haftaki davranışım için özür dileme sırasıydı. "Ben-" "Ben-" Aynı anda konuştuğumuzda ikimiz de dümdüz yola bakmayı bırakıp birbirimize baktık. Yüzünü görmeyi o kadar çok özlemiştim ki, saatlerce elimi çeneme koyup onu izlemek istiyordum. "Önce sen." Bunu demesi üzerine derin bir nefes aldım. "Özür dilerim, şey için. Yani geçen hafta. Neden böyle yaptığımı bilmiyorum." Elbette neden öyle yaptığımı biliyordum ama bunu Ekim'in bilmesine gerek yoktu. "Uhm," boğazını temizleyip gözlerimin içine baktı. "Ben... Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem ama olaylar zaten pek de görüldüğü gibi değildi." Söyledikleri pek gerçekçi olmadığı için kaşlarımı çattım. Hadi ama, altında sadece iç çamaşırıyla odadayken içerden bir kız çıkıyordu. Doktorculuk oynamıyorlarsa her şey gayet açıktı. "Sadece göründüğü gibi değildi işte. Bana inanman yeterli." Bunu içten bir şekilde söylemesi üzerine gülümsedim. "Sana inanacağımı biliyorsun." O da dudaklarını yukarı kıvırdığında gözlerim yine dudaklarına kitlendi. Yani, bu kadar büyük dudaklarla gerçekten benim hakkımı yiyordu. Ben yalnıza Snapchat efektlerinde onun gibi dudaklara sahip olabilirdim. "Ne yapmak istersin? Sanırım okul çıkış saatine kadar vaktimiz var." "Sen nasıl kendin benin ağabeyim olarak tanıttın?" Omuz silkti. "Tek yapmam gereken Güneş Ersoy'un ağabeyi olduğumu söylemek oldu." "Soyadımı nereden öğrendin?" Gözlerini kısıp, bana muzip bir gülümseme bahşetti. "Stalk." Gözlerim şaşkınlıkla açılırken kahkaha attım. "Şaka. Sadece ben her şeyi bilirim." İnanmamış gibi başımla onayladım. "Tabii, öyledir." *** "Buraya tekrar gelmek güzel." Geçen sefer geldiğimiz yeşillik tepeye gelmiştik. Ama hava bu sefer arabadan çıkamayacağımız kadar soğuktu. "Ailen seni okuldan ağabeyinin aldığını öğrenmez, değil mi?" Masumca bunu sorması izerine kahkaha attım. "Bunu yaptıktan sonra mı soruyorsun?" Gülümseyip omuz silkti. "Mantıklı bir fikir gibi gelmişti." Bunu söyledikten sonra duraksayıp ensesini kaşıdı. "30 yaşındaki biri için fazla çocukça bir hareket." "29." Onu düzelttiğimde kahkaha attı. "Daha otuz bile değilim!" "Ve yirmi gibi duruyorsun." Kaşlarını çattı. "Sen de 14 gibi duruyorsun." Gözlerimi kısıp ona tehditkâr sayılabilecek bir bakış attığımda sırıttı. "Sevimli bir yüzün olduğu için." "Bu bir iltifat mıydı?" Gülümseyerek at kuyruğu yapmış olduğum saçlarımdan özgürlüğünü ilan eden birkaç tutamı eliyle kulağımın arkasına itti. "Hayır. Yani evet ama, biliyorsun şu an burada olmamız bile yasal değil. İltifat etmedim dersem kendimi affedebilirim." Kaşlarımı çattım. "Yasal olmayan ne?" "Benim, bir kız çocuğunu okuldan kaçırmam." Kahkaha attığımda o da güldü. "Yine de eğlenceli." "Öyle." Muhteşem yüzüne ve küçük gülümsemesiyle büyük dudaklarına baktım. Hormonlarımı alt üst edecek kadar güzeldi. "Belki seninle evlenirim ve sen de evde kalmaktan kurtulursun." Söylediğim onun muzipçe kaşlarını çatmasına neden olurken gülümsedim. "Yani evde kaldığından değil ama senin yaşıtların çoluğa çocuğa karıştı." Kahkaha attı. "O zaman belki de sen benim küçük kızım olmalısın." Omuz silktim. "Evlenmeyi tercih ederim." *** Arabanın için müzik dinleyerek geçirdiğimiz birkaç saatten sonra Ekim'e beni okula bırakmasıı söylemiştim. Beni eve bırakmasındansa okula bırakması daha güvenli olurdu. "Bugün için teşekkürler." Söylediğime gülümseyip yüzünü bana yaklaştırdığında nefesimi otomatik olarak tutmuştum bile. Yüzü yüzüme fazla yakınken nasıl nefesimi tutacağımı hatırlamam bile mucize sayılırdı. Beni büyüleyen kokusu ciğerlerime dolarken yanağıma bıraktığı öpücükle gözlerimi kapattım. İşte bu anı tekrar yaşamak içn tüm varlığımı verebilirdim. "Kendine dikkat et, ufaklık." Gülümsemeye çalışarak arabadan indiğimde sesten Ekim'in etraftan uzaklaştığını biliyordum. Bunun daha güvenli olduğuna karar vermiştik ama nasıl eve gideceğimi bilemiyordum. Düşünebildiğim tek şey yanağıma değen güzel dudaklarıydı. Ama gözlerimi açtığımda görüş alanıma giren kişi çatık kaşlarıyla Maçin'di. Kararlı bir şekilde bana doğru adımlamaya başladığında onu görmezden gelmem için çok geç olduğunu biliyordum. Beni geçen hafta bardan çıkarıp Ekim'in peşimden gelmesine engel olmuş ve beni eve bırakmak yerine taksiye bindirip olay yerinden uzaklaştırmıştı. Benimle gelmemişti bile. Onun kibirli biri olduğunu biliyordum ama bu kadarını da beklememiştim. "Ekim Erden'le mi birliktesin yani?" Kaşlarımı çattım. "Sadece arkadaş-" "Onu tanımıyorsun. Yerinde olsam temkinli davranırdım." "Tavsiyene ihtiyacım yok." Maçin, söylediğime karşılık kibirle gülümsedi. "Onun geçmişi çok da iyi değil." Gözlerini kısıp vücudumu boydan süzdü. "Onun hayatındaki ilk küçük kız değilsin." Ah, işte bunu ilk kez duymuyordum. Ve bu fazla can sıkıcı olmaya başlamıştı. Neyden bahsettiklerini anlasaydım daha rahat olabilirdim. "Ne diyor-" Yaklaşıp kolunu omzuma attığında duraksayıp kaşlarımı çattım. "Ne yapıyorsun?" "Seni sadece uyardım, ne yapacağın sana kalmış." Kafasını kulağımda doğru yaklaştırdığını ne diyeceğini merak ettiğim için kalıp bekledim. "Gitmedi, arabadan bizi izliyor." Söylediğiyle hemen başımı Ekim'in arabasını görmek için hareket ettirdiğimde Maçin çenemden tutarak beni durdurdu. "Ekim'in oyuncağı olmadan önce neler olduğunu öğrenmek istersen, buralardayım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD