8

965 Words
Ekim'le haftada bir tesadüfen görüşmemiz sinir bozucu bir durumdu. Artık sözleşmeli olarak buluşmalıydık bence. Arkadaş olarak bile olsa onunla olduğum zamanlar hayatımın en güzel zamanlarıydı. Kalemimin ucuyla yanımda not tutan Cemre'yi dürtükledim. Açıkçası bu kadının ekstra hızlanmış biyoloji dersinde not tutabildiği için Cemre'nin cin olduğunu düşünmüyor değildim. Kaşlarını çatıp bana döndüğünde yüzüme çoktan sevimli olduğunu düşündüğüm bir gülümseme yerleştirmiştim bile. "Hayır dersten kaçman için regl taklidi yapmayacağım. Ayda sekiz kere regl taklidi yapıyorum senin yüzünden." Söyledikleri kaşlarımı çatmama sebep olurken Cemre not almaya devam etti. Bu numarayı ona en fazla iki kere yaptırmıştım. Belki üç. Tam hatırlamıyordum ama en fazla dörttür. "Akşam bara gidelim mi diyecektim." Söylediklerimle ilgileniyormuş gibi yavaşça not almayı bırakıp bana döndü. "Diyorsun?" Başımla onayladım. "Diyorum." "Ekim için değil mi?" Hızla başımı iki yana salladım. "Ne alakası-" "Güneş! Cemre! Çıkın sınıftan!" *** Barın önüne kadar gelmişken aldığım muhteşem kararı sorgulamaya başlamıştım. Yani, beni içerde görürse gerçekten çok sinirlenirdi ve belki bunun bir daha geri dönüşü bile olmazdı. Ama girmezsem onu bir daha ne zaman göreceğimi bilmiyordum ve bu çok can sıkıcıydı. "Güneş, buraya soğukta dikilmek için gelmedim." Gözlerimi devirip Cemre'ye döndüm. "Kim dedi sana mini elbise giy diye?" Cemre umursamazca omuz silkti. "En azından kazakla gelmedim." Eliyle üstümdeki kazak-elbiseyi işaret ettiğinde kaşlarımı çattım. "Elbise bu!" Diz üstüne gelen çoraplarımı biraz daha yukarı çekmeye çalışıp omuzlarımı dikleştirdim. "Girelim." Komutumla (!) birlikte yürümeye başladık ve güvenlik elbette ki geçmemize izin verdi. Bunların hepsi Sarp sayesindeydi. Bar, her zamanki gibi bizi içki ve ter kokusuyla karşılamıştı. Artık içerde temizlik yapıldığından bile şüphe ediyordum. Cemre hızla Sarp'ın olduğu tarafa giderken ben sahnenin olduğu tarafa yönelip gözlerimle Ekim'i aramaya başladım. Göz aşinalığım olan kişileri görebiliyordum, sanırım bu insanlar zamanlarının çoğunu burada geçiriyordu. Sahnenin arka taraflarına ilerleyip kulis ararken gözüme siyah bir kapının takılmasıyla gülümsedim. Ekim burada olabilirdi ya da içerdeki birine Ekim'in yerini sorabilirdim. Eh, iki gün sonra tekrar görüşecektik, bu bizim için rekor sayılırdı. Gerçi vereceği tepkiden pek emin değildim. Kapıya doğru ilerlemeye başladığımda karşıma aniden birinin geçmesiyle -kafamı karşımdakinin omzuna çarparak- durmak zorunda kalmıştım. Elimi alnıma kovup ovuştururken aynı anda önüme düşen saçlarımı geriye atmaya çalışıyordum. "Dikkatli ols-" "Güneş, öyle değil mi?" Duyduğum sesle şaşkınlıkla kafamı kaldırırken karşımda duran Okan ve onun her zamanki yayık gülüşüydü. Geçen sefer Ekim'le arasında geçen şeyden sonra neden hâlâ karşımda olduğunu bilmiyordum. "Uzun zaman oldu görüşmeyeli." Söylediği kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. "Birini bekliyorum." Kaşlarını havaya kaldırırken hafifiçe gülmüştü. "Yoksa Ekim mi? Yeni oyuncağından sıkılmadı mı?" Kaşlarım olduğundan daha da çatılırken Okan daha da keyiflenmiş gibi duruyordu. "Ekim ve onun küçük kızlara olan takıntısı, senin gibi bir çok kız- "Güneş?" Aniden ortaya çıkan ses ve sahibi Okan'ın sözünü böldüğünde sesin sahibine döndüm. "Maçin?" Aslında adı Emir'di ama soyadı ona yapışmıştı ve aynı okuldaydık. O sadece bir üst sınıftaydı ve ortam nasıl bundan daha fazla garip olabilirdi hiç bilmiyordum. "Sen on sekiz misin?" Maçin'in sorduğu soruyla elimi alnıma götürüp ovuşturmaya başladım. Maçin'le aynı okulda olmamız dışında hiçbir yakınlığımız yoktu. O, bilirsiniz, şu okuldaki herkesin bayıldığı çocuktı ve ben de, bendim. Biz takılmazdık. Ve adımı bildiğine şaşırsam da bozuntuya vermeden bu durumdan kurtulmam gerekiyordu. Tamam, bu saçma durumdan kurtulup Ekim'i bulmalıydım. Ve o zaman Okan'ın saçmaladığı şeyler hakkında konuşabilirdik. "Beklediğim kişi de geldi, görüşürüz." Tek kaşımı kaldırıp Okan'a baktığımda o omuz silkip yanımızdan uzaklaştı. Maçin ise kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu. "Sanırım sana bir teşekkür borçluyum." "Ne oluyor?" Omuz silktim. "Sadece sarkıntı biri, önemli değil." "İşte bu yüzden böyle mekanlarda yaş sınırı oluyor." Gözlerimi devirdiğimde Maçin gözlerini üzerimden çekip umursamazca etrafa baktı. "Bilgilendirme için sağol, anne." Maçin söylediklerimi umursamadan etrafa bakmaya devam ederken onun görmeyeceği farkındalığıyla gözlerimi devirdim. "Ben gidiyorum." Bunu söylememle Maçin benden önce ilerlemeye başlayıp kalabalığa karıştı. Arkamı dönüp kulise benzeyen odaya yürümeye başladım. Ekim burada bir yerde olmalıydı. Onun deyimiyle bu onun "işiydi" öyle değil mi? Odanın kapısının açılmasıyla duraksadım ve içerden uzun, siyah saçlı kızın çıkışını izledim. Kaşlarım çatılırken kızın bana neden tanıdık geldiğini düşünmeye başladım. "Ekim'in nesi oluyorsun, kardeşi falan mı?" Kızın sesi kulağımda yankılanırken onun o gün konserde beni Ekim'in kardeşi sanan kız olduğunu hatırlamıştım. Belki de Ekim'in arkadaşıydı. Kızın uzaklaştığı kapıya yaklaşıp kulpu yavaşça çevirdim. İçerden ses gelmiyordu ve ben henüz içeriyi görmek için kafamı yaklaştırmamıştım. Birkaç saniye daha bekleyip birinin bir şey demesini beklesem de bir şey olmamıştı. Belki de içerisi boştu. Kafamı hafif araladığım kapıdan içeri soktuğumdaysa gördüğüm manzara kalbimi tekletecek cinstendi. Ekim tişörtünü başından geçirirken altında yalnızca bir boxerın olması yutkunmama sebep olmuştu. Tişörtü başından geçirip gözlerini açtığında, ne yazıkki gözlerimiz buluşmuştu. O kaşlarını çatarken, ben ne olduğunu anlamıştım. İçerden arkadaşı sandığım kız çıkmıştı ve Ekim giyiniyordu. Ah, Okan'a buraya daha erken gelmeme izin vermediği için teşekkür etmeliydim. "Güneş?" "B-ben-" Aynı anda konuştuğumuzda yutkunup nefes almak için kendime bir saniye verdim. Her an yüzümün biraz daha kızardığına emindim ve ayaklarım buraya çivilenmiş gibi kalmıştım. "Ben... Özür dilerim." Kelimeleri ağzımda geveleyerek konuşurken zorlukla birkaç adım geri çekilerek kafamı odadan çıkardım. Yapmam gereken şey burdan koşarak kaçmak ve bir daha on metre yakınına bile yaklaşmamaktı. Utancı ve üzüntüyü bir arada yaşamak dünyanın en kötü hissi olabilirdi. Ayaklarımı sürüyerek geri dönerken gözlerimden akmak için zorlayan yaşları yerinde tutmaya çalışıyordum. En azından buradan çıkmadan ağlamamalıydım. Tüm gücümü ayaklarıma vererek daha hızlı yürümeye başladım. Önüme çıkan insanların arasından sıyrılarak çıkışa yaklaştığımda, onun sesini duymak ne yazıkki beni istemsiz duraksatmıştı. "Güneş!" Ekim'in bağırışıyla çevremizdeki birkaç gözün bize döndüğünde bulanık görmeye başlayan gözlerimle görebiliyordum. Ve tam önümde Maçin'i görmek beni biraz olsun rahatlatmıştı. Cemre nedense ona ihtiyacım olduğunda ortadan yok oluyordu. "Y-ardım et." Ağzımdan hıçkırıkla birlikte çıkan sözleri Maçin'e bakarak söylemiştim. Çoktan akmaya başlayan yaşları elimin tersiyle silip net görmeye çalıştım. Ekim'in tam arkamda olduğunu biliyordum ve onu görmek istemiyordum. Bana bir şey yapmamıştı, yine de istemiyordum. "Eve gitmem gerek." Dudaklarımdan fısıltı gibi dökülen sözler üzerine Maçin ciddi bir surat ifadesiyle yanına gelip omuzlarımdan destek vererek çıkışa doğru yürümeme yardım etti. Ekim'in o sırada ne yaptığını bilmiyordum, bilmek de istemiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD