İPUCU

1236 Words
Üçlü olarak holdingten çıkarken, yine gergin bir ortam vardı. Komutana dönünce o zaten bana bakıyordu. "Kendinize dikkat edin komutanım" dedim. "Sende kendine dikkat et" derken bakışları arkama kaydı yani bay Axton'a bakıyordu. Bu bakmaktan çok göz dağı vermekti. Bir insanın size karşılıksız değer vermesinin anlamını bilir misiniz? Ben bunu hak edecek ne yaptım diye düşünürsünüz, hayatın en dönüm noktasına geldiğiniz zaman o yanınızda olur. Sizden çok sizi düşündüğünü hissedersiniz, hissettirir çünkü... Komutanı anlatmaya gerek yok, onun için kurşun atar, kurşun yerim. Sadece intikamımı alacağım günü bekliyorum. İntikam alınca rahatlayacağım ve eskisi kadar bedenim bana, ruhum bedenime ağır gelmeyecek. Komutanın gidişini izlerken derin bir nefes aldım. Arkam da sert soluk bırakan adama dönmeden önümüzde duran araçlara bakıp kenara çekildim. İlk önce bay Axton'un binmesini bekleyip ardından arkada yada önde olan bir arabaya biniyordum. Genellikle araçlar Axton'un arabasını ortaya alıyordu. Çünkü bir mafya'nın hayatı diğerlerinden daha değerliydi. Şöför arabadan inip bir kapıyı açtı. Ben bay Axton'un binmesini beklerken "Bin" dedi. Ben şaşkınlıkla bay Axton'a dönüp yüzüne baktım. Onun yüzünde hiç bir ifade yoktu. Önüme dönüp arka arabaya geçerken "Önünde ki arabaya bin dedim" diyerek arabanın yanına yaklaştı. Bakışlarımız birbirimizi izlerken "Bin" dedi tekrar bıkkın bir sesle. "Niye?" "Bin" dedi yine. Sesi iyice bıkkın geliyordu. Bir ona baktım bir arabaya, daha sonra bıkkın bir nefes verip arabaya bindim. Artık derdi her neyse manyak adamın? Benden sonra o bindi. Ben iyice cama yaklaşıp ondan uzaklaşırken, o bacaklarını ayırıp rahat bir pozisyon aldı. Şöföre bir yer söyleyince yolculuk başlamıştı. Yolculuk boyunca camdan dışarıyı izledim. Yolculuk sessiz bir şekilde bitmişti. Geldiğimiz lüsk restoran'ın önünde bay Axton'u takip ederek içeriye girdim. Korumalar her tarafa dağılırken yalnızca 3 koruma bizi takip ediyordu. Bay Axton durup arkasına dönmeden "Asena dışında kimse içeriye gelmesin" dedi özel bir alanın kapısı onun için açılırken. Benim kaşlarım çatılmıştı iyice. Ceketimin önünü çekiştirip bende içeriye girdim. İş görüşmesi için herhalde burayı seçmişti. 4 kişilik manzaranın en güzel olduğu yere oturmuş dışarıyı izliyordu. Masanın önüne gelip ayakta beklemeye başladım. "Otur" dedi. "İş görüşmesi?" cümlemin sonu gelmeden beni bölmüştü. "Birden fazla söylemeyi sevmem ama sen beni yoruyorsun" diyince sinirle soludum "Ben sizin arkadaşınız değilim bay Axton. Sizinle oturup konuşmaya değil vatanım için bir mafya'nın peşinde gezmeye geldim" dedim hiç nefes almadan. Sakin bakışları yüzümü bulup turladı. "Oturur musun?" diye sordu bu sefer nazik olmaya çalışarak. Konu uzun olacak herhalde diye düşünüp oturdum. Stresle bacağı mı sallarken "Hiç bir şeye tahammülün yok" dedi. "Yok" diye karşılık verdim. "Ama o komutan söz konusu olunca yumuşuyorsun?" diyince tek kaşım havada ona baktım. "Saygım var" dedim. Gerçekten sonsuz saygım vardı İlker komutana. "Sadece saygı mı?" diye sorunca "Tam olarak ne öğrenmek istiyorsunuz?" diye soruya soruyla karşılık verdim. "Sorumun cevabını" dedi. "Sizi neden ilgilendiriyor?" "Çünkü bana lazımsın" dedi. Sert bir soluk bırakıp "Ben vatan haini değilim. Kimse için olmayacağım" dedim. "Bir kaç ip ucu buldum" diyince kalbim hızlanmaya başladı. "Ne-ne buldun?" diye sorunca dudağının kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Kekelediğim için kendime kızarken, o ise beni avucunda oynatabildiği için memnun olmuştu. "Öğrenmek mi istiyorsun?" "Benimle oynamayın bay Axton" dedim dişlerimin arasından. Kimse bu konuda sınırlarımı denemeye kalkmasın. "Seninle oynamıyorum Asena. Sadece iyiliğe karşı iyilik istiyorum" "İyiliğiniz sizde kalsın o zaman" diyip arkama yaslandım. Bay Axton elini yukarı kaldırıp garsonu çağırırken, ben acaba nasıl bir ipucu buldu diye düşünüyordum. Polislerin bulamadığı ipucunu o nerden bulacaktı ki? Kesin beni kandırıyordu mafya bozuntusu. Garson yanımıza gelip önümüze birer menü koyunca, bakışlarım beni izleyen adama takıldı. "Garson yanlış anladı sanırım?" diye sorunca "Yanlış anlama yok, yiyeceğin yemeği seç" dedi. Boğazımı temizleyip "Misafirleriniz gelmeyecek mi? İş görüşmesi demiştiniz?" Elinde ki menüyü karıştırırken "Az önce görüştüm" dedi. Şimdi bundan ne anlamam lazımdı? Bu adam beni kandırmış mıydı? Niye birlikte yemek yiyecektik? Ne ara bu kadar yakınlaştık? Şaşkın bir ifade ile onun sipariş verişini izledim. Garson bana dönüp "Siz ne alırsınız?" diye sordu. "Teşekkür ederim bir şey almayacağım" dedim. "Benimkinden getir ona da" diyerek garsonu yolladı. "Neden emrivaki şeyler yapıyorsunuz?" "Çünkü ben emir veririm, diğerleri yapar" dedi. "Ben zorunda değilim" dedim. "Öylesin. Bir şekilde bana hizmet ediyorsun" dedi. Bir süre ters ters ona bakıp sonra manzaraya döndüm. Onunla konuşma ilerlemiyordu çünkü. Garson yiyecekleri önümüze koyunca, kapağı kaldırılan yemeğe baktım. Bir sene önce bu yemek beni doyurmazken, şimdi fazla bile geliyordu. Hayatta kalacak kadar yemek yetiyordu bana. Önümüze koyulan çeşitli bıcak ve çatala göz gezdirdim. Her yemeğin çatalı bıçağı farklı mıydı? Ben şımarık bir kız değildim, hiç bir yiyeceği beğenmemezlik yapmazdım. Dağlarda çok çeşit yoktu ama İlker komutan askerlerini bir şekilde doyurmayı başarıyordu. Şimdi önüme konan yemeğin çöp olmasına izin vermeyecektim. Belki intikam almayı başarabilirsem ömrümü bir hayvan barınağında gönüllü çalışarak geçirebilirdim. Evlilik gibi bir niyetim yoktu. Hele bu kirli dünyaya çocuk getirmek asla yapacağım şeyler arasında değildi. Önümde ki en rahat edeceğim çatalı seçerek, ona bakmadan yemeye başladım. Yemeğin yanında gelen içeceği de içerek karnımı doyurdum. Aslında kabul etmesem de bu görev aklımı dağıtıyordu. İnsanlara yavaş yavaş alışmaya başlamıştım. Eskisi gibi gece sokaklarda gezmiyor, yorulmak için ekstra çaba sarf etmiyordum. Bay Axton yemeğini benden önce bitirmiş geriye yaslanmıştı bile. Arada bakışlarını üzerimde hissediyordum ama neden baktığını çok kestiremiyordum. İkimiz zıt kutuplardaydık. Ben iyiliği yansıtırken, o kötülüğü yansıtıyordu. Mafya dediğin zaman akla çok hoş şeyler gelmiyordu, yani ben sevmiyordum. Bay Axton ayağa kalkınca bir süre sonra da ben kalktım. Ben yürümesini beklerken o bekliyordu. "Bayanlar önden" diyince ona ters bir bakış attım. "Öne geçin bay Axton" "Patronun kim olduğunu unutma" "Korumalar yanlış anlar, baş başa yemek bile yeterince yanlış anlaşılma kaynağı zaten" "Kimse benim yaptığım bir şeyi yanlış anlayamaz. Şimdi geç öne yürümeye başla." dedi. Bir süre bakışlarımızla birbirimizi pes ettirmeye çalışsakta, bu sadece yüzlerimizde ki en ufak izleri görmemiz dışında hiç bir işe yaramadı. Ben kimseyle bu kadar uzun bakışan biri olmadığı için huzursuz olarak bakışları mı yere indirdim. Önüme dönüp yürümeye başlayınca yanıma gelip, benimle aynı hizada yürümeye başladı. Adımlarımız ahenkle bizi biraz öne taşırken ben tuhaf hissetmiştim. Ben dediğim dedik biriyken, bu adam bazı duvarlarımı yıkmaya yeminli gibi beni zorluyordu. Sorun o değildi, benim pes edişimdi. Ben pes edecek bir insan mıydım? Değilim diye bildiğim şeyler, yavaş yavaş bilmediğim konulara dönüşüyordu. Yürürken çok sağa sola bakmak istemesem de gözüm etrafa dalıyordu. Ben askerdim, hemde gizli görevlerde aktif rol alıyordum. Bunun bana kazandırdığı huy etrafımda göz gezdirmek, kendimi ve etrafımda olan herkesi koruma içgüdüsüydü. Arabalar önümüzde durunca yine aynı araba ile yol almıştık. Ben işe gitmeyi beklerken malikaneye geri dönmüştük. Umarım gece eğlenmeye falan gitmezdi, şu an hiç eğlence çekecek havamda değildim. Yani Asena hiç bir zaman o eğlence yerlerini sevecek bir halde olmayacaktı. Zaten nefret ettiğim o yerlerden büsbütün nefret ediyordum. Bay Axton malikaneye geçerken ben bahçeye doğru ilerledim. Biraz ilerleyip benim sapık köpeği görünce yanına gittim. Siyaha yakın tüyleri daha fazla olduğu için sanırım adı Black olmuştu. Hayvanların siyah renkte olanı bence çok daha güzel ve asildi. Sabit bir hayata geçebilseydim bir köpek sahiplenirdim. İnsana huzur veren bir yanları vardı, saf huzur. Beni görünce kuyruğunu sallamaya başlamıştı. Bundan cesaret alarak yanına gittim. Başını okşarken kuyruk hareketleri hızlandı. "Onu biraz daha okşarsan o kalın zinciri de koparacak" dedi bay Axton. Bu adam beni mi takip ediyordu? Elimi köpeğin başından çekip bay Axton'a döndüm. "Ona neden bir eş almıyorsunuz?" "Eşi var ama bebekleri küçük olduğu için ona yaklaşmasına izin vermiyorum. Bir kaç gün sonra kızgınlık dönemi geçecektir" "Anlıyorum" dedim. Axton köpeğe yemeğini verirken onları izlemeye başladım. Black koca koca kemikleri kırıp yerken, gücünü bir kez daha gördüm. Irkı güçlüydü, kendisi büyüktü. Güzeldi yani. Burda bir görevim olmadığı için geriye döndüm. Benden sonra Axton da malikaneye yönelmişti. Zaten günün geri kalanını da o şekilde bitirmiştik...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD