GÖREV

1419 Words
Bana uzatılan ele bakıp bakışları mı yukarıya çıkardım. Etkileyici mavileri gözlerimdeydi. Başımla selam verip "Hoşbulduk bay Axton" dedim. Temas gerekmedikçe kuracağım bir şey değildi. Hele ki erkeklere temas ederken bir taraflarını kırmıyorsam katlanabileceğim bir şey değildi. Elini kendine çekip bakışlarını yanımda ki adama çevirdi. "O artık benim sorumluluğumda komutan gönül rahatlığıyla dönebilirsiniz" dedi komutana. "Onun kılına zarar geldiğini hissedersem burda olacağım. İyi olduğuna emin olsan iyi olur" dedi komutan askeri disiplini ile. "Gözün arkada kalmasın" diyen adamla komutan kolumu kavrayıp beni kapıya doğru götürdü. Şimdi diyeceksiniz el sıkışmayan kadın, komutanın koluna tutmasına nasıl izin veriyor? Komutan ile bir senede bağlarımız güçlendi. Kaç gün elini omuzuma koyup beni teselli ettiğini bilmiyorum. Müsait olduğu her zaman benimle ilgilendi. Ona o kadar minnettarım ki... Bunun kelime karşılığını sorsalar bilemezdim. "Kendini tehlikeye atacak her şeyden uzak duruyorsun Asena." Bunu her askerine söylüyordu ama bana fazladan bi elli kez diyordu. Sert bir soluk bırakıp "Çabalarım" dedim. "Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara" dedi. Başımı sallayıp onu onayladım. "Görüşmek üzere komutanım" komutan bana başını sallamakla yetinip son kez arkamızda kalan mafyaya baktı. Siyah delici gözlerine bakan saygı duruşuna geçecek kıvama gelirdi. O kadar sert bakıyordu. Uzun yıllar dağlarda av peşinde koşan, gözleri her türlü leş gören bir adamın normal olmasını beklemek zaten saçma olurdu. İlker komutana olan saygım sonsuzdu. Bana dönüp tekrar bir bakış attıktan sonra yürümeye başladı. Arabasına binmeden yine dönüp bakmıştı. Nihayet arabaya binip aracı hareket ettirirken ona bakmayı bırakıp Mafya Axton'a doğru yürümeye başladım. Beni baştan aşağıya süzerek "Sana yeni kıyafetler almam lazım" dedi. Kaşlarım çatıldı. Üzerimde kot pantolon, gömlek ve deri ceket vardı. "Neden?" diye sorunca "Benimle gezmenin bazı bedelleri olur Asena bunları göze aldığını düşünüyorum" kıyafet konusunu hiç düşünmemiştim. Umarım makul bir şeyler giyerdim. Eliyle işaret edince yanına bir adam geldi. "Onu terzime götür, ölçülerine uygun 10 civarında takım diksin. Bugün için geçiçi bir takım alın. Daha sonra onu holdinge getirirsin" Adama bak ya ölçülerle kıyafet diktiriyor. Zaten yanında ki korumalarından hepsinin özel dikim olduğunu anlamam gerekirdi. Adam disiplinliydi bu konuda anlaşılan. Adam saygıyla başını eğip eliyle beni yönlendirdi. Daha sırt çantamı koyacak bir yer göstermeden beni apar topar terziye götürmeleri de ayrı bi saçmalık seviyesi olsa da sesimi çıkarmadım. Önümden yürüyen adamı takip ederek bana gösterdiği arabaya doğru yürümeye başladım. Ben arabaya binerken oda kendi arabasına bindi. Toplam 4 araç malikaneden çıkınca adamın ne tür büyük işlerin içinde olduğunu tahmin etmek zor değildi. Kırsal alandan çıkınca arabaların üçü bizden ayrıldı. Şehir merkezine gelince büyük bir terzihanenin önünde durduk. Hem terzihane, hem çeşitli kıyafetlerin satıldığı bir yerdi. Koruma arabadan inince bıkkın bir nefes verip bende indim. Koruma beni içeriye yönlendirince otomatik kapıdan içeriye girdim. Bir genç kız bize doğru gelip Hoşgeldiniz dedi. "Bizi Axton bey gönderdi, bizzat Serra hanımın bizimle ilgilenmesini istedi" diyince kız onaylayıp içeriye girdi. Az sonra 30'lu yaşların ortalarında bir kadın gülümseyerek bize doğru yürümeye başladı. "Demek bay Axton yolladı sizi? Beni istediğine göre özel şeyler dikilecek anlaşılan" diyerek beni süzdü. Yanımıza gelince "Elbise mi dikilecek bu güzel kıza?" diyince kaşlarım çatıldı. "Hayır Serra hanım, 10 tane koruma kıyafeti dikilecek bu bayana. Bay Axton senin dikmeni istedi." kadın bana şaşkınlıkla baktı. "Tamam" diyerek masaya ilerleyip biraz sonra yanımıza döndü. Koruma bir kaç adım geriye giderken, kadın benim ölçülerimi almaya başladı. Bana her dokunduğunda kasılan bedenim, ne kadar yabani olduğunu bana hatırlatırken nihayet kadın işini bitirmişti. "Vucut hatların muhteşem" diyen kadınla Boğazımı temizledim. Kadın bana hafif sırıttı. "Hangi renk olacaklar?" korumaya döndüm. "Siyah ve lacivert" diyen adamla içim rahatladı. Beyaz veya gri gibi renkler deseydi kalpten gidebilirdim. "Birde geçici bir süre için, yani takımlar hazır olana kadar ona uygun bir takım verir misin ona? Holdinge gideceğiz" Kadın korumayı başıyla onaylayıp "38 beden sana uyacaktır öyle değil mi?" diye sorunca başımla onu onayladım. "Konuşmayı sevmiyorsun?" dedi. "Gerekmedikçe konuşmam" dedim. "Benimle gel güzelim, seni bay Axton için giydirelim" diyince gerildim. Kadını takip ederek giyinme kabinine girdim. Bana bir takım uzattı. Kumaş takımın rengi bile ben pahalıyım diye adeta haykırırken fiyatını merak ederek etiketine baktım. Gördüğüm 30 bin rakamıyla sabah kahvaltı etmediğim için yanlış görüyorum diye düşündüm ama kaç kez bakmışsam aynı fiyatı gördüm. Bu adamlar bu kadar parayı çalışanlarına harcadıklarına göre, kendi giydiği takımları kaç bin tlydi? Bu kaçakçılık işinde nasıl bu kadar para oluyordu? Perdeyi iyice çekerek iç çamaşırlarım kalana kadar soyundum. Hemen ardından önce kumaş pantolonu, ardından gömleği giydim. Beyaz gömleğin yakalarını düzeltip ceketi üzerine giyince son parça olan kravata baktım. Bunu takmak zorunlu muydu? Kravatı ve çıkardığım kıyafetleri elime alıp kabinden çıktım. Serra denen kadın beni beğeniyle süzdü. Elimde ki kravatı gösterip "Yapmayı bilmiyorsan ben yapabilirim?" diye sordu. "Bu mecburi mi?" diye karşılık verdim. Başının yukarı aşağı sallayıp "Bay Axton bu konuda disiplinli" diyerek elimde ki kravatı eline alıp eliyle iki dakikada yapıp boğazıma taktı. Kravat değil sanki tasma takmış gibi hissedip sert bir soluk bıraktım. Daha şimdiden darlanmıştım. Kadın geriye çekilip tekrar beni süzünce artık sinirlenmeye başladım. "Kaç numara ayakkabı giyiyorsun?" kaşlarım çatıldı. "39" Yine bir yere kaybolup bir süre sonra bir kutuyla geri geldi. Kutunun kapağını açıp bana pahalı ayakkabıları gösterdi. Başlayacaktım bu adamın takıntılarına şimdi. Neyse ayakkabıları da giydikten sonra nihayet terzihane den ayrıldık. Eski kıyafetlerimi ve sırt çantamı bagaja yerleştirmiştim. *** Geldiğimiz holding malikane gibi çok büyüktü. Büyük ve gösterişli. Bugün beynim gördüğüm yaşadığım tüm şeylerle fazlasıyla yorgun düşmüş, holdinge bıkkın bir nefes vererek girmiştim. Tabi asansöre gidene kadar elli sorgu yerinden geçmiş iyice başımdan dumanlar çıkmaya başlamıştı. Korumaya bakınca adamda stres namına bir şey yoktu. Sanki ülkenin veliahtını koruyorlardı arkadaş. Ben asansöre binerken "Bundan sonrasını tek başına gideceksin" diyen koruma ile ona döndüm. "Neden?" "Öyle gerekiyor" dedi. Buna da kafa yoramam dedim artık. Asansöre girince adam bana 30. Kata çıkmam gerektiğini söyledi. 30. Kata basıp bana göre uzun sayılan dakikalar sonunda asansörden indim. Etrafa bakınıp sekreter yada özel asistan olduğunu düşündüğüm kadının yanına yürüdüm. "Bay Axton için gelmiştim" dedim. Kadın beni süzüp "İsminiz?" "Asena Yazgan" Kadın telefonu eline alıp "Asena Yazgan geldi efendim" "...." kadın telefonu kapatıp "Beni takip edin Asena hanım" Bir süre yürüdükten sonra ofisinin önüne geldik. İçerisi görünüyordu ama Axton önünde ki kağıtlara bakıyordu. Kadın kapıyı çalınca yine dönüp bakmamıştı. Kadın kapıyı açınca beni içeriye yönlendirip kendisi yerine dönmek için yürümeye başladı. Kadın gidince bende gerginlikle içeriye girdim. Bir süre ayakta bekledim. "Kapıyı kapat" dedi. Kaşlarım çatıldı. Kapıyı niye kapatıyordum? Sinir olsam da dönüp kapıyı kapattım. Tekrar odanın ortasına gelince bakışları bana döndü. Beni yavaşça süzerek "Bugün etrafı tanımaya çalışarak geçirebilirsin. Şimdi çık" dedi. Sert bir soluk bıraktım. Sanki adamın emri altına girmiştim? Alt tarafı beni yanında gezdirecekti yani. Hem nereyi gözlemleyecektim? Holding, holding değil 50 dönüm araziye yayılmış süslü yapıydı sanki. Bir şey demeden odadan ayrıldım. At kuyruğu olan saçımı elime alıp geriye savurduktan sonra asansöre yürüdüm. Alt kata inince karnımın gurultusunu duydum. Güvenlik görevlisine yemek katını sorup yemekhaneyi buldum. Ama bana yemek için bir şey vermediler. Çalışanlar dışında kimse yiyemezmiş. Bugün benimle gezen korumayı küfrederek zorla buldum. Neyse ki bana eşlik ederek benim yaka kartımın olduğu yere götürdü. Sonunda kartımı da alıp tekrar yemekhaneye gittim. Bu sefer de yemek saati olmadığını öğrendim. Yaklaşık 1 saat boş boş oturdum. İçeriye dolan çalışanlarla yemek saatinin geldiğini anladım ama çok geçti. Sıranın en sonuna geçerken söylendim. Sonunda karnımı doyuracak kadar yemek alıp şaşkın bakışlar arasında boş bir yere oturdum. İnsanlar beni yabancı ve takımla görünce haliyle şaşırmışlardı. Umursamayıp aldıklarımı yedim. Aslında sürekli aksilik olması benim için iyiydi, aklım bir şeylerle meşgul oluyordu. Tabldot'u tezgahın üzerine koyup girişte bir tur attım. Yorgun hissettiğim için bekleme yerinde oturmaya başladım. Gece pek uyuyamamıştım, o yüzden oturdukça gözlerime uyku bastı. Ağzımı elimle kapatıp esnedikten sonra ayağa kalktım. Danışmaya lavaboların yerini sorup lavaboya girdim. İhtiyacımı giderdikten sonra elimi yüzümü yıkayıp, saçımı bozup yeniden topladım. Ayna ki görüntüm bana insanlıktan çıktığımı gösterirken derin bir nefes aldım. Aklıma doluşan düşünceleri yok sayıp lavabodan ayrıldım. Uyumamak için biraz dışarıda takıldım. Daha sonra içeriye girip bekleme salonuna giderken ufak ordu korumasıyla bana yaklaşan adama baktım. Kenara geçerek geçmesini beklesem de yanıma gelince durdu. Mavi gözleri beni bulunca "Soluma geç benimle yürü" dedi. Bu adamla bir kaç gün daha takılırsam onu gırtlaklayacak gibi hissediyordum. Adamın yürümeye niyeti olmadığını görünce sol tarafına geçerken bize doğru uçan bir şeyin sesini duydum. Gelen şeyle saliselik bir bakışmadan sonra refleksle havalanıp bize daha doğru daha doğrusu Axton'a gelen şeye bir tekme atıp yere düşmesini sağladım. Umarım bomba değildi. Birde bok yoluna ölmek vardı. Bir saniye etrafta neden hiç panik yoktu? Korumalar ne iş yapıyordu? Gözlerimi herkeste gezdirip tek kaşım havada bay Axton'a baktım. "Gayet başarılı" diyerek yürümeye başladı. "Ne?" diye sorarken arkada kalmıştım. Şimdi bu adam ne demek istemişti? Yere düşen nesneye bakınca kaşlarım çatıldı. Su şişesiymiş. Şaşkınlığım biraz geçince dış kapıya doğru yöneldim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD