Göz kapaklarım açılıp açılmama konusunda kararsız kalırken bilincim bir gidip, bir geliyordu. Uyanmam gerektiğinin bilincinde, uyanırsam kaldıramayacağım şeyleri göreceğim için sonsuza kadar uyuma iç güsüsüyle savaşıyordum. Gözleri mi yavaşça açıp tavana baktım. Ağrıyan her yerime inat doğruldum. Yataktan inmeye çalışırken
"Asena" diyen komutan ile bakışlarım yine kalkmadı.
"Duru nerde? Beni ona götürün komutanım" dedim. Bedenim hafif uyuşmuş ve her yerimin acısı bedenimi kontrol etmeme izin vermiyordu. Komutan yanıma gelip
"Duru iyi onu uyutuyorlar. Seninde toparlanmak için dinlenmen lazım" dedi. Sert bir soluk bırakıp
"Benim duyduklarım rüya mıydı komutanım?" Benim bakışlarım yukarıya çıkarken onun bakışları yere indi.
"Tek tek öldüreceğim yemin ediyorum kimin en ufak bir katkısı varsa hepsini tek tek geberteceğim" dedim titreyen sesimle.
"Sakin ol Asena. Kimler yapmışsa hepsini bulup cezalarını tek tek vereceğiz sana söz veriyorum"
"Beni odasına götürün lütfen" komutan sert bir soluk bırakıp
"Emin misin Asena?"
"Eminim komutanım" dedim midem burkulurken. Göreceğim görüntüyü az çok tahmin ediyordum ama görmek zorundaydım. Komutan koluma girip yere inmeme yardım etti. Yere basar basmaz bacaklarım titremeye başladı. Sakinleştiricinin etkisi geçmeye başlayınca bedenimin kontrolünü kaybediyordum.
"İyi misin?"
"Lütfen gidelim" dedim.
Yavaş yavaş odadan çıkıp Duru'nun odasının önüne gelince iki kadın polis bizi karşıladı.
"Buraya girmek yasak" dedi.
Komutan askeri kimliğini gösterip bizim Duru ile olan arkadaşlığımızı anlattı. Sonunda polisler ikna oldu.
"Sadece kız girebilir üzgünüm, herhangi bir erkeğin girmesi yasak" dedi.
"Ona yardımcı olun içeriye kadar eşlik edin" dedi polislere. Bir polis yanıma gelerek koluma girdi. Diğer polis kapıyı açınca derin bir nefes aldım. Yavaş yavaş içeriye girince makine sesleri kulağıma ilişti. Polis beni yatağa doğru getirirken bakışlarım yerdeydi.
"Yalnız kalabilir miyim?" diye sordum.
"Kaldırabilir misin?" diye sorunca sert bir soluk bırakıp başımı olumlu anlamda salladım. Polis kolumdan çıkıp giderken ben cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Derin nefesleri mi alıp verdikten sonra bulanık bakışlarım Duru'nun karın kısmını buldu. Göreceğim görüntüye kendimi alıştırırken bakışlarım yavaş yavaş yüzüne çıktı. Kalbim acıyla teklerken benim gözyaşlarım yine akmaya başladı.
Şiştiği için bir gözü kapanmış yüzünün %90ı morluk ve şişkinlik içindeydi. Ayakta duramayıp yatağın kenarına oturdum. Dünya güzeli yüzüne nasıl kıymışlardı? Ben bakmaya bile kıyamazken hangi büyük eller onun yüzüne vurup bu şekle getirmişti? Bunlar tokat izi değil bizzat yumrak izleriydi. Belki de tokat yumruk karışımı? Dudakları çatlamış her yanı mordu. Ağlayıp biraz sakinleşince elimi üzerinde ki hasta önlüğüne getirip biraz aşağıya indirdim. Boğaz, boyun ve aşağıya doğru morluklar devam ediyordu. Geri kalan yerlerini tahmin bile edemiyorum. Elimi üzerinden çekip önüme döndüm.
Onu nasıl toparlayacaktım? Zaten hayata kaç sıfır başlamış insanlar olarak, böyle bir darbeyi nasıl savuşturacaktık? Ben bu kadar kötü olduysam o uyanınca ne hissedecekti? Hep yüzünün güzelliğinden bahsederdi, yüz güzelliği ona ne katmıştı şimdi? Güzel olmak bile suçmuş onu anladım. Hele fakir ve zengin değilsen...
Saatler sonra
Hiç duruşumu bozmadan aynı şekilde otururken birden kıpırdama oldu. Dönüp yatağa bakınca Duru'nun sağa sola hareket etmeye çalıştığını gördüm.
"Duru'm"
Duru'nun gözleri kapalı acıyla inliyordu. Sesleri bir bir zihnime yerleşip kalbimi kırarken
"Duru'm ben yanındayım güzelim" dedim titreyen sesimle.
Duru biraz daha kıvranıp açık olan gözüyle tavana baktı. Bana bakmasını bekleyip yüzüme sabit bir ifade bıraktım. Beni görmesi için zorla ayağa kalktım. Ona doğru eğilirken bana baktı.
"A-as-ase-na" derken kan çanağına dönmüş gözüyle yine ağlıyordu. Konuşurken inleyerek konuşuyor, harfleri yutuyordu. Sesi kuyunun dibinden geliyor gibiydi.
"Ben burdayım birtanem. Artık yanından ayrılmayacağım söz veriyorum" dedim. Duru'nun bedeni kasılmaya başlayınca korkuyla ellerimi üzerine koydum. Bağırmak istiyor fakat bağıramıyordu.
"Öl-öldür be-be..."
"Yardım edin" diye çığlık atmaya başladım. Duru'nun bedeni kasılmaya devam ederek onu titreme alınca korkuyla ne yapacağımı bilemiyordum. Bayan polis çığlıklarıma koşup, Duru'nun halini görünce hızla arkadaşına bağırıp doktor çağırın derken yatağın diğer tarafına koşup Duru'nun sakinleşmesi için polis olduğunu söylüyordu ama Duru bizi duymuyor gibi sadece öldürün gibi şeyler diyordu yarım yamalak. Bense hem ağlıyor hem onu teselli etmeye çalıştım. Doktor gelir gelmez ona sakinleştirici verirken Duru'nun son baktığı kişi bendim.
O gözünü kapatırken bende tekli koltuğa oturdum. Yine sinirden elim ayağım boşalmış sadece ağlıyordum. En son çocukluğumda ağladığı mı biliyorum. Daha sonra nerdeyse hiç ağlamamıştım. Ama şimdi göz yaşı yüzümden eksik olmuyordu. Doktor beni dışarıya çıkarmak isteyince izin vermedim. Komutanın desteğiyle odada ki ikinci hasta yatağında tedavi görmeyi kabul ettim. Çünkü benimde durumum hiç iyi değildi. Beden ağrılarını geçtim, ruhumun acısı tüm bedenimi ele geçirmiş hareketlerim kontrolsüzdü.
2 hafta sonra
Ben kendimi baya toparlamıştım, Duru'nun da yaraları yavaş yavaş iyileşiyordu. Onun yanından hiç ayrılmayıp süresiz izne çıkmıştım. Kenarda az biraz param vardı o beni idare ederdi. Önce d
Duru'nun sağlığı önemliydi. Duru günün çoğunu uyutularak geçiriyordu. Uyanınca geçirdiği krizleri engelleyemiyorduk. Doktoru böyle uygun görmüş, devletin yönlendirmesiyle psikolojik destek alıyordu. Yani sadece dinliyor gibiydi. Psikololoğa sorduğum zaman yavaş yavaş gelişme kaydedeceğimizi söylüyordu. Şimdilik normal diyordu.
1 ay sonra, olayın üzerinden 1,5 ay sonra
Duru'nun yaraları nerdeyse düzelmişti. Sadece geçici yerlerinde morlukları vardı. Hala benimle konuşmamış sadece ona anlattıklarımı dinliyordu. Yüz ifadesi sabitti ve hiç güldüğünü görmemiştim. Ona suçluları sormak istesem de korkuyordum. Tüm doktorların kararıyla hastaneden ayrılmıştık. Ama tabi ben boş durmadım onun için özel bir psikog tuttum. İlker komutanım sağolsun gece ve gündüz iki vardiya ile asker yolluyordu kapımıza. Yani Duru güvendeydi. Ekip arkadaşlarım Duru'nun tedavisi için aralarında para toplayıp hesabıma atmışlardı. Kabul etmek istemesem de o paraya ihtiyacım vardı. Hazıra dağ dayanmaz sözü bize uygundu. Sonra geri öderim niyetiyle kabul ettim. Duru'm için ikinci bir psikolog ayarladım. Belli mi olur belki birinden biri ona daha faydalı olurdu. Her gün ikisi de geliyordu ama araya saat koyuyorduk elbette. Ben zaten Duru'nun yanından hiç ayrılmıyordum.
Evin içinde ki tüm kesici, delici aletleri kaldırmış, demirlik olmayan pencerelere demirlik taktırmıştım. Ev iki katlıydı. Üst kata çıkmasına izin vermiyordum. Telefonuma gelen banka bildirim mesajıyla bıkkın bir nefes verip hemen telefona sarıldım. Duru'nun yanına birini bırakıp bankaya uğramam lazımdı. Komutan bu anlarda bana çok destek olduğu için onu aradım. Bana iki bayan asker yollayacağını söyledi ve dediğini de yaptı.
Kısa bir süreliğine evden ayrılıp hemen döndüm. Eve girerken kalbim bilmem kaç şiddetinde atarken, içeriye girip Duru'yu aynı şekilde görünce rahat bir nefes aldım. Askerleri yolcu ederken bolca teşekkür etmeyi ihmal etmedim. Ben yedirmesem hiç bir şey yemediğini bildiğim için kendi elimle yaptığım çorbayı kaseye doldurup tepsiye koydum ekmek ve kaşık koyunca oturma odasına geldim. Duru'nun önüne gelince güzel yüzüne baktım. Bana bakıyordu güzel yeşil gözleri. Sonra önüme dönüp ekmeği minik parçalara bölüp çorbanın içine kattım. Büyük olunca yiyemiyordu.
Ekmekler ıslanınca karıştırıp, ek gıdaya yeni başlayan bebeklerin yediği gıdadan hallice bir şey yapınca kaşığı doldurup yüzüne baktım. Kaşığı ağzına getirirken bakışları hep yüzümdeydi. Ağzını aralayıp kaşığı kabul edince burukça tebessüm ettim. Lokmayı yutunca yeniden kaşığı doldurdum. Yine gözlerime bakarak kaşığı ağzına aldı ama bu sefer ağlamaya başladı. Tepsiyi kenara koyup ona sarıldım. Yemeği yutkunamayışı kulağıma dolunca hızla ondan ayrılıp havlu kağıt alıp ağzında ki lokmayı tükürmesini sağladım. İlk defa ne yapmam gerektiğini bu kadar bilemez bir haldeydim.
Sabah saatleri.
Sürekli onu kontrol ederek uyudum. Sabaha kadar bir sorun yaşamadık ama bu saate kadar uyanmaması biraz tuhaftı. Herhalde ilaçlardan diye düşünüp yanına gittim. Hiç kıpırtısız yatan kızla boğazıma bir yumru oturdu. Artık ne kadar derin uyuyorsa? İlaç saati olduğu için mutfağa yönelip çay suyu koydum. Daha sonra odaya dönüp Duru'nun üzerinde ki örtüyü açtım. Karnının üzerinde not ve ilaç paketi görünce geriye doğru sendeledim. Hızla kapıya koşup
"Duru" diye bağırdım. Hemen iki asker Bana doğru koşup içeriye girdi. İçeriye girmeye cesaret edemeyerek kapının önünde yığılıp kaldım.
Son hatırladığım şey ambulansın gelişi onu götürüşüydü. Daha sonra benimde sakinleştiricilerle ayakta duracağım günlerin gelişiydi...