O gecenin üzerinden geçen üç hafta, Soykan malikanesine üzerine ölü toprağı serilmiş bir sessizlik getirmişti. Mucize o gece geç saatlerde eve dönmüş, ne annesinin gözyaşlarına ne de babasının açıklamaya çalışan suçluluk dolu sözlerine karşılık vermişti. Sadece odasına kapanmış, günlerce duvara bakmıştı. İçindeki o kırılgan, dadılarla büyüyen kız o gece İzmir sokaklarında ölmüştü. Şimdi küllerinden yepyeni, sert ve kararlı bir Mucize doğuyordu.
Bugün, üniversite tercihlerinin son günüydü.
Odasındaki çalışma masasının başında, bilgisayar ekranından yansıyan mavi ışık yüzünü aydınlatıyordu. Ekranın en üstünde, çocukluğundan beri hayalini kurduğu, annesinin de mezun olduğu "İzmir Güzel Sanatlar Üniversitesi" yazıyordu. Parmakları klavyenin üzerinde hafifçe titredi. Eğer bu tercihi onaylarsa, Asaf Bey’in parasıyla, Handan Hanım’ın kanatları altında, yalanlarla örülü ama konforlu hayatına devam edebilirdi.
Ama Mucize artık o sahteliğin bir parçası olmak istemiyordu. Kendi köklerini bulacaksa, gerçekte kim olduğunu öğrenecekse, bunu bu korunaklı sarayda yapamazdı. Ailesinin parasına, nüfuzuna bağımlı kalmak, onların yalanlarına ortak olmak demekti.
Gözlerini kararttı. farenin imlecini hareket ettirerek listenin en başındaki İzmir satırını tek bir hamlede sildi. Yerine, binlerce insanın arasında kaybolabileceği, karmaşanın ve gerçeğin şehri olan o metropolü yazdı: İstanbul Üniversitesi - Tam Burslu.
Ailesinin parasına ihtiyacı olmayacaktı. Kendi yeteneğiyle, kendi tırnaklarıyla kazandığı o burs, onun özgürlük biletiydi. Tercih listesini onayla butonuna basarken masmavi gözlerinde ilk kez korkusuz, dik bir ışık parladı.
Valizini toplamak için gardırobunu açtığında, artık arkasında bırakacağı lüks kıyafetlere değil, önündeki bilinmez ama "kendine ait" hayata bakıyordu. İzmir onun elinden çocukluğunu ve saflığını almıştı; İstanbul ise ona gerçek kimliğini borçluydu.