İstanbul’da Mucize annesinin yokluğuyla kavrulup Cevriye Hanım’ın dizinde teselli ararken, İzmir’deki o sessizliğe gömülmüş Soykan malikanesinde zaman Asaf Bey için adeta durmuştu. Handan Hanım’ın kırkı bile çıkmamış, toprağı henüz kurumamıştı. Dışarıdan bakıldığında güçlü, sarsılmaz bir iş insanı gibi görünse de, Asaf Bey’in içi amansız bir pişmanlık yangınıyla kavruluyordu.
Holdingdeki geniş çalışma odasında, elindeki viski kadehini masaya bırakıp çekmecesinden Handan’ın siyah beyaz bir fotoğrafını çıkardı. Gözleri doldu, boğazına düğümlenen hıçkırığı gizlemek istercesine yutkundu. Asaf’ın hayatı boyunca gerçekten aşık olduğu, taptığı tek kadın Handan’dı. Onu aldatmış olması, kalbinin başka birine kaymasından değil; yıllar önce Soykan soyunu devam ettirecek bir erkek çocuk sahibi olma hırsına ve zayıflığına yenik düşmesindendi. O kadına hiçbir zaman aşık olmamıştı, onun varlığı sadece bir hatanın ve hırsın acı bir meyvesiydi. Şimdi ise o hırs yüzünden canından çok sevdiği kadın toprağın altındaydı.
Kapı yavaşça açıldı ve o kadın içeri sızdı. Yüzündeki o hırslı, zafer kazanmış ifadeyle Asaf’a yaklaştı. "Asaf, artık her şey bitti. Handan aramızdan çekildi, neden hala o geçmişe takılıp kalıyorsun?" diye sordu.
Asaf Bey, fotoğrafı hızla çekmeceye saklarken kadına buz gibi bir nefretle baktı. "Sana buraya izin almadan girmeyeceksin demedim mi?" diye kükredi. Sesindeki o sertlik, kadına olan öfkesinden çok, kendine duyduğu nefretin bir yansımasıydı.
Kadın, Asaf’ın bu ani çıkışıyla irkilse de geri adım atmadı. Masanın üzerindeki magazin gazetelerini işaret ederek yapay bir endişeyle sordu: "Peki ya kızın? Mucize hala ortada yok. Gazeteler 'Soykanların sır gibi saklanan kayıp kızı' diye manşet atıp duruyor. Holdingin prestijini, hisselerini etkileyecek bu durum. Nerede olduğunu bulup getirmeyecek misin?"
"Mucize" adı geçtiğinde Asaf Bey’in kalbine saplanan o sızı daha da derinleşti. Kızını içten içe öyle çok özlüyordu ki... Onun o masmavi badem gözlerini, evde yankılanan piyano sesini, kendisine her baktığında gururla parıldayan o masum yüzünü düşündükçe nefesi kesiliyordu. Mucize onun bu dünyadaki en kıymetli varlığı, biricik kuzusuydu.
"O parası bittiği için ya da lüksü özlediği için dönmeyecek," diye mırıldandı Asaf kendi kendine, gözünden akan tek bir damla yaşı gizlemeye çalışarak. "O aynı annesi gibi asil... Gururu için aç kalır da yine bana el açmaz, biliyorum." Kadına döndü ve sesini daha da soğutarak, "Mucize’nin adını bir daha bu odada ağzına alma. Git ve beni yalnız bırak," dedi.