Ertesi sabah, kalbi acısa da Can’ın o masum yüzünü düşünerek Serkan’ın evindeki görevli kadını aradı. "Ulaşım ve okul yoğunluğum sebebiyle Can’ın piyano derslerine devam edemeyeceğim, lütfen kusuruma bakmayın," diyerek işi bıraktığını bildirdi. Telefonu kapattığında derin bir iç çekti. Artık Serkan’ın evine gitmeyecek, o büyüleyici kuyruklu piyanonun tuşlarına dokunmayacaktı. Kararı kesindi; ne kadar asil bir ruh taşırsa taşısın, o eve ait olmadığını kendine de Serkan’a da kanıtlamak zorundaydı.
Piyano dersinden gelecek gelirden vazgeçen Mucize, İstanbul’da kimseye muhtaç olmadan yaşama kuralını bozmamak için hemen yeni bir iş arayışına girdi. Bu kez ne sanata ne de piyano tuşlarına sığınabilirdi; tamamen sıradan, dikkat çekmeyecek bir iş bulmalıydı. Kadıköy’ün ara sokaklarında, gençlerin ve öğrencilerin uğrak yeri olan, kahve kokulu küçük bir kafede garson olarak işe başladı.
Artık o dadılarla büyütülmüş, el bebek gül bebek yaşatılmış Soykan kızı gitmiş; yerine kafedeki masaları silen, siparişleri taşıyan ve günün sonunda yorgunluktan ayakları şişen bambaşka bir Mucize gelmişti. Önlüğünü üzerine geçirip sipariş alırken bile o doğuştan gelen asaletini tamamen gizleyemiyordu belki ama en azından burada onu kimse tanımıyordu. Üstelik bu iş, onun "burslu ve çalışan öğrenci" maskesini Selen gibilerin gözünde daha da perçinleyecekti.
Mucize, hayatındaki bu radikal değişiklikleri okul düzenine de yansıttı. Serkan’ın ya da Emre’nin lüks arabalarla etrafında pervane olduğu o kampüse giderken, artık tamamen halkın ritmine karışmıştı. Fatih’teki evinden çıkıp durağa yürüyor, her sabah ve her akşam tıklım tıklım dolu olan belediye otobüslerine biniyordu.
Otobüsün buğulanmış camına alnını yaslayıp İstanbul trafiğini izlerken, parmakları çantasına sıkı sıkıya sarılıyordu. Okula gürültülü otobüs duraklarından geçerek, kalabalığın arasında kaybolarak girip çıkıyordu. O, bu kalabalığın içinde bir gölge gibi saklanmaya çalıştıkça, altındaki son model lüks spor arabasıyla Fatih yollarında onu uzaktan takip eden kuzeni Rüzgâr ve evinde piyano dersini neden bıraktığının öfkesiyle yanan Serkan, onun bu otobüs yolculuklarını ve kafe mesailerini çoktan radarlarına almışlardı.