Gelen Serkan’dı. Gözü dönmüş bir halde, adeta bir fırtına gibi araya girdi. Emre’nin Mucize’ye o yapışkan bakışlarla bakması, onun alanına girmeye çalışması Serkan’ın içindeki tüm kontrolü kaybettirmişti. Hayatında ilk kez bu kadar yoğun bir kıskançlık krizine giriyordu.
Emre, Serkan’ı karşısında görünce geri adım atmadı, alaycı bir şekilde güldü. "Ne o Serkan? Okulun burslu kızlarına hamilik yapmaya mı başladın? Sana ne oluyor?"
Serkan daha fazla dayanamadı. Emre’nin yakasına yapıştığı gibi onu lüks arabasının kaportasına fırlattı. Bahçede bir anda çığlıklar yükseldi, yumruklar havada uçuşmaya başladı. İstanbul’un en zengin iki veliahdı, tüm kampüsün gözü önünde tek bir kız için birbirine girmişti.
Birkaç sıra arkadan olayı izleyen Selen ise içten içe büyük bir sevinç çığlığı atıyordu. "İşte bu," diye geçirdi içinden zevkle. "Emre’nin babası bu okulu Serkan’ın başına yıkar. O burslu kızın da bugün bu okulda son günü olur. Bursunu kestirip kapının önüne koyacaklar!" Selen, Mucize’nin okuldan atılacağı anı bekleyerek keyifle arkasına yaslandı.
Kavga o kadar büyüktü ki, güvenlikler bile zor ayırdı ve olay anında Rektörlüğe intikal etti. Rektörün, yani Emre’nin babasının o devasa, resmi odasında Serkan ve Emre üstleri başları dağılmış, öfkeyle soluyarak bekliyorlardı. Emre, babasının hem okulun sahibi hem de rektörü olmasının verdiği o büyük rahatlıkla çenesini dikmiş, kendinden emin bir şekilde gülümsüyordu.
"Baba," dedi Emre üstten bir tavırla, Serkan’ı işaret ederek. "Bu çocuk bana okulun ortasında durduk yere saldırdı. Üstelik Güzel Sanatlar'daki o kız yüzünden! O kızın da, Serkan’ın da hemen ceza almasını istiyorum. Kızın bursunu bugün iptal edip kapının önüne koymalısın."
Emre, babasının anında kendi arkasında duracağını ve Mucize’nin bursunu tek bir imzayla keseceğini sanıyordu. Ancak Rektör Bey’in yüzü öfkeden kaskatı kesilmişti. Oğlu Emre’nin bilmediği, odadaki hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği devasa bir sır vardı: Rektör, İzmir’deki Kenan Soykan’ın en yakın dostuydu ve Mucize’yi koruyacağına dair namus sözü vermişti. Kızın aslında kim olduğunu, arkasındaki o devasa Soykan gücünü çok iyi biliyordu.
Rektör Bey, önündeki dosyayı masaya sertçe vurdu. Sesi odada adeta bir tokat gibi patladı.
"Yeter! Kes sesini Emre!" diye kükredi Rektör.
Emre şaşkınlıktan donakaldı. "Ama baba, okul bizim..."
"Sana kes sesini dedim!" diyerek ayağa kalktı babası. Gözlerinden resmen ateş püskürüyordu. Gözlerini kendi oğluna ve Serkan’a dikti. "Bu üniversite benim olabilir ama burası sizin kişisel çöplüğünüz, züppelik alanınız değil! Benim okulumda iki holding varisinin tek bir kız için birbirini yumruklamasına, rezalet çıkarmasına asla göz yummam! Hele ki kendi halinde, başarılı bir öğrenciyi bu çirkin kavgalarınıza meze yapıp bursunu dilinize dolamanıza hiç müsaade etmem!"
Rektör masasına geri yaslandı ve ses tonunu buz gibi bir tehdide çevirdi: "Bu olay burada kapanacak. İkiniz de o kızdan tamamen uzak duracaksınız. Tek birinizin bile onun huzurunu bozduğunu, okulda rahatsız ettiğini duyarsam, oğlum olduğuna bakmam Emre, seni de Serkan’ı da bu okuldan uzaklaştırırım! Şimdi derhal çıkın odamdan!"
Serkan sessizce, içindeki o şüpheleri büyüterek odadan çıkarken; Emre aldığı bu ağır darbe karşısında adeta şoka uğramıştı. Hayatında ilk kez babası onun arkasında durmamış, hatta onu herkesin içinde sertçe ezmişti. Karizması tamamen çizilen, planı elinde patlayan Emre, öfkeden kudurmuş bir halde koridorda yürürken dişlerini sıktı. Babasının bu kıza neden bu kadar büyük bir dokunulmazlık kalkanı sağladığını, bu "sıradan" kızın arkasındaki gizemi ne pahasına olursa olsun çözmeye yemin etti.