Kızın bu sözleri üzerine Serkan’ın kalbi hızla çarpmaya başladı. İçindeki o kıskançlık dalgası, yerini büyük bir keşfetme arzusuna bırakmıştı. Kız telefonda İzmir cemiyet hayatının ünlü genç veliahtlarının sayfalarında hızla yukarı aşağı kaydırma yapıyordu.
"İşte! Buldum!" diye çığlık attı kız, ekranı Selen ve Serkan’ın gözünün önüne getirerek. "Bakın, yanılmamışım! Bu çocuk İzmir’in en köklü, en zengin ailelerinden birinin veliahdı. Sosyetenin tam göbeğinden biri! Adı... Adı Rüzgâr!"
Selen ekrandaki fotoğrafa bakıp ardından Serkan’a döndü. "Gördün mü Serkan? Kız çıtayı ne kadar yüksek tutmuş? Sıradan bir zenginle yetinmemiş, doğrudan İzmir sosyetesinin en tepesindeki ailenin çocuğunu kafeslemiş. Burslu halk kızımızın bağlantılarına bak sen..."
Serkan ise ekrandaki o karizmatik yüze ve Mucize’nin ona sarılışındaki o muazzam rahatlığa bakarken dişlerini sıktı. O çocuk bir Soykan veliahdıydı; ama Serkan’ın henüz bilmediği şey, Mucize’nin de tam olarak o soyadının ve o asil kanın ta kendisi olduğuydu. Yanlış anlama büyüyor, sırlar açığa çıkmak için gün sayıyordu.
Serkan o gece yatağında tek bir saniye bile uyuyamadı. Gözlerini her kapattığında, otoparkın loş ışıkları altında Mucize’nin o karizmatik adamın boynuna sımsıkı sarılışı geliyordu aklına. Göğsündeki o amansız sızı, hayatında ilk kez tattığı o yoğun kıskançlık duygusu ruhunu adeta mengene gibi sıkıştırıyordu. O masmavi gözlerde bulduğu asalet, piyano tuşlarında hissettiği o temiz ruh, bir gecede kafasındaki dedikodularla kirletilmeye çalışılmıştı. Ama Serkan, Selen ve diğerleri gibi körü körüne bir iftiraya inanmak istemiyordu. İçindeki o büyük sarsıntıya rağmen, canından çok sevmeye başladığı bu kızın gözlerinin içine bakarak gerçeği duymak zorundaydı.
Ertesi sabah, güneş kampüsün üzerine henüz yeni doğarken Serkan çoktan fakülte koridorunda beklemeye başlamıştı. Mucize, her zamanki gibi kalabalık otobüslerden birinden inip, yorgun ama dik duruşuyla binaya adım attığında Serkan doğrudan onun önünü kesti. Gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü.
"Mucize, seninle konuşmamız lazım," dedi, sesindeki o titremeyi ve kırgınlığı gizleyemeyerek.