Mucize, Serkan’ın bu perişan halini ve gözlerindeki o hesap soran, canı acımış ifadeyi görünce içinin sızladığını hissetti. Onun dün gece otoparkta Rüzgâr ile sarılışını gördüğünden habersizdi ama okuldaki dedikodu çarklarının onun hakkında yine ne çirkin senaryolar yazdığını tahmin edebiliyordu.
Serkan bir adım daha yaklaştı, sesi adeta bir yalvarış gibi kısıktı: "Dün gece... Otoparktaki o çocuk kimdi Mucize? Herkes senin hakkında konuşuyor. İzmir sosyetesinden, Soykanların çevresinden Rüzgâr adında biriymiş... Senin onunla, o lüks dünyayla ne ilgin var? Lütfen bana yalan söyleme, sadece gerçeği anlat."
Mucize’nin yüreği bir an duracak gibi oldu. Eğer Rüzgâr’ın onun amca oğlu olduğunu, kendisinin de aslında o basından kaçan kayıp Soykan veliahdı olduğunu söylerse, ördüğü tüm bu gizlilik duvarı bir saniyede yıkılacaktı. Babasının günahlarından, İzmir’deki o kirli pırıltıdan kaçıp sığındığı bu sakin hayat tamamen yok olacaktı. Gözlerini Serkan’ın kahverengi gözlerine dikti; kalbi ona her şeyi itiraf etmek için çırpınsa da, mantığı ve yemini dudaklarına kilit vurdu.
"Sana bir açıklama borçlu değilim Serkan," dedi Mucize, sesini buz gibi bir mesafeye büründürerek. "Benim hayatım, benim kararlarım ve kiminle görüştüğüm sadece beni ilgilendirir. Okuldaki insanların ya da senin hakkımda ne düşündüğü umurumda bile değil."
Serkan, Mucize’nin bu net ve korumacı tavrı karşısında sarsıldı. Ondan bir inkâr, bir "yanlış anladın" cümlesi duymayı o kadar çok istemişti ki... Mucize’nin kendini savunmaması, o adamı ve aralarındaki bağı gizlemesi Serkan’ın zihnindeki o karanlık şüpheleri daha da besledi.
"Yani..." dedi Serkan, sesi hayal kırıklığıyla çatallanarak. "Selen’in ve diğerlerinin söyledikleri doğru mu? Sen gerçekten o zengin dünyadan birilerine aitken, burada bize masum rolü mü oynuyorsun?"
Mucize’nin masmavi badem gözlerinden bir anlık bir acı gelip geçti ama çenesini yukarı kaldırıp o doğuştan gelen asil duruşunu bozmadı. "İstediğine inanmakta özgürsün Serkan Bey," dedi ve yanından geçip yürümeye devam etti.
Mucize arkasını dönüp koridorda uzaklaşırken, kimliğini saklamanın verdiği o ağır yükle kalbi parça parça oluyordu. Serkan ise arkasından bakarken, sevdiği kızın etrafındaki o sis perdesinin ve uçurumun her geçen gün daha da büyüdüğünü hissederek yumruklarını sıktı. Sırlar henüz çözülmemişti ama aralarındaki aşk, bu sessizlik duvarının altında ezilmeye mahkum gibi görünüyordu.