Mucize’nin gidişinin üzerinden birkaç hafta geçmesine rağmen, Türkiye genelindeki magazin basını ve ulusal haber kanalları Soykan ailesinin trajedisini konuşmaktan vazgeçmiyordu. Türkiye'nin en ünlü ressamlarından Handan Soykan’ın o şüpheli, ani ölümü ve eşi Asaf Soykan ile yaşadığı o son büyük kavga, tüm gazete manşetlerinin birinci sırasındaydı.
"SANAT DÜNYASININ YAS GÜNÜ: ÜNLÜ RESSAM HANDAN SOYKAN HAYATINI KAYBETTİ!"
"İzmir'in köklü iş insanlarından Asaf Soykan'ın eşi, dünyaca ünlü ressam Handan Soykan geçirdiği trajik trafik kazasının ardından günlerdir bağlı olduğu yaşam destek ünitesinden ayrılarak hayata gözlerini yumdu. Sosyete kulislerinde evliliklerinde büyük bir çatlak olduğu konuşulan çiftin vedası tüm ülkeyi yasa boğdu."
Hemen altındaki magazin manşeti ise çok daha sarsıcıydı:
"SOYKANLARIN BİRİCİK KIZI ORTADAN KAYBOLDU!"
"Cenaze töreninin hemen ardından, Handan ve Asaf Soykan çiftinin el bebek gül bebek büyütülen, üzerine titrenen biricik kızları gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Genç kızın telefonunu kapatıp tüm bağlarını kopardığı öğrenilirken, sosyete kulisleri bu ani kaçışın ardındaki sırrı konuşuyor."
Aynı dakikalarda, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin o gürültülü kantininde, Selen ve arkadaş grubu her zamanki lüks masalarında oturmuş, kahvelerini yudumluyorlardı. Serkan’ın son günlerdeki o durgun halini ve Güzel Sanatlar binasından çıkmayışını konuşmaktan sıkılmışlardı.
Tam o sırada, grubun dedikodu ve sosyal medya ağını en sıkı takip eden kızı elindeki telefonu masanın ortasına fırlattı. Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
"Kızlar, inanamayacaksınız!" dedi heyecanla. "Hani şu günlerdir televizyonlarda dönen İzmirli ünlü ressam Handan Soykan’ın ölüm haberi var ya... Onunla ilgili yeni bir gelişme düşmüş sosyal medyaya. Bakar mısınız şuna?"
Selen, umursamaz bir tavırla tırnaklarına bakarken, "Aman, bize ne canım İzmir sosyetesinin dramından," diye mırıldandı.
Masadaki kızlardan biri iç çekerek araya girdi: "Öyle deme Selen, Handan Soykan benim en sevdiğim ressamdı. Kadının renkleri kullanışı, o tablolarındaki derinlik resmen büyüleyiciydi. Ölümü gerçekten çok büyük kayıp..."
Telefonu masaya bırakan kız heyecanla haberi okumaya devam etti: "Asıl bomba o değil zaten! Haber yazısında diyor ki; kadının vefatının hemen ardından, Soykan holdinglerinin üzerine titrenen, dadılarla büyütülmüş o gizemli ve biricik kızı arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş. Kızın tek bir fotoğrafı bile sızmamış basına, ailesi medyadan o kadar köşe bucak saklamış ki... Şimdi tüm sosyete kulisleri bu kayıp kızın nerede olduğunu, neden kaçtığını konuşuyor."
Selen, dökülen kahvesini umursamadan ekrandaki haber başlığına baktı. Haber sitesinde kızın ismi ya da resmi yoktu; sadece "Soykanların sır gibi saklanan kayıp kızı" ifadesi geçiyordu. Selen’in içini tuhaf, anlamlandıramadığı bir huzursuzluk kapladı. Yan masada oturan o siyah saçlı, masmavi gözlü burslu kızın gizemli duruşu bir an zihninden gelip geçse de, koskoca holding veliahdı olan bir kızın kendi okullarında sıradan bir hayat yaşayabileceğine ihtimal vermedi.
"Demek sır gibi saklanan bir veliaht..." diye mırıldandı Selen, gözlerini kısarak. "Kim bilir hangi lüks Avrupa ülkesine kaçıp saklanmıştır. Bizim buralarda işi olmayacağı kesin."
Kantindeki o pırıltılı ve kibirli dünya, burunlarının ucundaki büyük gerçekten habersiz bir şekilde dedikoduya devam ederken, Mucize’nin sakladığı o devasa sır şimdilik derin bir sis perdesinin arkasında kalmaya devam ediyordu.