Yabancı Bir Sabah

389 Words
Otobüs, sabahın ilk ışıklarıyla İstanbul’a girdiğinde, şehri kaplayan o devasa pus Mucize’yi ürpertiyle karşıladı. İzmir’in sakin, uysal denizine hiç benzemiyordu burası; hırçın, kalabalık ve acımasız bir uğultusu vardı. Esenler Otogarı’nın mahşeri kalabalığından elinde tek bir valizle çıkan Mucize, bu koca metropolde nereye gideceğini çok iyi biliyordu. İzmir’den ayrılmadan önce, rehberindeki tek bir numarayı silmemişti. O numara, ona hem çocukluğunu hem de kaybettiği annesini hatırlatan yegane bağdı: Cevriye Dadı. Cevriye, Handan Hanım’ın gençlik yıllarından beri tanıdığı, Mucize’yi de bebekliğinden on iki yaşına kadar bir anne şefkatiyle büyüten kadındı. Yaşlanıp dizleri tutmaz olunca, İstanbul’daki kendi çocuklarının ve ailesinin yanına, Üsküdar’ın eski mahallelerinden birine taşınmıştı. Mucize için o sadece bir dadı değil, yalanlarla dolu o malikanede sevgisi saf olan az sayıda insandan biriydi. Üsküdar’ın o dar, arnavut kaldırımlı sokaklarından geçip eski, ahşap kokulu evin kapısını çaldığında Mucize’nin bacakları titriyordu. Kapı açılıp da karşısında ak saçları, tülbenti ve o tanıdık sabun kokusuyla Cevriye Dadı’yı gördüğünde, içindeki o günlerdir direnen sert kabuk aniden çatladı. Cevriye Dadı, karşısında solmuş, gözlerinin altı çökmüş ama masmavi gözleriyle ona bakan Mucize’yi görünce elleri ağzına gitti. "Mucize’m... Güzel kuzum..." diyebildi sadece. O küçük, mütevazı evin oturma odasında, dantel örtülü sedirin üzerinde zaman durmuş gibiydi. Cevriye Dadı, Handan Hanım’ın vefatını ve yaşananları İzmir’deki eski ahbaplarından duymuş, günlerdir gözyaşı döküyordu. Mucize, çocukluğundaki gibi, kendini yaşlı kadının dizlerine bıraktı. O pamuk gibi bembeyaz teni, Cevriye’nin çiçekli basma eteğine gömüldü. Simsiyah uzun saçları, dadısının şefkatli, titreyen elleri arasında usul usul taranıyordu. "Her şey yalanmış dadı..." diye fısıldadı Mucize, haftalar sonra ilk kez sesli bir şekilde ağlayarak. "Ben o eve ait değilmişim. Annem... Annem beni doğurmamış. Babam olacak o adam beni sırf soyu yürüsün diye bir meta gibi tutmuş evde. Annem gitti dadı... Ben bu dünyada yapayalnız kaldım." Cevriye Dadı, hıçkırarak ağlayan genç kızın saçlarına öpücükler kondurdu. "Şşşt... Sakın bir daha yapayalnızım deme," dedi çatallı sesiyle. "Handan Hanım seni doğurmadı belki ama o senin için canını verdi be güzel gözlüm. O evlilik denilen cehennemde tek yaşama sebebi sendin. Asaf Bey'in o kibirli dünyasında senin o masumiyetini korumak için ne savaşlar verdi, ben şahidim. Sen gökten inen bir damla gibi şifaydın o kadına. Kan bağından bahseden o adam, senin tırnağın bile olamaz. Ağla kuzum, dök içindeki zehri. Burası senin evin." Mucize, o dizlerde saatlerce ağladı, dertleşti. İzmir’deki o sahte sarayda bulamadığı huzuru, İstanbul’un bu eski mahalle evinde, dadısının göğsünde bulmuştu. Geçmişin yükünü o odada bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD