İlk Karşılaşma
Geceyi delip geçen rüzgâr, Mardin’in toprak kokusunu evin içine sürüklüyordu.
Yavuz kapıyı açtığında içeri de bir ölüm sessizliği hâkimdi. Ama bir şeyler yanlıştı.
Evin havası farklı kokuyordu.
Alışık olmadığı, tanımadığı bir şey…
Bütün vücudu tetikteydi. Parmakları içgüdüsel olarak silahının kenarına kaydı. Görevdeymiş gibi. Çünkü burası onun için güvenli bir alan olmalıydı, mabediydi. Ama şimdi?
Şimdi, nefesi bile değişmişti.
Adımlarını sessizce içeri doğru attı. Kolundaki ağrı, vurulmadan kalan izleri hatırlatıyordu ama umurunda bile değildi.
Ve sonra onu gördü.
Salonun ortasındaki üçlü koltukta, bir kadın uyuyordu.
Siyah saten geceliği, ışığın soluk aydınlığında parlıyor vucudunun o güzel hatlarını ortaya çıkarıyordu. Uzun, kumral saçları yastığın üzerine dağılmıştı. Bir elini göğsüne koymuş, huzurlu bir şekilde nefes alıyordu. Peri gibiydi.
Bir saniyeliğine donakaldı.
Kimdi bu?!
Kendi evinde, kendi koltuğunda…
Yavuz’un kaşları çatıldı. Öfkesi hızla tırmandı. Tüm yorgunluğunun üzerine, şimdi de bu saçmalık mı?!
Keskin sesi havayı yarıp geçti.
"HEY! SEN KİMSİN?!"
Ela, korkuyla irkilerek yerinden sıçradı. Büyük, ela gözleri ona kilitlendi.
Bir an, sadece birkaç saniye, göz göze kaldılar.
Ve işte o anda, Yavuz bu kızın başına bela olacağını hissetti.
Ela’nın gözleri kocaman açıldı. Yavuz’un sesi beyninde yankılanıyordu.
"B-ben..." diye kekeledi, ama kelimeleri boğazına düğümlendi. Korku tüm bedenini sarmıştı.
Yavuz hızla birkaç adım attı. Öfkesi kontrol edilebilir seviyede değildi.
Onun evi.
Onun kuralları.
Ve şimdi, tanımadığı biri onun koltuğunda mı yatıyordu?
Ela konuşmadıkça sinirleniyordu. Sessizlik, onun için itiraf gibiydi.
"Kimsin sen? Ve benim evimde ne işin var?" diye sert bir sesle sordu.
Ela hâlâ şok içindeydi. Yüzü korkuyla kızarmış, nefesi düzensizleşmişti. Karşısında, üzerinde kan lekeleri olan kalıplı bir adam vardı. Ve ona bir silah doğrultuyordu.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki ne kımıldayabiliyordu ne de konuşabiliyordu.
Ama adamın gözlerindeki öfkeyi fark edince, hafifçe dikleşti. Sustukça suçlu gibi göründüğünü fark etti. Kendini sakinleştirip konuşmak zorundaydı. Derdini anlatmalıydı.
Tam ağzını açacakken, silahın namlusunun hafifçe oynadığını gördü. Bir refleksle yerinden fırladı.
Ama çok geçti.
Yavuz, yıldırım hızıyla hareket etti. Ela’nın kolunu çelik gibi bir kavrayışla yakaladığı gibi ekseni etrafında çevirdi.
Ela, aniden sırtı Yavuz’un göğsüne yaslanmış hâlde buldu kendini.
Kaçış yoktu.
Adamın eli sertçe karnına bastırırken diğer elindeki silah, soğuk metalin keskinliğiyle şakağına dayandı.
Ela’nın nefesi düzensizleşti. Vücudu titriyordu.
"Bir daha aynı soruyu sormayacağım." Yavuz’un sesi şimdi fısıltıya dönüşmüştü, ama içindeki tehdit hâlâ açıktı.
"Evimde ne işin var? Kim. Sin!?"
Ela kalp krizi geçirecek gibi atan kalbine zıt olarak çok zor, yavaş yavaş nefes alabiliyordu.
Adam fazlasıyla güçlüydü ve...
Şimdi, bu pozisyonda Yavuz’un bütün vücut hatlarını hissedebiliyordu. Belinde hissettiği sertliğin ne olduğunu da fark etmişti.
Yavuz’un nefesi, Ela’nın saçlarına çarpıp geçerken, o da farkında olmadan kokuyu içine çekti.
Ve bir anlığına, elleri daha da sıkılaştı.
Ela, nefes almakta zorlanıyordu. Yutkundu.
Adam konuşurken dudakları kulak memesine, nefesi ise boynuna çarpıyordu.
Ela’nın tüm tüyleri ürpermiş, ağır ağır nefes aldıkça göğüsleri hafifçe yükselip alçalmıştı.
Ve Yavuz’un bunu fark ettiğine emindi.
Ela, en sonunda kendisini biraz toparlayınca, hızlı ve kesik kesik bir sesle konuştu:
"Ben yeni doktorum... Albay... Albay Hikmet Görgülü..."
Bir an nefesini tuttu.
"Burada kalmamı söyledi."
Yavuz bir an duraksadı.
"Albay mı?" diye tekrarladı.
Ama tutmaya alışık olduğu öfkesi, hâlâ bir dalga gibi içini dolduruyordu.
Ela’nın bedenini sıkıca tutmaya devam ederken, diğer eliyle telefonunu çıkardı. Ama kızı bırakmadı.
"Kıpırdarsan boynunu kırarım."
Ela, gözlerini sımsıkı kapattı.
Telefon açılır açılmaz, Albay’ın sesi duyuldu:
"Evet, benim misafirim. Yeni doktorumuz Ela Gamzeli. Yarın sabah karargahta ol."
Yavuz bir an sessiz kaldı.
Sonra, tek kelime etmeden telefonu kapattı.
Ama öfkesinin geçmesine yetmemişti.
Ela’yı hızla serbest bıraktığında, kız sendeledi ve koltuğu düştü.
Aralarındaki mesafe açıldı.
Ela hâlâ gözlerini kaçırıyordu. Nefesi düzensizdi.
Yavuz, bakışlarını kadının üzerine kaydırdı.
Kumral saçlar. Ela gözler. Çekici vücut hatları. Masum bir ifade.
Ama bu masumiyetin altında bir şeyler saklı mıydı?
Bu kadın kimdi?
Ve neden, ona haber vermeden, kendi evine göndermişlerdi?
Albay gönderdiğine göre sorun yoktu ama yine de ona güvenemezdi.
Bu aralar çürükler her yerdeydi.
Belki de doktorluk sadece bir paravandı.
Gözlerini taradı. Bir yalan ibaresi arıyordu ama yoktu.
Sert durmaya çalışan, fazlasıyla masum bir kız izlenimi veriyordu.
Ama...
Serçe gibi titriyordu.
Neyse... Şimdilik sabaha kadar beklerdi.
Sabah nasıl olsa karargahta Albay’la konuşur, durumun detayını öğrenirdi.
"Bana bak kızım." Yavuz’un sesi keskin ve sertti.
"Doktor olman umrumda değil. Sana güvenmiyorum."
Ela dişlerini sıktı.
"Git odana yat. Sabaha kadar da akıllı dur."
Bir adım attı.
"Ya da sen bilirsin."
Ela nefesini tuttu.
"Rahat durmazsan... Ölümün benim elimden olur."
Ela korku ve inat karışımı bir ifadeyle baktı.
Belliydi.
Bu adam... Albay’ın bahsettiği askerdi.
Ama...
Bunun için henüz bir ay vardı, değil mi?
"Bakın, Albay’ı da aradınız. Ben sadece bir doktorum."
Ela’nın sesi hafif titremişti ama bakışları netti.
"Sizin kızınız da değilim. Bana da sürpriz oldu. Sizin bir ay sonra geleceğiniz söylenmişti."
Hızlıca ayağa kalktı. Sabah taşındığı odaya gitmek için kapıya yöneldi.
Tam odaya adımını atmıştı ki, Yavuz’un tehditkâr sesi arkasından yankılandı.
"Yarın öğreniriz, kim olduğunu."
Ela omuzlarını dikleştirerek kapıyı kapattı.
Hemen ardından kilitledi.
Kapıya sırtını yasladığında, tüm omuzları düştü.
Elleri titriyordu.
Kalbi hâlâ biraz önceki korkunun izlerini taşıyordu.
"Allah’ım, bu adam kim?! Sapık mı, katil mi, psikopat mı belli değil!"
Sonra bir şey fark etti.
Ve gözleri büyüdü.
Dur bir dakika... ÇIPLAKLIKKKKK!
Ela aynaya dönüp üzerindeki ince saten geceliğe baktığında, rengi attı.
Oh, harika. Resmen adamın karşısına “Seni ayartmak için buradayım” diye çıkmışım!
Ama bir şeyi fark etti.
Yavuz ona bu şekilde bakmamıştı bile.
Neyse...
En azından sapık değil.
Yavuz
Komutanına güveni tamdı. Ama bu meslekte öğrendiği en önemli şeylerden biri, her zaman kendi araştırmanı kendin yapmandı.
Hemen nizamiyeyi aradı.
Sabaha kadar tanımadığı birine güvenip evinde barındıracak değildi.
Sesi sert ve netti:
"Bugün gelen kadın hakkında detaylı bilgi verin. Saat kaçta, kimle geldi? Bavullarına hangi askerler yardım etti? Yardım eden askerlerin isimlerini de istiyorum."
İstihbarattan tanıdığı bir arkadaşına, kızın ve ona yardım eden askerlerin bilgilerini attı.
Birkaç dakika içinde her şeyi biliyordu.
Öğrendiklerinden sonra biraz daha rahatladı.
Ama…
Hâlâ şüpheliydi.
Odasına girdi.
Timin olduğu gruba mesaj attı:
"Sabah 05.00’te karargahta olun."
Biraz eğitim yapmasınlar mı?
Yapsınlar, yapsınlar.
Yatağına uzandı.
Kafasında, kızın analizini çoktan çıkarmıştı.
İnatçı.
"Bak, korkmuyorum." derken titreyen sesi.
Güvercin gibi ürkek vücudu.
Ve…
O vücut.
Ela onu süzmediğini zannededursun, ama o bir Bordo Bereliydi.
Bir kadının vücut ölçüsünü, göğüs numarasını, yara izlerini bile ilk bakışta ezberleyebilirdi.
Ve tabii…
Saten geceliğin ince kumaşı altında sertleşmiş dolgun uçlarını da fark etmişti.Tam ağza alınmalıktı, davetkâr ve baştan çıkarıcıydı.
İncecik bel. Sütun gibi bacaklar.
Siktir, yeter lan!
Durduk yere ayarlarıyla oynuyordu.
Hemen de sertleşmişti.
"Ne bok yemeye düşünüyorum ben bunları?" diye kendine küfrederek yüzünü kapattı.
Kaç aydır dağdaydı?
Demek ki bir kadına gitme vakti gelmişti.
Kadın konusunda hiçbir zaman sıkıntı yaşamamıştı. İstediği zaman, istediği kadını bulurdu.
Ama hiçbirine ciddi bakmamıştı.
Onun sadece bir gece için orada olduğunu herkes bilirdi.
Ve şimdi?
Şimdi, ilk kez bir kadın evinin içindeydi.
Bu yeterince sinir bozucuydu.
Neyse…
Sabah bir de Albay’la konuşur, konuyu kapatırdı.
Ayağa kalkıp soğuk bir duş aldı.
Yarasına idareten pansuman yaptı.
Sabah hızlıca revire uğramayı kafasına not etti.
Sonra… gözlerini kapattı.
Kaç ayın yorgunluğu ile…
Kısa sürede uykuya daldı.
----****----
Sosyal Medya: yazaraydin1
Seri Kitabı: Askerin Zeynosu
Arkadaşlar Askerin Kırmızısı isimli yeni bir askeri kurgu öneriyorum. Benim kitabım değil yeni yazar bir arkadaşın kitabı güzel ilerliyor sizinde seveceğinizi düşünüyorum. Sevgiler.