1-Büyük Yıkım

2287 Words
Hayat öyle acımasız ki neyi hayal etsen tam tersini verir sana... İstemediğin şeyleri burnunun dibine sokar,seni bezdirir yaşamaktan. İstediklerini öyle bir söker alır ki senden , sen ancak izlemekle yetinirsin .... Sen tutunmaya çalıştıkça hayata biri çıkar ve bir karar alır ,yerle yeksan olursun ..... Konuşamazsın, çünkü sormazlar, sesin çıksa bile duyan olmaz .... En yakınların bile sağır olmuştur sana… Sağırdır bu topraklar senin sesine.... Ben Roza! Hikayem Rıha(Şanlıurfa) topraklarında belki bir ilk olacak. Mezopotamya'mın her bir karışında nice hikayelere rastlamıştım, lakin benim hikayem o kadar acımasız bir hikaye ki bu güne kadar ne görüldü nede duyuldu... Zorla evlendirilmeler...Kan davaları..okuyamayan kızlar...daha adet olmadan evlendirilen nice kız çocukları. Sevdiğinden ayrılıp başka bedenlere hapsolanlar ... Hepsi ayrı ayrı ve acımasız hikayeler fakat benimki hepsinden de içler acısı. Ben sevdiğim adamın ağabeyine kuma gidiyorum. Ben yıllarca uzaktan sevip, yüreğimi sevdasıyla yakan adamın ağabeyine gelin gidiyorum. Ben tek bir kararla uğruna öldüğüm Rıha' mın topraklarında can veriyorum . Benim hikayem hem beni yakacak hemde Urfa topraklarını. 'Ey rıha! Ez kurbana te dıbım!(ey Urfa ben sana kurban oluyorum ) &&&&&&&&&&&& Genç kadın Roza büyük ağabeyi Murat'ın kar gibi beyaz olan atıyla gelmiş olduğu dert tepesindeki büyük çınarın altında, gözlerinden akan yaşların yüreğini yakmasına daha fazla dayanamayarak ayağa kalktı. Üzerine sabah giydiği uzun salaş siyah beyaz çiçeklerle süslü olan elbisenin iki ucundan sımsıkı tuttu. Başını göğe kaldıran Roza içindeki ateşin kıvılcımlarının dudaklarından firar etmesine izin vererek haykırdı. "Ey dışıyla mest ettirip içiyle nefes alan Rıha...Sen bugün bir hayatı daha yok ettin. Bir can daha bu topraklarında kaybolup gitti. Daha doymadın mı? Daha kaç hayatı çalacaksın. Ama sende haklısın...Bir Peygamberi bile ateşinle yaktın. Suyun ile söndürdün. Peki benim kalbimde ki ateşi neden söndürmek yerine dahada harlıyorsun?" Deli gibi göğsüne vurup içindeki yangını haykıran Roza'nın öfkesi adeta kendisini delirtme noktasına getirmişti. Ama ne fayda sağlayacaktı bu? Bu Mezopotamya toprakları bir kere bir canı aldımı ömür boyunca vermezdi geri artık . Bağırmaktan boğazı acıyan Roza, atının yüksek bir şekilde kişnemesi ve şaha kalkması ile, yularını ağaca bağladığı ağabeyinin atına dönüp gördükleriyle dudakları acı bir tebessüm aldı. At bile acısına dayanamamış, kendisine eşlik ediyordu. İnsanın insana derman olması gereken şu zamanda derdine ortak olan bir hayvandı. Kim derman olabilirdi ki Roza'ya .... Karar verilmiş, hüküm giydirilmişti Roza'ya. Geri dönülmez bir yola atmışlardı artık Roza'yı. Ne acı ki Roza'ya sadece bu hükümle yaşamak kalmıştı. 2 Saat Önce Bekirhan aşiretinden Ali ağa avlusundaki sedirde ortanca oğlu Emirhan ile oturarak biraz sonra gelecek olan misafirlerini bekliyorlardı. Emirhan babasının yanında tüm heybetiyle oturmuş, ses etmeden birazdan olacakları merakla bekliyordu. Evin dayesi Zozan hanım dün gece beyinden duyduklarından sonra gece hiç uyuyamamış , bundan dolayı gözlerinin altları morarmış omuzlarının çökmüşlüğüyle mutfak kapısının önündeki sedire oturup ailesinin yıkımını çaresizce bekliyordu. Ruken mutfakta yengesi Ezma ile her şeyden bihaber yemekleri yapıp birbiriyle şakalaşıyordu. Roza ise yukarıda odasında içinde kötü bir hisle pencere kenarındaki sedirde otururken avluda oturan babası ve ağabeyini izliyordu. Birazdan Bekirhan avlusunda yer yerinden oynayacak, dört insanın hayatı geri dönülmez bir yola girecekti. Diğer taraftan Welat aşiretinde büyük oğulları Ruhat' ı ikna etme çabasındaydılar. Ruhat Welat İstanbul'da tanışıp sevdiği Ceylan ile 6 yıldır evliydi. Çocuklarının olmamasıyla evin büyüğü olan Zirav yade(Zirav anne) oğluyla bir karar almıştı. Evin büyüğü olduğu için kararlarına herkes saygı duyar ve emir bilirlerdi. Gelini ceylandan hiç haz etmezdi. Torunu Ruhat'ın onunla evlenmesine ne kadar karşı çıkmış olsada, Ruhat deli gibi sevdiği kadını ailesini dahi kaybetmeyi göze alacak kadar kör bir aşk ile sevip evlenmişti İstanbul'da. Evlendikten kısa bir süre sonra, karısını elinden tutarak Urfa topraklarına ailesinin yanına adım atmışlardı. Geri dönüşü olmayan bir yola giren Welat ailesi artık ses edememişti oğullarına. Günler ayları, aylar yılları kovaladıkça gelinin kısır olduğu kulaktan kulağa Urfa'da konuşulmaya başlanmıştı. 6 yıldır sevilmeyen gelinin kısır oluşuyla Zirav yade oğlu Ömer ile konuşup onu ikna ettikten sonra kuma kararı almışlardı. Bunu duyan Ruhat koca konağı ateşe verecek raddeye gelmişti. Genç adam kuma'yı asla kabul edemezdi. Sevdiği bir kadın varken başkasını alamazdı. O sadece bir bedende nefes alırdı.Onun tek kadını Ceylan idi. Kadınının üstüne asla gül koklayamazdı Ruhat. Ama aşiret öyle demiyordu işte... Evin büyük salonunda oturan Ömer ağa oğlu Ruhat ve Rojhat'a kararını bildirmiş konuşmasının sonunda birazdan gidip isteyeceklerini de belirtmişti. Lakin Bekirhan aşiretinin adının geçmesiyle Rojhat şaşırmadan edememişti. Ne yani ağabeyine Bekirhan aşiretinden kuma mı alacaklardı? "Olmaz baba! Benden bunu isteme." Hiddetle yerinden kalkıp bağıran Ruhat babasının sözleri kulaklarında uğulduyordu. 'Bekirhan aşiretinden bir kızı sana kuma alacağız. Sende boyun eğip kabul edeceksin. Tek kelime etmeyeceksin." Babası ne saçmalıyordu? Sevdiği kadınla zaten evliydi başka bir kadın istemiyordu ki? Hemde kuma. "Bav başımı kesmemi iste daha iyi! Ben bu evliliği kesinlikle kabul etmiyorum!" Rojhat ağabeyinin sinirine yenik düşerek , sert,asla otoritesini bozmayan babasının önünde ilk defa bu kadar rahatça hareket edip, bağırmasını hayretle izliyordu "Saygısızlaşma Ruhat."Avucunun içindeki bastonun sapını sıkıca tutan yaşlı adam oğlunun fevri tavırlarından oldukça rahatsız oluyordu. "Benim sözümün üstüne söz mü söylersin?Ben size böylemi öğrettim örf ve adetlerimizi. Ben ne dersem o olacak." Son sözünü itiraz istemeyen bir tonda söyleyip odadan sinirle çıktı. Babasının çıkışıyla ellerini hırsla saçlarında geçirip öfkeyle bağırdı. "Ben karımın üstüne gül koklamam.Ben kimseyle evlenmem." Rojhat, ağabeyinin delirmiş halini görünce yerinde yavaşça kıpırdadıktan sonra elleriyle iki dizine vurup ayağa kalktı. Sinirden odanın içinde volta atan ağabeyinin omzundan tutup kendisine çevirdi. "Sakin ol ağabey..buluruz bir hal çaresini." "Ne sakin olacağım bremin(erkek kardeşim) görmüyor musun? Ömer ağa çoktan kararını vermiş. Ben Ceylan'ıma ne diyeceğim?" Çaresizce kardeşinin gözüne bakan adam ne yapacağını bilmiyordu. Kim isterdi ki sevdiği kadına, başka bir kadınla ihanet etmeyi? "Allah büyük ağabey..elbet bir yol bulunur."Rojhat'ın sakin tavırları daha çok sinirlendirmeye başlamıştı Ruhat'ı. Oturduğu divanda ellerini önünde birleştirip mırıldandı. "Bu evlilik asla olmayacak." Ama bilmiyorlardı ki kaderin neyse onu yaşarsın. Atalarımızın da dediği gibi büyük lokma ye büyük konuşma... Ömer ağa büyük oğlu Ruhat'ın itirazlarına kulağını kapatıp kendi bildiğini yapmak için yanında zorla götürdüğü ikinci oğlu Rojhat ile Bekirhan Konağına doğru yol almıştı. Rojhat babasına her ne kadar karşı gelmiş olsada dediğim dedik babasına bir türlü laf dinletemeyip el mecbur beraberinde yola çıkmıştı. Araç Bekirhan Konağında durup, indiklerini gören Bekirhan ailesi yerlerinden usulca kalkıp misafirlerini kapıda karşılamaya koyuldu. Yukarıda odasının pencere kenarında oturan Roza, avlunun büyük ahşap kapısının açılmasıyla yüreğinde oluşan sızı gözlerine vurup, gördüğü suretle yerinden hızla kalktı. Sevdiği adam gelmişti... Rojhat.. Yıllarca yüreğindeki sevdanın ateşi… Kendi avlularında babası ve ağabeyiyle el sıkışıyordu. Ama neden? Ansızın gelen bir hisle elini kalbine götürüp derin bir nefes çekti ciğerlerine. Acaba düşündüğü şey mi? Heyecana kapılan Rozanın dudaklarından istemsizce bir kıkırtı oluştu. "Allahım ne olur düşündüğüm şey olsun. Bana bu mutluluğu yaşat Allahım." Kendi etrafinda deliler gibi dönen Roza, odaya aniden giren kız kardeşi Ruken'in ellerinden tutup kendisiyle beraber döndürmeye başladı. "Rukenim hayat bu gün yüzüme gülecek galiba." Ablasının delice olan hareketlerine kıkırdayan Ruken, başı dönünce kendini sıkıca tutan ellerden kurtardı. Bedenini öne eğdirerek dönen başını durdurmaya çalıştı. "Abla başımı döndürecek kadar ne oldu?" Roza tekrar pencere kenarına geçip avluda babasıyla konuşanları görünce tekar gülümsedi. "Sevda.." Ömer ağa karşısındaki Ali ağayla karşılıklı biraz sohbet ettikten sonra asıl meseleye girdi. "Biz kararımızı verdik Ömer ağa, kızın Roza'yı Allahın emri Peygamberin kavliyle oğlum Ruhat'a istiyoruz. " Ali ağa ve Emirhan nihayet bekledikleri sözlerle (baba-oğul) birbirlerine bakıp tebbessüm ederken Ömer ağa'ya döndü yaşlı adam. "Allah utandırmasın o vakit Ali ağa. Kızım bundan sonra sizin kızınız." Ömer ağa ve Rojhat,Bekirhan Konağından çıkıp kendi evlerinin yolunu tutarken Ömer ağanın keyfi epeyce yerindeydi. Direksiyonu hırsından sıkıca kavrayan Rojhat babasının yüzündeki gülüşüyle kafasını olumsuzca salladı. "Hiç iyi yapmadın bav(baba) ! Ağabeyimin hayatını karartın." Yaşlı adam oğlunun dediklerini hiçe sayıp yolu izlerken keyfi hala yerindeydi. Welat Aşireti ağasının gidişiyle Emirhan, yüzündeki gülumseme ile derin bir nefes aldı. Ali ağa ise avludan odanın penceresinden kendisine bakan kızına seslendi. "Roza! Aşağıya in!" Babasının sert sesiyle titreyen Roza, babasını bekletmemek için hızla odasından çıkıp avluya geçerken, Zozan daye de kızının yanında her ihtimale karşı bekliyordu. "Şimdi dediklerimi iyi dinle Roza."diyen babasıyla başını sallayan Roza okyanus mavisi bakışlarını babasına çevirip söyleyeceklerini heyecanla bekledi. "Seni Welat Aşiretinin oğlu olan Ruhat ağaya kuma verdim!" Bu haber avlunun ortasına bir bomba gibi düşmüştü. Duyduklarının şokuyla hayalleri ve umutları bir anda yıkılan Roza'nın çok geçmeden bitap düşen bedeni de avlu ortasına yıkıldı. Roza'nın aniden düşen bedeninden çıkan sesle avludaki herkes şaşkınlıktan yerlerinden kıpırdayamamışlardı. Mutfağın kapısında beliren Ruken,ablasının yerde yatan hareketsiz bedenini farkettiği an dizlerinin üstüne düşüp attığı çığlığı, taş duvar arasında yankılandı. "Ablammm!" Rukenin çığlığı,Bekirhan ailesinin korkmalarına, irkilmelerine sebep olurken, Emirhan kız kardeşini hızla kucağına alıp içeri götürdü. Zozan daye kuma haberinin kızına büyük yıkım getireceğini bildiğinden avlunun beton zeminine oturup dizlerine vurarak ağıtını yaktı. Bekirhan Konağına kuma haberi bomba gibi düşmüş ,3 insanı yıkıma uğratmıştı . "Kezebamın şewiti ez bımırım keçamina baxtreş.(ciğerim yandı ben öleyim.Karabahtlı kızım) Zozan dayenin ağıdıyla Ezma gelin kaynanasının yanına gidip elini omzuna koyarak,ağlamaktan içine kaçan sesini zor çıkartıp konuştu. "Jimom yapma böyle.Keçate malde digiri(kaynana kızın içerde ağlıyor)." Elini yüreğine götüren Zozan daye ağıtlarını tekrar yakıp yanan yüreğine vurdu. "Ez bimrim jere.(ben öleyim ona) Kaynanasının son söylediğiyle dizlerinin üzerine çöken Ezma, kaynanasına hızla sarıldı. "Jimom dileme şewite we neke(kaynana yüreğimiz yanıyor yapma) Ruken ablasının odasına zor çıkmış yatağında iki büklüm olan Roza'nın haliyle yüreği sıkışmıştı. Kapının pervazında bir süre sessizce duran Ruken, daha fazla dayanamayarak burnunu çekip ablasının yanına doğru adımlayıp yatağın içine girerek arkadan beline sarıldı. "Ablam ez kurbana te bibim(ben sana kurban olurum)"deyip dudaklarından kaçan hıçkırığıyla başını Roza'nın sırtına yaslayıp ağlamalarına devam etti. Roza tepkisizce durmuş olayın şokuyla gözleri açık her zaman oturduğu pencereye, gözlerinden akan yaşlarla bakıyordu. Roza'nın aydınlığı yok oluyordu. Roza'nın yaşamına bundan sonra hep karanlık hüküm sürmeye geliyordu. Ah! Bu nasıl bir acıydı? Daha 22 yaşında olan Roza kuma gidiyordu. Üstelik yıllarca sevdasıyla yüreğini yakan adamın ağabeyine. Roza yaşarken ölüyordu. Alınan bir karar, bir genç kızın daha hayatını karartıyordu. Rıha toprakları her defasında can almaktan bıkmıyor ve bu defa da Roza'nın acısına şahit oluyordu. Saniyeler dakikaları,dakikalar saatleri kovalarken Roza uzandığı yatağında hâlâ tepkisizce penceresini izliyordu. Gözleri kendiliğinden usulca gözyaşlarını akıtırken,Ruken de hâlâ ablasının arkasında sarılı şekilde gözlerini sımsıkı kapatıp içli içli ağlıyordu. Zozan daye zar zor ayaklanarak gözündeki yaşı beyaz tülbentin kenarıyla kuruturken gelini Ezma ağlayan oğluna mutfakta süt vermek için harekete geçti. Zozan daye avlunun ortasında heykel gibi durarak başını kızının odasındaki pencereye kaldırdı. İçi yanan Zozan daye çaresiz bakışlarını yere indirip fistanının eteklerinden sıkıca tuttu. Beyi Ali ağa gelip "Git o kızına söyle ,ne yaparsa yapsın faydası yoktur. Welat aşiretine kuma gidecek!" Dedikten sonda konaktan oğluyla çıkmıştı. Yaşlı kadın şimdi kınalı kuzusuna ne diyecekti? Rozası nasıl kabul edecekti? Kim kumalığı kabul ederdi ki? Kim bile bile yangına yürürdü kendini yakmaya? Bu topraklar da verilen kararlarla hem can verilir hemde can alınırdı.. Bu sefer kendi evladının canı alınıyordu Zozan ananın ..... Yavaş adımlarla, taş merdivenleri aşıp Rozasının odasının kapısına kadar gelip derin bi'r nefes aldı yanan ciğerlerine. Kapının önünde bir kaç dakika bekleyen yaşlı kadın, kapı kulpunu aşağıya indirerek kapıyı hafifçe aralayıp usulca içeriye girdi. Gördüğü manzarayla derin bir iç çekti. Yatakta uzanan iki kardeş birbirine sıkıca sarılı bir şekilde uzanıyorlardı . Usulca yanlarına adımlayan Zozan kadın, Rukenin saçlarında elini yavaş yavaş gezdirmeye başlarken , Ruken annesine yaşlı gözlerle baktı. Zozan daye başıyla bizi yalnız bırak işareti yapmasıyla istemeyerekte olsa yerinden doğrulan Ruken, ablasının omzuna bir buse bırakıp odadan çıktı. Zozan kadın kızı Rukenin yerine oturup, Roza'nın başını dizlerine yaslayarak saçlarıyla oynadı. "Keçâmına bextreş...(karabahtlı kızım)" Annesinin elleri saçlarını okşarken, Roza haberi duyduğundan beri ilk defa ağzından sesli bir hıçkırık koptu. Zozan daye elini Roza'nın kınalı saçlarından gezdirip ağlamasının dahada şiddetlenmesini sağlayan türküsünü mırıldandı. Porê dayîkamin sor e, Porê hevala min sor e Paşika guliya bi mor e, şûştina xelkê çi zor e Way Delîlahê naye wax Delîlahê naye Kevir e gemarêye hevalno rewî deng jê naye Porê dayîkamin sor e, Porê hevala min sor e Paşika guliya bi mor e, şûştina xelkê çi zor e Way delîla min birin wax hevala min birin Sedsala berjêr kirin dayiko rêheval birin Porê dayîkamin sor e, Porê hevala min sor e Paşika guliya bi mor e, şûştina xelkê çi zor e Porê te hine nakim, Porê xwe hine nakim Paşika guliya venakim şuştuna dayîkê ji bîr nakim Porê dayîkamin sor e, Porê hevala min sor e Paşika guliya bi mor e, şûştina xelkê çi zor e. Türkçesi. Anamın saçları kızıldır, yoldaşımın saçları kızıldır Zülüflerinin sonu boncukludur, başkasının yıkaması ne kadar da zordur. Vay Delila'm gelmez, vah Delila'm gelmez Taşlıktır, koruluktur yolcumdan bir ses gelmez. Anamın saçları kızıldır, yoldaşımın saçları kızıldır Zülüflerinin sonu boncukludur, başkasının yıkaması ne kadar da zordur. Vay Delila'mı götürdüler, vah yoldaşımı götürdüler. Anacığım yoldaşımı götürdüler. Anamın saçları kızıldır, yoldaşımın saçları kızıldır Zülüflerinin sonu boncukludur, başkasının yıkaması ne kadar da zordur. Saçlarımı kınalamam, saçlarını kınalamam Zülüflerimin sonunu açmam, anamın saçlarımı yıkayışını unutmam. Türküyü bitiren Zozan daye içli bir nefes çekti ciğerlerine. Zira yüreği sıkıştığı halde, eli kolu bağlı evladına bir yardımı dokunamayacağının farkındaydı. Roza ana kucağından başını hızla kaldırıp yaşlı kadının boynuna sarılıp,sarsıla sarsıla ağlaştı dayesiyle. Zozan kadın kınalı kızının saçlarını usulca okşayıp fısıldadı. "İnsan kaderinden kaçamaz keçamin." 2 Saat Sonra Genç kız Roza, havanın kararmasıyla yaslandığı ağacın gövdesinden ayaga kalktı. Atının yularını çözdükten sonra gözlerindeki yaşları elleriyle sildi. Boynunda ki puşisini yüzünde sadece gözleri gözükecek kadar bağlayıp atının üstüne ani bir zıplayışla bacaklarını atının iki yanına geçirip bindi. At, sahibinin doğrultusunda yoluna dört nala koştururken ara ara başını sallayıp kişniyordu. Roza masmavi gözlerini kısmış, atın her bir nalında hoplarken saçları rüzgarın etkisiyle havada dans ediyordu. Roza dört nala kaderine boyun eğmeye gidiyordu.. Atını hızla koştururken Roza düşmemek için dizginini sıkı sıkı tutuyordu. Boş araziden hızla koşturan at, karşısına çıkan cinsiyle birden şaha kalktı. Roza düşmemek için sıkıca tutunurken ağzından bir çığlık koptu. Atın ani bir atakla nallarını yere bastırıp kişnemesiyle Roza kapalı gözlerini yavaşca açtığında, karşısında hiç beklemediği simayla yutkunurken, gözleri doldu. Kaderi ona zaten büyük oyununu oynamıştı ..... Şimdi ise duyduklarından sonra karşısına çıkardığı kişi ile sanki asla kaderinden kaçamayacağını söylüyordu... Hep çok yakın olacaksın ama, aslında çok uzak kalacaksın Roza ... Kaderin bu olacak ... Sana kalan sadece kabullenmek .... Ee nasıl buldunuz?? Devamı gelsin mi????
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD