İyi okumalar...
Bir kadın daha ne kadar bahtsız olabirdi bu topraklarda? İşte bu soruya Rıha(Urfa) topraklarında cevap olan tek bir kadın vardı. Roza..
Hem kuma olup, hemde yıllarca sevdiği adamın yengesi olacaktı. Bu acıya dayanacak gücü bulabilecek miydi¿ Kendi de bilmiyordu. Kadın dediğin zaten acıyla dünyaya getirip, acıyla büyürdü buralarda.
Kadının bahtına düşen bahtsız olmasıydı.
Roza'da aslında doğduğundan beri bahtsız olanlardandı.
Genç kadın şu an karşısında tüm heybetiyle kara atının üstünde ihtişamlı bedeniyle oturan yürek yangınıyla göz göze geldi. Yüzüne peçe gibi bağladığı puşisinin altındaki dudakları kıpırdandı usulca....
'Güneşim geldi'
Sessizce ağzına örttüğü puşisinin altında gizlediği dudaklarından kaçan iki kelimeyle birlikte gözleri hemen dolmaya başladı. Genç kız kendini sıkarak, ağlamamak için kendini zor tutuyordu ki bi anda dudağını ısırdı.
Ama güneşi onu çoktan karanlığa bırakmıştı.
Genç adam keskin bakışlarını karşısında atının üzerinde sadece gözleri belli olan asi kadına çevirdi ardından gözlerini kısmaya başladı.
Kimdi bu asiler gibi atı süren kız?
Roza, sevdiği adamın gün içerisinde iki defa karşısına çıkmasının ardından gözleri doldu. Bu adam ona haramdı artık. Sevdası helal olsada bedeni haramdı.
Gözlerini genç adamdan istemeyerekte olsa çekip atını yavaşca ileri gitmesi için sürdü. Genç adam çatık kaşları arasında genç kadına bakarken, bindiği atın yanından geçip gitmesi ile kızın arkasından düşünceli bakışlarıyla bakmaya başladı.
Atın üzerindeki kadın hızını arttırırken ardını toza dumana katıyordu. Atını son hız koştururken dudaklarından hıçkırığı kopup bağırdı defalarca aynı kelimeyi ......
"Te ez şewitondım Rıha!Te ez kuştım Rıha"
(Yaktın beni Rıha ! Öldürdün beni Rıha)
*******
WELAT KONAĞI
Ömer ağanın Bekirhan Konağından gelişi ile oluşan büyük kaostan sonra Welat ailesinin fertleri köşelerine çekilmiş, konak derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Ömer ağa haberi ailesine duyurduktan sonra Zirav daye sevinçten yerinde duramaz olmuştu. Evdeki kızlara komutlarıni teker teker vermiş, bir hafta sonra olacak ihtişamlı düğün için hazırlıklara çoktan girişmişlerdi.
Zirav yade Roza'nın bu konağa gelin gelmesini çok istiyordu. Aslında torunu Ruhat'ın Ceylan'la evlenmeden öncesinde böyle bir planı vardı. Roza'yı en baştan beri bu konağa gelin getirme planları yapıyordu. Lakin hiç bir şey planladığı gibi gitmemiş, Ruhat iş için gittiği İstanbul'da aşık olduğu Ceylan'la evlenip gelmişti. Zirav yade bu duruma çok içerlenmiş ve kızmıştı ama olan olmuştu bir defa. Lakin kader bu ya, gün geldi hayal ettiği sey gercekleşmek üzereydi ....
Roza kız Welat konağına gelin geliyordu,fakat kuma gelin olarak..
Ruhat ise karısı Ceylan'a olan biteni anlatmış, duyduklarına hiç şaşırmamıştı Ceylan. Bütün bunların o yaşlı kadının başının altından çıktığını biliyordu. Ama Ruhat'ın böyle bir hata yapmayacağını bildiğinden de gönlü rahattı. Çünku genç adam karısına körkütük aşıktı.
Ayşe daye ise verilen kuma kararına ses çıkartmayıp mecburen kabul etmişti. Oğlu aşiret ağasıydı. Ve altı yıldır soyunu devam ettirmesi için bir bebek haberi beklemişlerdi. Lakin gelininin kısır haberiyle böyle bir yola başvurmaya mecbur kalmışlardı.
Kaynanası Zirav Hanımın en baştan beri Roza'yı gelin olarak istediğini bildiğinden ses edememisti. Karşı çıksa bile bir fayda etmeyeceğini biliyordu. Çünkü kaynanası Rıha'nın en zor kadınıydı. Herkesin ona olan saygısı aşikardı.
Büyük salonda oturan Welat ailesi çaylarını yudumlarken Zirav yade farkettigi eksiklerle ve hüküm kokan sesiyle gelini Ayşe kadına seslendi.
"Bûke nerde senin büyük oğlanlar?"
Ayşe daye bir köşede oturmuş, yanındaki kızı Zenan'la elindeki namaz çoraplarını örerken,kaynanasının sert sesiyle bakışlarını elindeki işten çekip kaynanasına baktı.
"Rojhat atı alıp gitti. Ruhat'ta karısıyla odasında."
Gelininin söyledikleriyle zaten çatık olan kaşlarını dahada çatarken çenesindeki deq'e(dövme) dokunup kaşıdı. Torunu Zerin'e bu sefer sert bakışlarını çevirdi.
"Kêçâ kêre(eşşeğin kızı) kalk git Ruhat'ı çağır gelsin."dediğinde Zerin babaannesinin sert sesiyle başını hızla sallayıp odadan çıktı.
"Gündüz vakti odalarında ne yapıyorlar? Bunlarda utanmada yok! Bir de gelin olacak!"
Kendi kendine söylenen yaşlı kadın bir kere daha ne kadar haklı olduğunu anlamıştı. Ceylan gelin yıllardır bu evin gelini olduğu halde örf- adetlere dikkat etmeden yaşıyordu evin içinde ve dışında. ilk günden gözünün tutmaması boşuna değildi.
Odada oturanlar Zirav yadenin dediklerini sessizce dinlerken Ömer ağa elindeki tesbihi çekip anasının ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu. Oğlunun bu kızla nasıl evlendiğini hâlâ anlamıyordu. Ama nihayet kuma geliyordu. Hemde Urfanın en çok konuşulan kızı olan Roza!
Zerin babaannesinin talimatıyla ağabeyi Ruhat'ın odasının önünde durup kapıyı tıklatırken kapıyı aniden açan ağabeyiyle yerinden zıpladı.
"Ağabey yade seni çağırıyor."dediğinde Ruhat kaşlarını çattı.
"Bu kadın ne istiyor hâlâ benden! Ben dediğimi dedim."dedikten sonra kapıyı kapatacağı vakit kız kardeşi tekrar atıldı.
"Valla ağabey çok sinirli. Aşağıya gelmezsen o gelir."
Ruhat babaannesinin nasıl bir kadın olduğunu bildiğinden bu sefer sinirle kapıdan dışarıya çıkıp ardından kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldi. Merdivenleri dövercesine hızla inerken öfkesi daha çok artıyordu. Karşıdaki oturma odasının kapısını tüm öfkesiyle açıp içeri hücum eder gibi girdi.
"Yine ne istiyorsun Zirav xanım!"
Hiddetle odaya girip,babaannesinin karşısında durup bağırmasıyla Ömer ağa oğluna sert bakışlarını çevirdi.
"Saygısızlaşma Ruhat! Karşında bir büyüğün var destursuz odaya ne dalıyorsun öyle!"
Kendisine bağırarak çıkışan babasıyla bu sefer kafasını o tarafa çevirdi.
"Bav bu kadın yüzünden kuma getiriyorsunuz. Siz bana karışmazdınız, o karışıyor. Zirav xanım yüzünden çok sevdiğim karımın üstüne gül koklayın diyorsunuz.Bu nasıl iştir."
Öfkeden gözleri kor olan Ruhat,karşısında duran babasına saygısızca bağırdığının farkında değildi. Oysaki Ruhat, hiç böyle saygısız bir adam değildi.
"O kadın dediğin babaannen. Dediklerine dikkat et. Karında kadın olsaydı da sana çocuk verseydi. Kuma'ya hacet olmazdı o zaman."
Babasının sert sözleriyle kaşları havaya kalkan adam başını olumsuzca sallarken Ceylan odaya girip kayınpederinin söyledikleriyle yere çakıldı.
"Karım hakkında doğru konuş bav. Sana böyle konuşma hakkını vermedim. Ben çocuğu sorun etmiyorum size ne oluyor?"
Ellerini havaya kaldırıp sert çıkışan Zirav xanım, kilolarından dolayı oturduğu yerde doğrulmaya çalıştı. Yanında duran evin küçüğü Rodin'in ellerinden tutup kaldırmasıyla torunu Ruhat'ın karşısına geçerek, yıkılmaz duruşu ile dikildi.
"Bu kadın yüzünden iyice ayarsız oldun sen. Atana, anana bile karşı çıkar oldun. Sen bu evin ağası isen o çocuğu verip soyunu da devam ettirmen gerek bilmiyor musun?"
Babaannesinin dedikleriyle dahada deliren adam bir adım öne adımlarken her bir kelimesini bastırarak haykırdı.
"Ben ağalığı bırakıyorum Zirav xanım. Benim dışımda 3 erkek daha var bu konakta. İstediğinizi ağa yapar, o çocukla da soyunuzu devam ettirirsiniz!"
Dedikleri koca odada yankılanırken herkes hayretle odanın ortasında dikilen ikiliye bakıyordu. Dışarıdan yeni gelen Rojhat, duşunu almak için odasına gireceği vakit bağırışları duymuş ve yönünü büyük oturma odasına çevirdiğinde, ağabeyinin dedikleriyle kapı pervazında donup kalmıştı.
Ağabeyi ağalığı mı bırakıyordu?
"İlk başta ağalığı Rojhat'a verdiğinde diyecektin bunlari Ruhat. O zamanlar ağalığı kabul edip isteyen sendin . Ağa olmayı isterken sorumluluklarını düşünerek kabul edecektin."
Zirav xanımın söyledikleriyle Rojhat babaannesine hayretle baktı. Bu kadın nerden vuracağını iyi biliyordu. Babaannesinin haklılığıyla ağzını açmak için hareketlendi lakin ne diyeceğini bilemeyen Ruhat kızgınca baktı yaşlı kadına.
"Soyunuzu devam ettirmek için 3 erkek daha var bu konakta Zirav xanım. Onlar size çocuğu verir.Soysuzda bırakmazlar korkmayın." Diyerek herkesi şaşkınlığa sürükledi Ceylan.
Kuma olayı çıktığından bu yana ses etmeyen Ceylan ilk defa konuşmasıyla herkes genç kadına döndü. Ruhat ceylan gözlüsüne mahcupca bakarken Zirav xanımın sesi dört duvarda yankılandı.
"Senin kısır olman yüzünden benim torunum niye baba olmaktan mahrum kalacak. Sen kadın olmayı beceremedin. Torunum senin elinden adamlığını kaybedecek. Soyumuzu devam ettirecek olan Ruhat olacak konu burda kapandı."
******
BEKİRHAN KONAĞI
Ali ağa avludaki çardakta oturmuş, gelini Ezma'nın kendisine getirdiği kahveyi içiyordu. Kahvesindeki son yudumu içerken kaşlarını çatıp, bakışlarını sert zeminden çekip haberi verdiğinden bu yana kendisine bakmayan karısı Zozan xanıma çevirdi.
Her zaman oturduğu mutfak kapısının önündeki sedirde , bir eli karnında bir eli çenesinde durup düşünüyordu. Bu kadına zamanında ne çok çektirmişti. Başına geçirdiği beyaz tülbentinin altındaki kırlaşmış saçları, göz altlarındaki çökmüş izleri..yüzünün hemen hemen her yerinde oluşan kırışıkları...bunların hepsi genç kadının yaşarken çektiği acıların yara izleriydi adeta.
Bütün bu sıraladıklarına rağmen hâla güzelliğinden hiçbirşey kaybetmemişti Zozan kadın.
Kendisi de bu topraklardaki diğer tüm kadınlar gibi payına düşen acıları fazlasıyla çekmişti. Bu topraklarda kadınlık zor lakin ana olduktan sonra daha zorlaşırdı hayatları. Çünkü hem kendi acılarını çeker hemde evlatlarının acıları altında elleri kolları bağlı acı çekerlerdi.
Memleketlerinde yaşayan her kadının hemen hemen acısı birdi. Küçük yaşta baba evinden çeker, büyüdüklerinde ise koca evinden. Daha doğmadan yazgılarında vardı acı. Doğduktan sonrada devam ederdi yazgıları ...
Ezma gelin kaynanasının düşünceli yüzüne bakıp yanına geçip oturdu. Omzuna başını yaslarken kendiside düşüncelere daldı.
Genç kadın kaynanasını çok seviyordu. Kendisi bu konağa gelin geldiğinden bu yana kaynana gibi değilde bir anne, hatta anneden bile iyi olmuştu kendisine. Çok saygıdeğer bir kadındı Zozan kadın.
Oğlu Murat'la görücü usülü evliliklerinde tek bir gün bile pişman olmamıştı. Ne kocası tarafından ne de kaynanası ve görümceleri tarafından kötü davranışlara maruz kalmamıştı. Zaten kaynanasıyla gelin kaynanadan çok ana-kız olmuşlardı. Bu topraklarda yaşayan bir çok kızdan şanslıydı Ezma.
"Roza nerede?"
Kayınpederinin sert sesiyle yerinden zıplayan Ezma ile Zozan kadın elini genç kadının sırtına götürüp yatıştırırken kızgın bakışlarını kocasına çevirdi.
"Buralardadır ağam ne istedin söyle getireyim."dediğinde Ali ağa ayağa kalkıp karısına gözlerini kıstı.
"Roza!"
Avlunun ortasında heykel gibi durup karısının gözlerine bakıp tekrar bağırdı Ali ağa. Ruken ise odasında uyurken duyduğu bağırma sesiyle titreyerek kalktı. Uykulu gözlerle odaya göz gezdirirken ablasını göremediği için telaşlandı.
"Roza hangi cehennemdeysen çabuk buraya gel!"
Babasının hiddetli bağırmasının ardından ne yapacağını bilmeyen Ruken, yerinden hızla kalkıp diğer odalara teker teker göz attı. Ama ablasını görmemesiyle yerinden hızla hareket edip avluya çıktı.
Karşısında delice bakışlarıyla kendisine bakan babasına karşı , alt dudağını ısırıp, küçük ellerini basma eteğinin kenarından tutup sıktı.
"Nerde bu körolasıca!"
Babasının kendisine fırlattığı soruya, göz ucuyla yengesi ve annesine bakarak başını salladı.
"Ruken!"
"Ablam yok bav..."
Ağzından fısıltıyla çıkan üç kelimeyle beraber yaşlı adam delirdi.
"Nasıl yok lan! Bu kız nerde Zozan!"
Bu sefer öfkeli bakışlarını karısına yönelten adam elinden bir kaza çıkmaması için kendisini zor tutuyordu.
Genç kız Roza, atını arka taraftaki ahıra götürüp bağlarken babasının sert sesinin duyunca panikle ahırdan hızla çıkacakken yere aniden düştü. Ağzından tiz bir çığlık koptu. Zira yerde olan samanları toplamak için bulunan tırmığın keskin ucu sağ bacağını çizmişti. Çığlığının ardından acıyla inlemeye başladı genç kız.
"Nerede bu lanet kız!"
Babasının sesini tekrar duyması ile yerden hızla kalkıp elbisenin altından çizilen bacağından akan kana dişlerini sıkarak bakıp, acısını bastırmaya çalışmıştı. Daha fazla babasını kızdırmamak için ahırdan hızla çıkarak avluya doğru acısına aldırmadan hareket etti.
Yaşlı adamın avlunun ortasındaki bağırtıları evin kadınlarını korkuturken ahşap kapı açıldı ve içeriye Emirhan ve Sehitxan girdi. Babalarının sinirli halini görür görmez hızla yanına koşturdular.
Xerbi bav(Hayırdır baba)?"diyen Emirhan'a yaşlı adam ağzını açıp konuşacağı sırada mutfağın yanındaki aralıktan beliren kıza doğru hiddetli bir şekilde yürüdü.
"Nerdeydin lan sen!"diye bağırdığında, Roza dolu gözlerini babasına kaldırırken Zozan kadın kızının üstünde kalan samanı farkedince başını salladı.
"Burdayım bav."dedi Roza. Ali ağa kızın üstünde gezdirdiği bakışlarından sonra elini hızla havaya kaldırıp Roza'nın suratına sert bir şekilde tokatını indirdi.
Bu ani tokatla yere kapaklanan Roza, az önce yaralanan bacağının üstüne düşünce , acısıyla bir çığlık daha koptu titreyen dudaklarının arasından. Hissettiği acıyla daha fazla inlememek ve olanları belli etmemek için dişlerini dudaklarına geçirip acısını bastırmaya çalıştı.
"Sen bizi rezil mi edeceksin!"dedikten sonra genç kızın saçlarından yakalayan Ali ağa yüzüne eğdiği başıyla sertçe konuşmaya başladı.
"Sen artık sözlüsün! Gizliden evden kaçıp gitmek nedir lan!"
Saçlarına yapışan babasının hiddetli sesiyle hıçkırarak ağlayan Roza bir kere daha lanet etti kaderine. Kızının acılar içinde kıvrandığını gören Zozan xanım hemen Rozanın yanına gelip dizlerinin üstüne çökerek kocasına hayatında ilk defa bağırdı.
"Bırak öldüreceksin kızımı!"
Seyitxan babasının kolundan tutup durdurmaya çalışırken Ruken yere çöküp elleri ağzında hıçkırarak ağlıyordu. Ezma odada uyuyan oğlunun ağlayan sesini duyuyor ama yerinden kıpırdayamıyordu. Bir Rozay'a ,bir Ruken'e bakıp yaşlı gözlerle ve çaresizliğiyle öylece bekliyordu.Emirhan yengesini kolundan tutup
"Yenge Efe ağlıyor git sustur!"
Kayınbiraderinin sesiyle kendine gelen Ezma hızla içeri girip oğlunun yanına doğru harekete geçti.
"Senin bu kızın ölmeyi hak ediyor!"
Ali ağa sert sesiyle tekrar tıslar gibi konuşurken, Zozan xanım Roza'sını kolları arasına alıp saçlarını okşadı.
Ali ağa çardağa geçip, biraz oturup sakinleşmeye çalışırken Emirhan'da hiç bir şey olmamış gibi babasının yanına oturdu. Seyitxan ise iki bacısına bakıp kafasını üzgünce sallarken ne yapacağını bilmeden öylece dikiliyordu.
Roza ana kucağında gözyaşlarını akıtırken göz ucuyla babasına baktı. Bu adam hiç mi sevmemişti kendisini? Bu kadar mı nefret ediyordu öz kızından? Bir kere bile baba şefkati görmemişti Roza! Bundan sonrada göreceği yoktu anlaşılan.
Aradan saatler geçtikten sonra Bekirhan ailesi evin büyük odasında oturup yemeklerini yerlerken tek eksik Rozaydı. Genç kızın sofraya gelmemesine sinirlenen Ali ağa, tabağına yemek koyan karısı Zozana söylendi.
"Kızını şımartan sensin! Yeni yeni adetler çıkarıyorsunuz. Ben demiyor muyum yemek vakti herkes sofrada olacak diye!"
Zozan xanım kocasının sözlerine kulaklarını tıkayıp yemekleri tabaklara koyarken, bu umursamaz hali Ali ağanın daha çok canını sıktı.
"Ruken! Git çağır gelsin sofraya!"
Babasının itiraz istemeyen sesiyle yerinden zıplayan Ruken ablasını çağırmak için ayaklandı.
"Bari rahat bırak biraz uyusun bey. Zaten iştah bırakmadın kızda."diye söylenen annesiyle yerinde dururken Ali ağa kızgınca karısına bakarak konuştu.
"Ona bu evde rahat yok! Git çağır hemen insin."Daha fazla konunun uzamaması için hızla ablasının odasına koşturdu Ruken.
Yatağında uyuyan ablasını gören Ruken kıyamayıp tekrar aşağıya indi, Ali ağa dahada kızıp yerinden hiddetli bir şekilde kalkıp genç kızın odasına çıktı. Yatakta iç çekip uyuyan kızın saçlarından çektiği gibi yataktan indirip kızın yüzüne bağırmasıyla tüm konak halkı peşinden odaya daldı.
Uykusundan aniden saçları çekilerek uyandırılan Roza ne olduğunu anlamadan babasını karşısında gördü ve sinirle kaşlarını çattı.
"Lan sen kendini şimdiden hanımağa mı belledin! Sen kimsin kahpe!"deyip genç kızın yüzüne tokatı basarken Ruke'nin ağzından bir çığlık koptu. Seyitxan ve Emirhan babasının delirmiş halini görünce koluna girip ayırmaya çalıştılar.
"Karışmayın bu kız elimde kalacak!"
Tekrar bir tokatı daha basacakken kendini seri bir şekilde geri çeken Roza gözünden akan yaşlarla babasına bakıp ilk defa tepkisini sertçe dile döktü.
"Yeterr! Yeter artık! Canımı mı almak istiyorsun? Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Al o zaman canımı sende rahatla bende!" Dedikten sonra Emirhanın belindeki silahı ani bir atakla çekip alırken babasının eline tutturup alnına dayadı.
"Öldür Rozayı! Zaten kuma haberini verdiğinden beri Roza ölü!"
Ee nasıl buldunuz????
Devamı gelsin mi?