Bölüm 14

1477 Words
Camdan içeriye vuran sokak lambalarının ışığı, küçük televizyonda dönüp duran reklamlardan odaya yansıyan hareketli ışığın arasına karışmıştı. Televizyonun sesi oldukça kısıktı. Çünkü o anda koltukta uyuyakalmış adamın kulakları duymak istediği başka sesleri de takip etmek istiyordu. Bir eli göğsünün üzerinde, diğeri başının altında, bir ayağı da koltuğun sırtlığına doğru uzanmış, dudaklarından hafif bir horlama yükselirken gözkapaklarının ardında bilinçsizce dönen karelerden dolayı kaşlarını çatıyordu. Tam sıradaki rüyasına geçmişti ki, geceyi yaran bir çığlık sesiyle bilinçsizce irkildi. Ardından kıpırdanıp ayağını diğer ayağının yanına indirerek yan döndü. Çığlık daha da yükselerek devam ederken aniden gözlerini açtı. Zihni, tanıdık sese öyle tepkiliydi ki arka arkaya atılan çığlıklar devam edince, hızla doğrulurken neredeyse koltuktan düşünüyordu. Sendeleyen adımları onu önce evin girişine, ardından da bir kat yukarıya çıkan merdivenlere yönlendirmişti. Kıymet’in aralıklarla attığı çığlıklar, genç adamın resmen göğsünü deliyordu. Bu, çığlık atma işi de nereden çıkmıştı? Geldiğinden beri onun çığlıklarıyla uyanıyordu. Yumruğunu sıkıp kapıya olanca gücüyle vurdu. Kapıyı yumrukluyordu, çünkü binadaki ziller çalışmıyordu. Kıymet’in çığlıkları azalsa da yok olmadı. Araya bir inleme de karışınca Bulut, geriye çekildi. Kızlar neden gitmişlerdi ki? Ya da Kıymet neden onlarla gitmemişti? Yumruklamayı bırakıp yan döndü. Keşke telefonunu yanına alsaydı, fakat duyup duymayacağını bile bilmiyordu. Ki telefon numarasını bildiğini de bilmesini istemiyordu. Tahmin etmesi bir şeydi, bilmesi başka bir şey! Bir kolunu göğsüne doğru çekti. Bir eliyle de göğsüne doğru çektiği bileğini kavradı. Yan dönüp kaslarını sıkarak olanca gücüyle ileriye atıldı. Kapıyla bütünleşti, henüz taze olan yarası sancıdı fakat kapıya hiçbir şey olmadı. Hâlbuki oldukça da kırılası görünüyordu. Tekrar geriye gidip bir omuz daha attı. Bu defa kapı kilidi hafifçe yerinden oynadı ve kapı biraz aralık kaldı. “Hadi be, güzelim, duy şu kapıyı!” diye mırıldanırken kendisini iyice geriye çekip kapıya sert bir tekme attı. Kapı kasasıyla birlikte yerinden söküldü fakat tamamen çıkmadı. Son bir tekme daha atmasının ardından menteşelerinden kurtulan kapı yamuk bir şekilde aralık kaldı. Genç adam, göğsünde zonklayan acıya aldırmadan genç kadının inlemelerine doğru süratle ilerledi. Girişin hemen solunda kalan odada, gece lambasından yayılan hafif ışık Kıymet’in titreyen ve inleyen bedenini aydınlatıyordu. Sanki o an kâbusunun içinden çıkmak istiyormuş da bunda başarılı olamıyormuş gibi bedenini sağa sola oynatıyordu. Bulut, kendisine saldıracağını bilse de onu uyandırmak zorundaydı. Yatağın kenarına ilişti ve genç kadının omuzlarını hafifçe kavradı. “Kıymet?” dedi yüksek sesle. “Kıymet uyan! Kâbus görüyorsun.” Onu hafifçe sarstı. “Kıymet?” Kıymet’in geriye doğru gitmiş başı aniden kalkarken gözleri de hızla açıldı. Fakat Bulut, onun henüz tam olarak uyanmadığının farkındaydı. Genç kadın bir an atılıp kollarını boynuna doladığında neredeyse kalp krizi geçirecek gibi oldu. Öyle sıkı sarılıyordu ki, sanki denizde boğuluyordu da Bulut, onu yüzeye çıkaracakmış gibi ona asılmıştı. Onun farkında olmadan kendisine sarıldığını biliyordu. Yine de bu, gözlerini kapayıp ona karşılık vermesine ve derin derin soluklanmasına engel olmadı. Bünyesine yavaş yavaş tatlı bir his yayılmaya başlarken, özleminin getirdiği o dağlayan acı bir süre rafa kalkmış gibiydi. Burnunu gıdıklayan saçlarının ipeksi davetine karşı koyması çok zordu. Başparmağı onu yatıştırmak için farkında olmaksızın aşağı yukarı kayıyordu. O, kendisine ne kadar sıkı sarıldıysa Bulut da ona öyle sarılıyordu. İçine sokabilecek, onu oraya hapsedebilecek ve bir daha asla ayrı düşmeyeceklermiş gibi. “Yine o!” diye fısıldadı. “Yine!” Bulut, yutkunuşunun ardından geriye çekilmeye çalıştı. Fakat Kıymet’in kolları mengene gibiydi. Onun için sorun değildi. Kıymet, ne zaman kendisine gelirse onu o zaman bırakabilirdi. Hatta sabaha kadar kendisine gelmese de olurdu. Öylece diken üstünde bekleyebilir, onu tadar ve solurdu. Sonunda genç kadın, yanmış gibi kendini geriye çekti. Teni, yüzündeki nemle birlikte hafifçe parlıyordu. Ağzının kenarına yapışmış saçını öfkeyle geriye çekerken, “Ne işin var burada?” diye sordu. Sesi istediği kadar sert çıkmıyordu. Aslında oldukça bitkin geliyordu. “Çığlık atıyordun.” Adam, kendisini hafifçe geriye çekerken omuz silkti. Bedenlerinin arasındaki mesafe artarken Bulut’un karnı kasılıyordu. Tutup, onu bir daha kendine çekmemek için çok güç bir mücadeleye girmişti. “Sana ne?” Kıymet, hışımla üzerindeki pikeyi kenara çekti. Üzerinde sadece sutyen vardı ve Bulut, utanmaması için gözlerini başka tarafa çeviremeden Kıymet’ bez bir dolaba gidip eline ilk gelen tişörtü aldı ve başına geçirdi. Yine de o kısacık saniyede Bulut’u kor gibi yakmayı başarmıştı. Sanki daha yeni uyanmış gibi Kıymet’in gözleri irice açıldı. “İçeriye nasıl girdin?” Bulut, suçlu bir ifade sergilese de hiç suçlu hissetmiyordu. “Kapıyı kırdım.” “Ne?” Kıymet, ciyakladığında irkildi. “Seni uyandıramadım.” Genç kadın, hışımla odadan çıktı. Bulut da hızla onun peşinden gitti. Kıymet, girişin ışığını yakıp, kırılmış olan kapıya şaşkınca bakarken genç adam omzunu kapıya dayayıp onu izlemeye koyuldu. Sebep her ne olursa olsun onun çevresinde olmaktan o kadar keyiflenmişti ki, ağzı yüzü kaymasın diye mimiklerine güçlükle engel oluyordu. “Sen manyak mısın?” Kıymet, onun üzerine doğru yürüdü. Bir elini yumruk yapmış, genç adamın iki adım ötesinde durdu. Neredeyse yumruğunu Bulut’un yüzüyle bütünleştirecekti. . Neredeyse! Bunu gözlerindeki çılgın bakıştan biliyordu. “Çık git.” Bulut’un kolunu sıkıca kavradı. “Çık.” “Gidemem!” “Ne demek gidemem?” Kıymet’in öfkeden gözü dönmüş gibiydi. “Bal gibi de gidersin.” “Kapını kırdım. Seni bu halde yalnız bırakamam.” Ki bu doğruydu. Geldiğinden beri ortada dolanan hırsızların bahsi geçerken kapısı kırık bir şekilde onu bırakamazdı. Bu da çok sağlam bir bahaneydi. En sağlamından! “Polisi çağıracağım,” Genç adam hafifçe gülümserken kaşlarını alayla kaldırdı. “Hizmetinizdeyim,” Kıymet, gözlerini kapayıp başını arkaya attı. Bir elinin parmakları burun kemeri buldu ve bir süre öylece sakinleşmek için durdu. Fakat gözlerini açıp Bulut’a diktiğinde biraz öncekinden daha da öfkeli görünüyordu. Bulut, her ne söyleyecekse ondan önce davrandı. “Yine o, derken kimi kastettin?” İstemsizce kaşlarını çatmış, onu her ne korkutuyorsa ona derin bir öfke besleyerek cevabını bekliyordu. Elbette, Kıymet cevap vermedi. Ellerini öne doğru uzatıp bir adım önündeki adamı göğsünden, tam yarasının üzerinden sertçe ittirdi. Ani darbe genç adamın inleyerek öne doğru eğilmesine, bir süre de kesik kesik nefes alışlarıyla öylece sabit durmasına neden oldu. Elleri dizlerinin üzerinde, göğsündeki yanmanın ve sancının geçmesini bekliyordu. “Hey!” Kıymet, ona doğru eğildi. “Ne? Ne oldu?” Bulut’un canı öyle yanıyordu ki, ona cevap verebilecek durumda bile değildi. “Bana bak, numara yapıyorsan yemin ederim seni şikâyet ederim.” Genç adam, soluğunu dışarı verirken aynı anda doğruldu. “Değil! Numara değil. Ama iyiyim,” diye mırıldandı. Ki hiç iyi değildi. Genç kadının panikle irice açılmış gözlerinin odağını takip ettiğinde beyaz tişörtünün üzerine bulaşmış kana baktı. “Kahretsin!” Üzerindeki tişörtü çıkardı ve endişeli görünen Kıymet’in bakışları üzerindeyken banyoya doğru ilerledi. Yarasının bir ucundan sızan kanı, ıslattığı tişörtüyle hafifçe baskı yaparak temizlemeye çalıştı. Canı öyle yanıyordu ki, dişlerinin arasından nefes alıyordu. Kıymet de açık banyo kapısının önünde, kollarını göğsünde bağlamış suçlu bir ifadeyle dikiliyordu. “Bir… Bir doktora görünsen iyi edersin.” Yine de onda geri atma durumu yoktu. Suçlu hissetse de hak ettiğini bildiği öfke, kadının sesine de yüzüne de yayılmıştı. “İlaçlarım var,” Bir ağrı kesici bir de merhem işini çözerdi. Ancak başı dönüyordu. Ona kendini zorlamamasını, sadece ve sadece yatıp dinlenmesini, arada yürüyüş yapmasını ve perhize uygun beslenmesini söylemişlerdi. Tüm bunlara tastamam uyacaktı. Ancak Kıymet’in tatile çıkacağını öğrenmişti. Bundan daha iyi bir zamanlama olabilir miydi? Sırtına bir sırt çantası atıp yola koyulmuş, başka da bir şey düşünmemişti. Annesi ona surat assa da dur diyememişti. Çünkü kendisini Kıymet konusunda suçlu hissediyordu. “İyi o zaman. Git kendi dairene, ilaçlarını al. Ölüyorsan da orada öl.” Kıymet’in bir eli ona çıkış kapısını işaret ediyordu. “I-ıh.” Bulut, başını eğip yarasına bir bakış daha attı. Hala kanadığını görünce tişörtü üzerine bastırdı. “Kapını kırdım. Yarın buraya bir kapı taktırana kadar ya sen aşağı daireye gel ya da ben burada dururum.” Sesinde geri adım atmayacağını belirten bir tını vardı. Hayatta gitmezdi! “Beni korumana ihtiyacım yok.” Genç kadın, içinde neşe barındırmayan bir gülümsemeyle, “Beni senden korumalarına ihtiyacım var,” diye lafı yapıştırdı. “Deş kalbimi!” Elini havada şöyle bir salladı. “Durma, lütfen.” “Tabi, bıçak mı istersin tornavida mı, kör testere mi?” Yine gülümsedi. Ve yine neşeli değildi. “Bana hepsi cazip geliyor.” Biraz önce kâbusunun içinde inleyerek çığlıklar atan, ter içinde kalmış kadın o değilmiş gibi sırtını dikleştirdi ve yüzüne katıksız bir kin ifadesi yerleşti. “Benim senin gibi meziyetlerim yok, tabi. Alet edevata ihtiyacım var.” Bulut, hakkı olmadığı halde burnundan soludu. Kıymet, dibine kadar haklıydı. Ne söylese razıydı. Çenesi beş ton çeken bu güzelliğin her kelimesinde haklı isyan vardı. Ama Bulut da haklıydı. “Yok,” dedi o da dişlerini sıkarak. “Senin de ihtiyacın yok.” Yarasını da acısını da aniden unutuverdi. Birkaç adımla banyonun girişinde duran kadının yanına gitti. Alevli oklar fırlatan gözlerine birkaç santim kalana kadar eğildi. Yatakta olduğu gibi burnuna dolan kokusuyla yine gözlerini kapama isteğiyle dolsa da bunu anında bastırdı. “Bunu istemene bile gerek yok. Arkanı döndüğün anda zaten işim bitiyor.” Kıymet, derin bir iç çekti. Bir elini saçlarının arasında geçirdi. İşaret parmağı adamın göğsünü tekrar delecekti ki, son anda kendisini durdurdu. “Arkanı dönen sendin!” “Mecbur kaldım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD