Tam öfkeli ve kinayeli bir mesaj atacakken vazgeçti. Önce onun anlattıklarını dinleyecekti. Zaten elleri heyecandan titrerken doğru düzgün bir şeyler yazabileceğini de sanmıyordu. “Ne diyor?” Kıymet, başını on kere okuduğu mesajdan kaldırıp Meltem’e baktı. “Sanırım buraya geliyor,” “Çok merak ediyorum; nasıl bir bahane uyduracak!” Elif, tamamen savaşmaya hazır bir halde çenesini kaldırmış, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. “Yangına körükle gitmesene, kızım. Kızı derde salıp durma.” “Elif değil. O karanlık Bulut saldı onu derde.” “Al işte. Aklın yolu bir. Kafasını kıracağım onun.” “Nah kırarsın. Adamdaki kütleden haberin var mı? Sıksa suyun şıp şıp damlar…” Kıymet, onların sözlerinin gerisini istese de duyamadı. Avuçları terlemeye başlamıştı. Ne zaman geleceğini söylememişti, ama

