Bölüm 16

1317 Words
Kıymet, bir öfke topu gibi bedenini de gözlerini de adama çevirdi. “Lütfen, siktirip git!” Öyle hızlı nefesler alıyordu ki, göğsü körük gibi inip kalkıyordu. İşaret parmağı da adama doğru bir ok gibi fırlamıştı. Karşısında duran adamın bakışları genç kadının yüzünden aşağıya doğru usulca kaydı. Önce burnuna, oradan dudaklarına -ki dudaklarında kısa bir süre oyalandı- ve sonra da göğsüne çabucak bir bakış atıp, tekrar gözlerine döndü. Bar karanlık olmasa da ışık parlak ya da yoğun değildi. Yine de karşısındaki adamın bakışındaki kararmayı fark edebilmişti. “Barın kapısından girerken seni gördüğümde ben de kendime bunu dedim.” Yüzüne pes etmiş gibi bir ifade yerleşti. “Ama Allah aşkına, böyle de güzel olunmaz ki! Karşı koymayı zorlaştırıyorsun.” Genç kadının gözleri odağını bir an kaybetti. Kirpikleri kırpıştı. Adamın sözleriyle yükselişe geçen kalbini de tutup bir tokat atmak istedi. Adam, onu istediği süre boyunca yok saymış, şimdi de konuşmak istediğine karar vermişti. Kıymet de iki kelimesine resmen kanmak üzereydi. “Biri için süslendim!” Kıymet, çenesini havaya kaldırdı. “O gelmeden git!” Adam, yine güldü. Sanki o kısacık saniyeler içinde Kıymet’e daha çok yaklaşmıştı. Ve “Yalancı!” dedi yine. Genç kadını afallatarak bir elini kaldırıp elini tuttu ve Kıymet, elini geriye çekemeden parmaklarını parmakları arasına geçirdi. Daha dokunduğu anda tenlerinin üzerinden ikisinin de fark ettiği bir akım geçti. “Ne yapıyorsun? Bıraksana elimi!” Genç kadın, elini geriye çekmeye çalışırken yanaklarının da ısındığını hissediyordu. Kalbi kaburgalarını kırmaya çalışırken, midesinin alt kısımlarına bir sıcaklık akıyordu. Adamın bedeninin kısacık hareketlenmesinde bedeninden yayılan kokusu burun deliklerini doldurmuştu. Arkadaşlarından bazıları dönmüş, doğrudan onlara bakıyor ve aralarında geçen bu durumu anlamaya çalışıyorlardı. İki genç de bundan bihaberdi. “Yıkamadım.” Bulut, içine derince bir nefes çekti. Kıymet’in başı dönüyordu. Adamın tepkileri, davranışları, sözleri hiçbir zaman normal olmuyordu. Onu ya sözleriyle şaşkına çeviriyor, ya da bakışıyla elini kolunu ne yapacağını şaşırtır duruma getiriyordu. “Ne?” Adamın bir dudağının kenarı yana kaydı. “Giydiğin kıyafetlerimi de yattığın nevresimi de yıkamadım.” Kıymet, elinin adamın elinin içinde olduğunu unutmuş halde şaşkınca, “Niye?” diye sordu. “Sen kokmaya devam etsin diye,” Bulut, bir omzunu kaldırıp bıraktı. “Sapık mısın?” Genç kadının mavi gözleri bu düşünceyle irice açılmış, oldukça da endişeli görünüyordu. Adam, sözlerine ve tepkisine karşı başını arkaya atarak bir kahkaha attı. Durulduğunda gözlerini genç kıza dikip başını iki yana salladı. “Hayır, sapık değilim.” Tamamen yenik düşmüş bir ifadeyle, “Sanırım aşığım!” diye bitirdi sözlerini. Genç kadının şaşkın bakışlarına ve bir karış açık kalmış ağzına gülerken, “Başka ne olabilir ki?” diye sordu. “Şu anda tüm dikkatimi vermem gereken bir durumun içindeyim. Başka yöne bakamam. Ama seni görünce apışıp kalıyorum. Dikkat mikkat kalmıyor. Herhalde aşığım.” Kayıtsızca omuz silkti. Dünyaya gelip de konuşmaya başladığı ilk andan beri Kıymet, ilk defa söyleyecek bir şey bulamıyordu. O anda adamın tabiriyle apışıp kalmıştı. Adam, avucunda tuttuğu tohumları sözleriyle birlikte genç kadının kalbine pat diye ekmişti. Kıymet, çoktan kalbinin çiçek açtığını hissediyordu. Ne çevresindeki insanların, ne müziğin, ne de masalarının biraz ötesinde durmuş, mutlu bir şaşkınlıkla kendilerini izleyen arkadaşlarının farkında değildi. Karşısındaki adamsa ne yaptıklarına ne de söylediklerine artık engel olabiliyordu. Kapıdan girip kızı gördüğü anda yenildiğini biliyordu. Kalbi resmen midesine düşmüş ve tekrar yukarı çıkmıştı. O, her zaman güzel giyinir ve güzel görünürdü, ama o akşam Bulut’un zihnini bulandıracak ve ona pes ettirecek kadar şahane görünüyordu. Dizlerinin üzerinde kahverengi bir çizme, üzerinde hafif bolca duran krem rengi örme bir elbise giymişti. Dalgalı saçları, gür bir şekilde sırtına doğru iniyordu ve yüzünde yok denecek kadar az bir makyaj vardı. Bu kadar sade ve bu kadar güzeldi işte. Kıymet, “Ben,” diye başladı, ama sözlerinin devamını getiremedi. Şoka girmiş gibi görünüyordu. Aslında girmemesi gerekiyordu. Birbirlerine rastladıklarından beri ikisi de her karşılaşmalarında aptal tuşuna basılmış gibi oluyorlardı. Akordu bozuk bir müzik aleti nefes alışları bile tuhaflaşıyordu. Bulut, “Boş ver,” dedi. “Sonra söylersin.” Genç adam, ayağa kalktığında kenetli ellerini çekerek Kıymet’i de ayağa kaldırdı. Ve ağır adımlarla pistin yolunu tuttu. Madem başlamıştı. O gece devamını da getirecekti. Sadece o gece içinden ne geliyorsa öyle yapacaktı. Ve sonra kızla ciddi bir konuşma yapmaları lazımdı. Ama önce onu kollarının arasına alıp dans etmek istiyordu. Onu hissetmek, avuçları kadını her gördüğünde sızladığı için kendisine bu ödülü vermek istiyordu. Kıymet de itirazsız peşinden geliyordu. Bir şekilde kendisine itiraz etmeyeceğini biliyordu. Nasıl bildiğini bilmiyordu, ama kendisine ne oluyorsa kıza da aynısının olduğuna emindi. Onlar kalabalık dans pistine adım attıklarında müzik değişerek daha ağır bir hal aldı. Bulut, durup genç kadına dönünce alayla kaşını havaya kaldırdı. Bu, Kıymet’ten ufak bir gülümseme kazandırdı. Yine, kenetli ellerini çekerek genç kadını biraz daha kendisine yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe birbirlerinin bedenlerindeki ateşi hissetmeye yetecek kadar azaldığında boşta kalan elini de genç kadının incecik beline doladı. Kenetli elleri ikisinin göğsünün arasında sıkışıp kalmıştı. Ve kadının narin eli adamın omzunda usulca yer bulduğunda genç adamın bedeni hafifçe titredi. Bulut, çenesini kızın başının hemen yanına dayar, içene çektiği koku ciğerlerini mutlu ederken benzersiz bir duygunun kendisini hızla ve bir o kadar da derinden sardığını hissetti. Genç kadın, hafif yüksek bir sesle, “Ben yok muşum gibi davranıyordun,” dedi. Sesinin tonundan kırgınlık akıyordu. Ve eğer çevrelerinde insanların yere basan ayaklarının titreşimleri değilse, aynı kendisi gibi genç kadın da titriyordu. “Evet!” Kadın, onun bu gerçekçiliğine şaşırarak, “Neden?” diye sordu. “Zamanlama o kadar… O kadar kötü ki!” Genç adam, hafifçe burnunu oynatarak kadının saçlarının arasından soludu. Kıymet, başını geriye çekip sorgulayan gözlerle adama baktı. “Anlayamıyorum.” Bulut, isyan eder bir halde, “Anlamıyorsun!” diye onayladı. “Çünkü ben anlatamıyorum. Ama seni görüp yok saymaya çalışırken de kahroluyorum. Bildiğin işkence!” Kıymet, kaşlarını derince çatarken Bulut, onu biraz daha kendisine çekti ve neredeyse tek vücut gibi oldular. “Neyi anlatamıyorsun? Ve neden beni yok saymaya çalışıyorsun ki? Bilmece gibisin.” “İşte bilmece de burada başlıyor. Sana anlatamayacağım şey için seni yok saymak zorunda kalıyorum.” Genç adam, bir yandan da Timur’u ara ara kontrol ediyordu. Onlar da hala pistte dans etmeye devam ediyorlardı. Tekrar genç kadına döndü. “Timur, buradan çıktığında çıkmak zorundayım.” Genç kadının belindeki elini hafifçe oynattığında Kıymet’in bedeni de kendi bedeniyle aynı anda titredi. “Benimle gelir misin?” Kıymet, konuşmadan önce uzun bir müddet gözlerinin derinliklerine baktı. Allah’ım! Bulut o gözlerde kaybolmak ve bir daha geri dönmemek istiyordu. “Nereye?” “Bize,” Şüphe, genç kadının yüzüne usul usul tırmandı. Kaygı dolu, biraz da aksi bir sesle, “Neden?” diye sordu. Bulut, onun kaygısına hak veriyordu. Daha kendisini tam olarak tanımıyordu bile. Nasıl ona güvenecekti ki? “Güvenmiyorsun. Ve haklısın! İstersen arkadaşlarını da çağır. Sadece… Bana seninle, en azından konuşabileceğim bir gece ver.” Başını yana eğerken gözleri beklenti dolu bakıyordu. “Uyar mı?” Artık bütün ipleri kopardığı ve deliliği tescillendiği için kadının gözlerine resmen baskı uygulayan bir bakışla bakıyordu. Belki de sadece bir yalvarmaydı. Genç kadın, kararsızlıkla dudağını ısırırken, Bulut’un gözleri de bu harekete kaydı. Küçücük bir hareketti, ama öyle dikkat dağıtıyordu ki! Öyle kanını kaynatıyordu ve tenini karıncalandırıyordu ki. Onun karar aşamasında sessiz kalırken, yüzüne doyasıya bakmanın kısa keyfini yaşıyordu. Şüpheye filan yer yoktu. Bulut, büsbütün kıza aşıktı. Hem de ne aşık. Kıymet, dudaklarına yayılan tuhaf, ne anlama geldiği belli olmayan örtülü bir gülümsemenin ardından başını onaylarcasına salladı. Ve Bulut’un omurgasından aşağıya bir alev topu yayıldı. “Tamam,” dedi dudaklarındaki gülümseye engel olamazken. Kollarındaki baskı artarak farkında bile olmadan bir kozaya sarar gibi kızı daha çok sarmaladı. Bu, nereden bakarsan bak bir evet ’ti. Dayanamayıp kızın şakağına dudaklarını sürterek onu da kendisini de yeni bir ateşe saldı. Mehmet, o gece kendileriyle birlikte değildi. Fakat öğrendiğinde Bulut’un beynini uçuracaktı. Haklıydı. Oyun oynamıyorlardı. Fakat… Başını geriye çekerek kızın canlı, parlak mavi gözlerinin içine baktı. Değer miydi? Değerdi! Ama onu da tehlikeye atamazdı. Bunun için de sağlam bir orta yol bulması gerekiyordu. Benliğinin bir tarafı kızdan gelecek itirazı da hevesle beklemişti. Hay böyle işe! Hem itiraz etsin istiyor, hem de kabul etsin istiyordu. Böyle karmaşık bir yumaktı işte.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD