DEMİR - 18

2313 Words
Bir insanın bedeninden çok ruhu ve beyni yorgun olunca uyanmak zor oluyormuş. Gonca sabah cam kıyısında öten horozun sesine rağmen gözlerini açmak istemiyordu. Uyku onun için kaçış yolu olmuş gibiydi. Burnundan soluk aldığında genzine dolan koku ile tam ayılamasa da uykusunun içinde yutkundu. Soluduğu hava Demir’in tıraş losyonu kokuyordu. Onunla ilk ve tek koyun koyuna yattıklarında soluyup koku hafızasına hapsettiği şeydi. Babasının tütün kolonyası kokusu gibi Demir’in kokusu da bilmeden güven duyduğu sıcaklık oluşturmuştu ruhunda. Bir an hemen arka tarafında onun bedenini hisseder gibi oldu. Sıcaklığı ne ara zihnine ve bedenine yansımıştı bilmiyordu ama nefesini tuttu. Bir kez daha sertçe yutkunup arkasını usul usul döndü. Boştu. Kimse yoktu ama oda buram buram Demir kokuyordu. Yüzünü sıvazladı. “Deliriyorum galiba.” Diye homurdanıp kendini kalkmaya zorladı. Annesine yardım ederdi. Hayvanlarla ilgilenirdi. Olmadı telefonundan ders çalışırdı. Belki şehre iner kendine malzeme alırdı. Tabi ondan önce annesinden biraz para alsa fena olmazdı. Üstelik Mustafa Bey sayesinde babasından kalan malları zorla alan amcalarından haklarını geri alacaktı. Kullanma şansları daha olmazdı ama satarlarsa ellerine geçen para bir süre onları idare ederdi. Yakışık almazdı ama belki çiftlikte çalışmalarına bile izin verirlerse gelir kapıları olurdu. Kendi bir şekilde idare ederdi de annesini düşünüyordu. Bu yaştan sonra nerede ne şekilde çalışabilirdi ki. Annesi babasının ona emanetiydi. Zorda bırakamazdı. Kafasında bunlar işlerini halledip giyindi. Bu defa koyu yeşil uzun bir elbise giymişti. Kısa kollu elbisede havanın artık serinlemeye başlaması ile üşüme ihtimalini göz önünde bulundurup ince hırkasını da giydiğinde hazırdı. Odadan çıktığında ev mis gibi börek ve çörek kokuyordu. Kaşlarını kaldırdı. Mutfağa girdiğinde annesi masaya tabakları koyuyordu. Ocağın diğer büyük gözünde yeni sağılmış sütler kaynarken birkaç tepsi börekle çörek diğer ada masanın üzerindeydi. Onu gören Halise “Kızım günaydın. Nasılsın annem rahat uyudun mu?” dediğinde gülümseye çalıştı. Aslında bir süredir ne şekilde uyuduğunu o bile bilmiyordu. Rahat mıydı değil miydi emin bile değildi. Yine de annesine belli etmeyip “Günaydın annem. İyiyim ve rahat uyudum. Yatağımı özlemişim.” Dedi. Ardından tepsileri işaret etti. “Hayırdır anne sabah sabah fazla değil mi? Biri mi gelecek?” Halise Hanım bakışlarını kaçırdı. Demir’in geldiğini daha bilmeyen kızına söylese mi yoksa kendinin görmesine mi izin verse bilememişti ki mutfağın girişinde beliren adam kollarını göğsünde birleştirip “Günaydın Halise abla.” Değince seçim yapmaktan kurtulmuştu. Gonca ise duyduğu ses karşısında dudaklarını araladı. Arkasına hızla döndüğünde saçları bir an görüşünü kapasa da omuzlarına geri düşünce Demir ile göz göze gelmişti. “Sen?” “Ben?” “Burada ne arıyorsun?” “Bilmem. Canım çiftlik havası almak istedi. Bende geldim.” Gonca o an ne dediğini fark etti. Burası onundu. Niye gelmeyecekti ki. Peşinden geldiğini düşünse de bir an genç adamın bunu yapmayacağını çok iyi biliyordu. bakışlarını çekmeden “Haklısın. Kendi evine neden geldiğini sorguladım kusura bakma.” Dedikten sonra annesine döndü. “Anne ben bir hayvanlara bakayım.” Adamın yanından geçmeden mutfağın diğer kapısından direkt bahçeye çıktı. Hızlı adımlarla yürürken ılık bir şekilde esen rüzgarın saçlarını savurmasına takılmadı. “Senin için gelecek değil ya. Belki de boşanmaya geldi. Sonuçta vazgeçtin niye ümit ediyorsun ki. Adam seni sevmiyor. Onun zoraki karısı oldun. Kurtulma şansını yakalayınca da hemen geldi bak. Olsun ya en iyisi bu. Kimsenin ayağına bağ olamam ben.” Kendi kendine söylenip durdu. Haydar ve diğer eşek Çilliyi salıp eline ahırın köşesine toplanmış yarısı ezilmiş elmalardan aldı. Saman yığınlarının köşesine oturup avucundan elma yiyen Haydar’a bakıp iç çekti. “Bak yine sana geldim. Biliyor musun beni senden başkası bu kadar sevmiyor he. Annem ayrı da onun haricinde hesapsız kitapsız seven bir sensin Haydar. Boşuna aşkım demiyorum. Hem olsun ya iyi oldu böyle. Geri döndüm artık hep birlikteyiz. Belki de seni hiç bırakmamalıydım. Vefalı aşkım benim. Şu gözlerine bak kurban olurum seni verene. O Demir yığını da kendi derdine yansın. Höt zöt ağzının dediğini kulağı işitmiyor. Ama sen öyle misin? Gelip senden ders alsa biraz hiç fena olmaz.” Haydar elini yalarken kıkırdayan kız “Aşkım dur yalama ya gıdıklanıyorum” dediği an konuşmanın başından beri saman yığının arkasında olan ve sinirden deliye dönen Demir “Sikerim lan benim karımı yalayan pezevengi” diyerek ortaya çıktı. Amacı kız gittikten sonra konuşma amaçlı peşine takılmaktı ama eşeği görmemiş sadece samana oturan kızı fark etmişti. Konuşmaya başlayınca da dayanamamış dinlemişti. Her bir cümlede kaşları çatılıp öfke damarı kabarırken artık dayanamamış ortaya çıkmıştı. O bağırdı diye geri kaçan eşekle yalnız kalan Gonca yerinden sıçramış korku ile burnundan soluyan kulaklarından alev çıkaran Demir’e bakakalmıştı. “Delirdin mi be adam aklımı aldın.” “Sen dur. Önce o pezevengin aklını alayın sıra sana da gelecek kül kedisi.” “Hangi pezevenk? Ayrıca doğru konuş be.” “Doğru konuşacağım? Ben?” “Yok bakkal Nuri.” Göz deviren Gonca ile Demir daha da öfkelendi. “Nuri kim lan?” Elini alnına vuran kız bıkmış bir şekilde soluğunu bıraktı. “Demir sabah sabah sınav mısın sen bana.” “Esas sınav olan sensin. Nuri kim lan?” “Bana lanlı lunlu konuşma gömerim seni şu tezeğe.” Gözleri beleren adam “Bak sen bacaksız yer elmasına. Beni tezeğe gömecekmiş. Kızım, kimden alıyorsun bu cesareti” diye gürlerken yüzünü sesten dolayı buruşturan kız arkada bağıran öküz ile “Böğürme be böğürme. Al bak arkadaşın sana sesleniyor git bak. Belki canı sıkılmıştır sohbet etmek istiyordur. Beni de sal ruh hastası manyak.” Deyip arkasını dönmüştü ki kolunu tutan adam onu kendine çevirdi ve neredeyse burun buruna gelmelerini sağladı. “Gonca, sabrımın son demlerini yaşıyorum. Şu an bir deveyi yere serer kemiklerini tek tek kırarım. O denli öfkeliyim. Yani benimle dikine dikine konuşma da söyle kim bu Nuri? Bir de Nuri mi var?” Kaşları çatılan kız geri çekilmek istedi ama adamın izin vermemesi sonucu aynı pozisyonda kaldı. Dişlerini sıka sıka “Kinaye yaptım geri zekalı. Nuri diye biri yok. lafın gelişiydi o.” Dedi. Gözlerini kapayıp açan adam “Kızım ben gelişini ayrı dişini ayrı bellerim lafının. Hadi o piç kinayeydi. Haydar kim lan.” Diye bağırdı. Gonca bir an durdu. Sonra gözleri hafiften büyümeye başladığında dudakları aralandı. Aklına gelen şeylerle ne diyeceğini bilemezken Demir’e doğru gelmeye başlayan eşekle daha da solukları hızlandı. “Haydar.” Dedi. Bu eşeği durdurmak içindi ama hayvan durmadı çünkü onu tehlikede sanıyordu. “Bende onu diyorum işte kim lan bu piç kurusu?” Başını sağa sola sallayan kız yutkundu. “Haydar, aşkım dur.” Demir delirdi. “Lan aşkım değip durma şu yavşağa da bana kim olduğunu söyle. Hangi piç benim karımı yalayacak lan sikerim alayını.” Gonca daha ağzını açamadan adama kıçını dönen eşek sırtına öyle sert bir çifte attı ki darbenin etkisi ve şaşkınlığı ile ileri doğru devrilen Demir kızla yere düştü. Altında kalan Gonca “Ah anam kırıldı kemiklerim.” Diye isyan ederken onlara dönüp anıran eşekle genç adam acıyan sırtıyla kızın üzerinden biraz olsun kalmaya çalıştı. “O neydi lan?” “Demir kalk organlarım pestile döndü.” “Dur bir kızım ya benim sırtım gitti.” “Ya başlatma sırtına çekil üzerimden nefes alamıyorum.” “Gonca çıldırtma beni.” Ardından başını hafiften çevirip anıran eşeği görünce kaşlarını çattı. “Bu ne lan.” “Eşek.” “Eşek.” O sırada Haydar daha gür anırınca “Tamam Haydar, tamam aşkım iyiyim ben. Sakin ol.” Diyen Gonca ile çatılmış kaşları düzelen Demir müthiş bir şaşkınlık yaşamaya başladı. “Haydar?” “Evet Haydar ruh hastası.” “Lan o Haydar bu Haydar mı?” “Demir çıldırtma beni hangi Haydar’dan bahsediyorsun sen? Benim bildiğim tek Haydar gördüğün gibi dört bacaklı bir eşek.” Adamı üzerinden itmeye çalışırken “Siktir, şaka mı lan bu?” diyen adam bir kıza bir hayvana bakıyordu. Sonunda ite ite Demir’i üzerinden atan kız kalktı. Belini tutarken yerde oturur hale gelmiş ve eşeğe uzaylı gibi bakan kocasına gözlerini sabitledi. “Lan it Haydar sen misin?” dediğinde eşeğin anırması ile alt dudağını dişleyen Gonca gülmemek için kendini tutuyordu. Resmen trajikomik bir sahne izliyordu. “Ulan oğlum benim karım sana mı aşkım diyor.” Eşek yine anırdı. Sakin cevap veriyordu. “Karımı sen mi yaladın puşt.” Bunu der demez dişlerini göstere göstere sesler çıkaran Eşek resmen gülüyordu. Genç kız kendini daha fazla tutamazken kahkahayı patlattığında kendini durduramıyordu. Arkasındaki saman yığınına oturan kız karnını tuta tuta gülerken Demir hala eşeğe ters ters bakıyor acıyan sırtı ile yüzü buruşuyor karısının gülüşüyleyse sanki kulağının pası siliniyordu. “Sen Haydar’ı insan mı sandın? Ahahahahah. Hayır, bir de gelip sinirlendin mi? Ahahaha Demir sen şaka mısın?” Ona artık komutan demiyordu. Bunu neden bırakmıştı bilmiyordu ama adını söylemek hoşuna da gitmeye başlamıştı. “Ne bileyim kızım ben elin eşeğine isim takıp aşkım canım diyeceğini. Senin kafada da var biraz kırıklık.” Biraz olsun nefesini düzenleyip gülmeyi kesen kız başını yana eğdi ve “Bir dakika” deyip ayağa kalktı. “Sen bizi daha önce duydun mu?” Demir yerden zar zor kalkarken üzerini silkeledi. Bakışlarını kaçırırken ağzının içinden “Duyduk” dedi. “Duyduk? Tahmini kaç kişi ile duydun?” “Bizimkiler işte. Olcay’la Bayram.” “İyi de onlar Haydar’ı tanıyordu.” “Nasıl yani?” “Siz gitmeden önce çardağın orda kızlarla sohbet ederken Haydar geldi gördüler eşek olduğunu.” “Lan, o zaman bana niye söylemediler.” “Söyleseler ne olacaktı ki. Hem sen niye taktın bu kadar konuya?” “Gonca, ben senin başka bir sevgilin olduğunu düşündüm.” Demir bunu söyler söylemez genç kız da bir aydınlanma oldu. Artık gözlerinde alay kızgınlık veya şaşkınlık yoktu. Elle tutulacak kadar hayal kırıklığı vardı. “Bir dakika şimdi sen beni duydun hatta siz beni duydunuz. Sonra diğerleri mevzuyu öğrendi ama senin bilgin yoktu. Sonra biz evlendik ve sen beni başkasını seven ama seninle evlenen ucuz bir kız olarak gördün. Doğru anladım değil mi? Ben o kadar aşağılık ve utanmaz bir kızım ki başkası gönlümdeyken sana karılık etmek için hanene girdim. Gözünde ben buydum.” Genç adam kızın sözlerinden sonra ne diyeceğini bilemedi çünkü yalan yok kıyısından köşesinden düşündüğü buydu. Sessiz kalınca Gonca daha da üzüldü. Alkışlamaya başladığında “Bravo ya. Sen bu zeka ile askerliği nasıl yapıyorsun bilmiyorum. Ben senin düşündüğün gibi ucuz ve basit bir kız da değilim. Bu zamana kadar değil biriyle sevgili olmak bakışmadım bile. Ama sen, helal olsun ne diyeyim. Sormak anlamak hiç aklına gelmedi ama benim canımı okumak ata sporun haline geldi.” Deyip adamın dibine kadar girdi ve daha önce ormanda yaptığı gibi işaret parmağını göğsüne bastırıp “Senden çabalamaktan ve bu evlilikten vazgeçmekle çok doğru bir karar vermişim. Ben sana birkaç numara büyük gelirmişim.” Dedikten sonra arkasını dönüp eve doğru yürüdü. Demir “Gonca, bak öyle değil.” Dese de geri dönmeyen kız sinirle ama en çok da hayal kırıklığıyla eve girdi. Koşarak odasına gidip içeri girer girmez kilitlediğinde sırtını kapıya yasladı ve yere oturdu. Dudakları titrerken gözünden akan yaşı sildi. Genç adam ise karısının ardından gidecekken anıran eşekle “Sus lan. Hepsi senin bok yemen.” Diyerek söylendi. Eve geçip kızın odasının önüne geldiğinde kapıya vuracaktı ki içeriden gelen sesi işitti. “Baba. Ben bunu hak ettim mi? Beni nasıl öylesine ucuz görür. İnanabiliyor musun resmen eşeği erkek sanıp onca gün canıma okumuş. Bir dal belki de yuva bulduğumu düşünürken resmen yağmurda sokakta kaldım. Onun kalbi de kendi de çok katı baba bana yer yok. Zaten istemiyordu Haydar bahane oldu. Sen olsan karşısında durur kızımı üzemezsin derdin değil mi baba?” Ardından hıçkırık sesi daha baskın çıkmaya başladı. Demir eli yumruk olmuş kapının bir yanında dururken diğer yanında yere oturmuş babasının resmine bakan kız haykırır gibi “Seni çok özledim baba. Sen yokken başıma gelenler çok ağır. Neden beni yalnız bıraktın ki. İnsan hiç çocuğunu tek bırakır mı? Bak el oğlu acımıyor. Bakmıyor ki gözümün yaşına. Söyle bana ben şimdi ne yapayım. Baba bana bir şey söyle. Susma. Bakma öyle sessiz sessiz konuş. Akıl ver. Sen benim kızımsın kimse sana bir fiske vuramaz de. Kimse kalbini kıramaz de. Hadi ya söyle işte. Kalksana. Korusana kızını elin adamlarından. Kırdırmasana kalbini!” Derken nefesi hızlanmış hafif hırıltılı bir hal almıştı. Gonca dakikalar önce katıla katıla gülerken yaşadığı haksızlığın sadece yanlış anlaşılmadan ibaret olmasına inanamıyor babasının yokluğu ile yaşadıkları birleşince bir atak daha kapıda beliriyordu. Üstelik babasının kaybından sonra sessiz kalan tüm duyguları şimdi ayaklanmıştı. Yerden kalkan kız komodinin üzerindeki abajuru duvara fırlatırken “Konuşsana baba! Kalksana!” Dedi. Yatağın çarşafını çekip atarken “Susmasana!” Diye haykırdı. “Bir şey söylesene!” “Kızının canını yakıyorlar sen neredesin!” “Ben seni özlüyorum neden yoksun!” “Nefes alamıyorum niye yardım etmiyorsun!” “Kalbim kırılıyor nasıl susarsın!” Odayı epey bir dağıtmıştı. Halise Hanım da sese gelmiş kapının önünde duran adama bakıp “Oğlum ne oluyor? Gonca’mın nesi var?” dediğinde dişlerini sıkan adam “Sinir krizine bağlı panik atak krizinin eşiğinde Halise abla.” Dedi. Kırılma sesleri ile kapıya vurmaya başladığında “Gonca aç kapıyı.” Diye kükrüyordu. Baktı açan yok hafif yan dönüp omuzu ile kapıya yüklendiğinde açılmadı. Halise de ağlıyor “Kızım aç kapıyı, hadi annem bak ben buradayım” diyordu. Tekme atmaya başladığında üçüncü darbede kapı açılıp duvara çarparken yerde yastığı yumruklayan kızın rengi solmuş dudakları morarmıştı. Büyük adımlarla ona doğru koşan adam hemen yere diz çöktüğünde “Gonca” dedi. Nefesini artık daha da zor alan kız “Kalkmıyor. Konuşuyor benimle. Kırılıyorum acı çekiyorum ama o bana gelmiyor. O olsaydı sen beni kıramazdın. Kimse bana zarar veremezdi.” Derken titremeye başladı. “Ha siktir” diyen adam eğilip kızı tek hamle de kucağına aldığında çırpınmak istemesini tutuşunu sıklaştırarak engellerken odadan koşarak çıktı. Daha evin kapısından çıkamadan başı göğsüne düştüğünde “Ben böyle işin” deyip ofladı. Kollarındaki kızı arabaya koyacakken anahtarın odasında masanın üzerinde olduğunu hatırladı. Kükrer gibi çalışan kızlara anahtarı getirmelerini söylerken Halise Hanım kızı için çırpınıyordu. Arabanın anahtarı gelip kapı açıldığında hemen arka koltuğa geçen kadın kucağına doğru yatırılan kızın yüzünü okşuyor ağlıyor uyandırmaya çalışıyordu. Hemen direksiyona geçen adam sert bir kalkışla arabayı çıkıp yoluna döndürdüğünde kendine en nadide küfürleri sıralıyordu. Sağlam saçmalamış kızı ne hale getirmişti. Onun nefesi kesilirken isyan ederken kalbi acırken kendi ruhunda o acıyı hissetmişti. Bu defa fena sıçmıştı ve nasıl düzeltecekti bilmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD