Bazen duyduğunun doğru olup olmadığını anlamak için söyleyen kişinin yüzüne bakmak yeterli olur. Demir de gözlerini kısıp annesine bakarken az önce duyduklarının doğruluğunu açık bir kitap gibi okuyordu.
“Bu kız benim imam nikahlı karım.”
“Hıhı.”
“İmam nikahlı karım benim bu kız.”
“Hıhı.”
“Karım imam nikahlı bu kız benim.”
“Evet oğlum.”
Aysun korku ile gülme arasında kalmış “Abimin yazılımında sorun çıktı. Aynı sözcüklerin yeri değişirse var olan olay aslında olmamış olur gibi sanıyor.” Diye ağzının içinden mırıldandı. Onu dürten Safir “Kızım adam buga girdi. Baksana nasıl da saflıkla cellatlık arası gidip geliyor.” Derken alt dudağını dişledi. Mustafa Bey girilmiş olan döngüyü bozma adına “Oğlum hoş geldiniz. Gelin salona geçelim. Zaten uykumuz açıldı hepimizin.” Deyip Gonca’ya döndü.
“Gelin kızım bize bir çay demle sende.”
Demir’in “Gelin kızım?” demesi ile dilini ısırdı. Kolundan tutup “Yürü evladım yürü” derken Bayram ile Olcay resmen yüzüne far tutulmuş tavşan gibiydi. Gonca göz devirip yerdeki merdaneyi alırken “Öküz” diye homurdandı. Elini kapadığı için ağzı acımıştı. Salona geçip oturduklarında ise Demir hala babasına ve annesine bakıyordu.
Gözlerini kapayıp açarken elleri yumruk oluyor açılıyordu.
“Şimdi biri bana burada neler olduğunu anlatacak mı? Ne evliliği neyin saçmalığı bu?”
Şenay Hanım hafifçe öksürüp oturuşunu düzeltti. Aşırı gerilmişti ve sol yanında sıkışma hissediyordu.
“Şimdi şöyle oğlum hani biz senle konuştuk ya evlenmek için ben kız bulayım demiştim. Sende tamam demiştin. Hatta son aradığımda sordum nikah için vekalet veriyor musun diye yine tamam veriyorum vekalet dedin. O zaman imam Nazım amcan buradaydı. Senin de vekalet verdiğini duyunca kıydı nikahı. Hem Gonca kızım çok iyi sana da uygundu. Yuvanı kur istedim evladım.”
Demir, sanki onunla alay edilmiş gibi gülmeye başladı.
“Ben sana kız bul dedim. Sonra nikah için onay verdim sende bana layık göre göre o kızı mı gördün? Ya anne senin kafan yerinde mi? Sen benim seninle kafa bulduğumu başımdan savmaya çalıştığımı anlamadın mı? Kaç kez dedim istemiyorum evlenmek diye. Hele hele o kızla hiç istemiyorum. Bu neyin saçmalığı aklım almıyor. Kafayı mı yediniz. Asla duydun mu anne asla kabul etmiyorum bu işi. Sende benim hakkımda karar vermemen gerektiğini öğreneceksin.”
Genç adamın her cümlesinde sesi biraz daha yükseldi. Babasının “Oğlum annene bağırma” uyarıları kızların “Abi yavaş” sözlerine karışsa da Demir durmadı. Aslında haklıydı. Şenay Hanım da bunu biliyordu ama belki demişti. Belki bu iş olur da mutluluğu yakalar demişti ama yanlış yapmış gibiydi.
Elleri titremeye ve sol kolu uyuşmaya başladığında oğlunun gözlerine bakıp “Haklısın oğlum” dedi sadece ve salondan çıkmak için arkasını döndü. Elinde çay tepsisi öylece girişte duran Gonca’nın gözleri dolmuş birkaç damla yanağından akıvermişti. Onun da hakkına girdiğini düşünen kadın önüne kadar geldi ve kederli bir sesle “Özür dilerim kızın hakkını helal et” deyip yanından geçmek istedi ama nefesi kesilir gibi olup başı döndüğünde tepsiyi umursamadan yere atan Gonca düşmek üzere olan kadını kucakladığı gibi yere oturuverdi. Bacaklarına dökülen çay umurunda değildi.
“Şenay anne!”
Sesi odayı inletirken herkes ayaklanmış onlara koşmuştu. Kızlar hızla annelerini genç kızın kucağından çekerken nabzını kontrol ediyor durumu anlamaya çalışıyordu. Remziye Hanım “Kızım” değip koltuğa yığılırken Demir annesinin ne son bakışını ne de Gonca’nın kucağına yığılışını unutabilecek gibi durmuyordu.
Ambulans çağırıldığında Safir “Kalp krizi geçiriyor” derken Aysun nefesini ve kalp atışlarını kontrol ediyordu. Gelen sağlık görevlilerine kapıyı açan Gonca sessizce ağlıyordu. Annesi gibi sevmeye başladığı kadına bir şey olsun istemiyordu. O da Demir’e hak verse de annesine karşı sesini yükseltip ağır konuşması kötü olmuştu.
Anne kız ambulans ile götürülürken diğerleri de peşinden gitmişti. Gonca kenarda duruyor olanları izliyordu ama bacağındaki cam kesiğini ve yanıkları o da dahil kimse görmüyordu.
Kalp spazmı geçiren kadın kontrol altına alınırken tansiyonu yükselen Remziye Hanım’a ilaç verilmiş odaya alınmıştı. Bayram ve Olcay Demir’in yanındaydı. Kızlar anneleri ve anneanneleri arasında gidip geliyorlardı. Mustafa Bey ise hanımına ve yıllarca ona annelik etmiş kadına bir şey olacak korkusu ile oturduğu yerde dua ediyordu.
Demir, kendine öfkeleniyordu. Daha sakin konuşabilirdi. Annesinin yüzüne karşı kükremesi şimdi büyük bir pişmanlığı da boğazına dolamıştı. Gözleri Gonca’ya takıldığında elaları ateş aldı. Hızla ona doğru yürürken arkadaşları da peşine takılmıştı.
“Senin ne işin var hala burada? Niye gitmedin?”
“Şenay anneyi görmeden gitmiyorum.”
“Şenay anne mi? Sen kimsin de ona anne diyorsun?”
Gonca, gözlerini yılgın bir ifade ile kapayıp açarken gıcık etmek adına “Ben kim miyim? Allah Allah ben kimim acaba bir düşün bakalım” deyip dik dik gözlerine baktı. Adam daha da sinirlenmişti. Kendine kızgındı ve bunu bir şekilde başkasından çıkarmak istiyordu.
“Bana bak benim canımı sıkma bas git.”
“Aaa niye öyle diyorsun kocacım insan kaynanası hastayken onu bırakıp gider mi? Be o kadar kötü bir gelin miyim?”
Bayram ile Olcay gözlerini büyütürken kızın kolunu tutan Demir duvara doğru itti ve dibine kadar girip yüzüne doğru eğildi ve “Sen canına susadın herhalde? Aptallıkla cesareti karıştırma” dedi. Göz deviren kız ise “Geri bas komutan. Patlattırma beynini” dediği an “Lan!” diye bağırdı Demir ama arkasından babasının “Demir, bırak kızı” lafı ile geri çekildi.
Safir yanlarına geldiğinde herkese şöyle bir baktı. Son baktığı kişi Gonca’yı dı ve onu ev terliği ile görünce kaşları çatıldı. Üstüne üstlük yaralıydı.
“Gonca sen yaralısın ama.”
Şimdi bakışlar kıza dönmüştü. Genç kız bacaklarına baktı ama omuz silkti.
“Fark etmedim ama sorun yok yani acımıyor. Şenay anne nasıl?”
“Annem iyi ama dikkat edilmesi gerekiyor tabi ama böyle olmaz. Baksana hem yara derin görünüyor hem de yanıklar su toplamış. Gel de baksınlar hemen mikrop kapmasın.”
Mustafa Bey da “Gonca hadi kızım sen git de baksınlar. Kötü bir şey olmasın.” değince kız el mahkum Safir ile gitti. Demir, giden kızın arkasından bakarken dişlerini sıkıyordu. Babası oğluna ters ters bakıp “Sen gelsene benle” deyip arkasını döndü ve hastane dışına çıktı. Bayram, “Bu nasıl iştir arkadaş” derken Olcay “Valla hoca bu nasıl iş bilmem ama Demir deli Gonca ondan deli. Bakalım hangisi sopasını saklayacak.” dedi.
Bankta yan yana oturduklarında genç adam babasına sordu.
“Baba, sen buna nasıl izin verdin?”
“Vermedim oğlum ama annene söz geçmiyor. Üstelik bu defa biraz bir şey de demek istemedim çünkü nedeni vardı.”
“Ya baba Allah aşkına ne nedeni vardı? Bu benim hayatım değil mi? Niye böyle karışıyor?”
“Oğlum. Siz gittikten sonra geride pek de iyi şeyler olmadı.”
“Nasıl yani?”
Demir merak etmişti. Ne olmuş olabilirdi ki?
“Gonca’nın baba tarafı sorunlu. Önce babası ölünce amcaları ellerindeki toprakları almış. Sonrasında da evin üzerine konuyorlar. Anne kızı darp edip evden atıyorlar. Hatta şikayet sonra bir süre içeride kalmışlar ama çabuk çıkmışlar. Siz gittikten sonra biz de birkaç gün geri geldik. Meğer amcaları kızı tehdit etmeye başlamış. Amcaoğlu ile kızı zorla evlendireceklermiş. Çiftliğe geri döndüğümüz gün bizden önce gelmişler. Gonca'yı kaçırıp Halise Hanım’ı da darp etmişler. Annenle jandarmaya gidip şikayetçi olduk. Hemen köye Gonca’yı kurtarmaya gittik. Amcasının evinde zorla nikah kıyılacakken kurtardık. Görsen sokmuşlar bir odaya öbür amcası kemerle dövmüş her yeri yara bere içinde. Annen ilk orda dedi jandarma arabasındaki akrabalara bu kız benim gelinim oğlumun da sözlüsü. Oğlum size dünyayı dar eder karısına dokunursanız diye. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi.”
Hala mantıklı bir açıklama gibi gelmiyordu bunlar Demir için ve canı sıkılıyordu. Annesinin durumu ekstra can sıkıcı nedendi.
“Yani benim hayatım o kızın akrabaları uzak dursun diye mi sikilip atıldı?”
Sözleri bittiğinde babası ters bir şekilde bakınca “Kusura bakma baba” dese de sorusu havada asılı kaldı.
İçeri geri girdiklerinde Şenay Hanım da uyanmıştı. Odaya girdiklerinde kadının bakışları oğluna ürkerek değiyordu. Demir bundan nefret etti. Annesi her daim neşeli şen şakrak ve dediğini yapan bir kadınken şimdi resmen köşesine çekilmiş kırgın kedi yavruları gibiydi.
“Annem. Sultanım nasılsın?”
“İyiyim oğlum.”
Diğerlerine bakıp “Beni oğlumla yanlız bırakır mısınız?” dediğinde çıkacak olanlar çıkıp kapıyı kapadı. Şenay Hanım konuşmaya başladığında Demir resmen köşeye sıkışmış hissediyordu. Annesi resmen tüm duygusal kozlarını oynuyordu. İleride bunun için ona minnettar olacak olsa da odadan çıktığında omuzunda Bayram’ın ceketi olan Gonca’ya bakarken elalarındaki ateş ben buradayım diyordu.
Genç kız ise ona tip tip bakan adama kimsenin görmediği bir anda dil çıkarıp ağız eğince ikisi arasında garip atışma ve çekişme furyası başlamış oldu.
Yan yana geldiklerinde ise Demir hafifçe başını eğip kıza “O uzun dilini ağzının içinde tut yoksa koparmam an meselesi.” derken kıkırdayan kız “Emredersiniz komutanım.” diyerek karşılık verdi. Olcay ise alt dudağını hafiften ısırmış başını sağa sola sallamıştı.