Bazen insan bilinç altında olanları farkında olmadan dile getirir. Mustafa Bey oğlunun sözlerinden sonra küçük de olsa bir umut ışığı olduğunu fark etti. Belki de Şenay haklıydı. Gonca oğlunun yüreğinde yer edinebilirdi. Muhsin'e dönüp “Sen şimdi git evladım. Ben önce kızın ailesiyle sonra da müftülükle bir görüşeyim. Sonra hep birlikte oturur konuşuruz.” değince el mahkûm müsaade isteyen adam gitti. Demir ise içten içe duruma hala kuruluyordu.
Mutfak kapısından başını uzatan kız “Mustafa baba hadi kahvaltı hazır” diye seslendiğinde “Geliyoruz kızım” diyen adam oğlunun omuzuna dokundu. Demir babasına baktığında “Bu Muhsin anne babası onu evlendirmek istediğinde çok diretti. Annesi kanserdi. Kadın oğlunu evli görmek istemişti. Neyse kavga gürültü kıyamet düğün oldu. Kızı da bilirim. Sakin sessiz öyle hırı gürü olmayan tiplerden. Altı ay evli kaldılar. Annesi o dönem nakille kurtulunca da boşandılar. Çok akıl verdik yapma alışırsınız biraz daha bekleyin diye ama dinlemedi. Şimdi gördün mü halini. Belki ayrılmasalar şimdiye kadar yine karısını sevecek yuvası olacaktı ama uğraşacağı şeylere bak. Annen de senin aslında iyiliğini düşündü. Sev sevil yuvan olsun aile olmanın tadına sende var istedi o kadar. Biliyorum neden istemediğini ama sence komutanın dünyaya yeniden gelse hanımı ile evlenmeyi ya da evlatları olmasını istemez miydi? İsterdi. Sende kendini kapama böyle şeylere. Her zaman hayırlısını dile.” Diyen adam kalktı ve eve doğru yürümeye başladı.
Demir “Hayırlısı diyeceğim baba da başkası ile fingirdeyen birini bana eş olarak seçmeseydiniz.” Diyerek homurdandı.
Kahvaltı sonrası karı koca kısa bir yürüyüşe, kızlar staja, Remziye Hanım da komşuya kadar gidince Gonca ve diğerleri evde kaldı. Odaya çıkan genç kız giyinme odasındaki yeri ayarladı. Kendi taşıyabileceği ne varsa hepsini götürdü. Sadece masa kaldığında ise salona indi. Üçü de bilgisayarları başında çalışıyorlardı. Çekingen bir tonla “Şey, Olcay abi ben eğer sizi bölmüyorsam bir şey rica edecektim.” Dedi.
Başını çalışmasından kaldıran adam “Söyle yenge estağfurullah” dediğinde Demir ters bir ifade ile baktı. Ona omuz silken adam kıza bakarken “Benim çalışma odasının yerinin değişmesi lazım. Tek başıma yapamıyorum. Kalan eşyalarımı taşıdım ama bir o kaldı.” Demişti ki Bayram tek kulağında takılı olan kulaklığı çıkardı.
“Biz hallederiz yenge sen merak etme.”
İkili kalkarken “Şuna yenge değip durmayın. Kendini bir şey sanacak. Hem enayi gibi neye kalkıyorsunuz. Çok istiyorsa kendi işini kendi halletsin.” Diyen Demir göz devirdi. Gonca “Tabi sende haklısın. Genelde yardım etme efendime söyleyeyim centilmenlik senlik olmadığı için onlar yardım edince garibine gitti. Eee alışmamış götte don durmuyor dedikleri bu olsa gerek.” Derken abartılı göz devirmelerinden birini yaptı.
“Acıların kül kedisi konuşabilir da bak sen. Kızım senin hamalın yok. nasıl götürürsen götür. Umurumuz da değil.”
Arkadaşlarına döndüğünde “Siz de oturun. Bu kıza yardım ederseniz külahları değişiriz” derken sesi çok ciddiydi. Dişlerini sıkıp adama bakan kız “Öküz” değip salondan çıktı.
Olcay “Abi sen delirdin mi? Ne bu haller? Gonca iyi kızdır amacın ne anlamadım ki.”
Bayram “Aynen ya neden kıza böyle davranıyorsun ki? Tamam anladık sıkıntılı bir durum ama Gonca’nın kabahati ne?”
Burnundan aldığı soluğu kuvvetlice bırakan adam bilgisayar ekranına odaklandı.
“O kız hakkında tek kelime duymak istemiyorum. Anladınız mı? Bir daha bana onunla ilgili bir şey söylemeyin. Ayrıca o tüm bu muameleyi hak ediyor.”
Kesinkes konuşması ikilinin birbirine bakmasını sağlamıştı. Aslında kimsenin aklına Haydar konusu gelmemişti. Onlar sonuçta mevzunun iç yüzünü biliyordu. Mutfağa geçen genç kız ise ileri geri dönüp sinirden homurdanırken aklına gelen şeyle durdu. Gözlerini kısarken “Sen görürsün” değip komşularının çift yumurta ikizlerini çağırdı. Onlarla aynı yaştaydı ve çocuklar yakında bir üniversitede okuduğu için ailelerinin yanındalardı. Sınav ve konular için Safir onlarla tanıştırmış hatta test ve kitaplar konusunda onların da fikrini almışlardı. Camdan görmüştü evde olduklarını çünkü bahçede top onuyorlardı.
Her ihtimale karşı birinin numarasını almış olan Gonca hemen aradı. Dördüncü çalışta açıldı.
“Efendim Gonca.”
“Ya Samet rahatsız ediyorum kusura bakma ama küçük bir masa taşıma işim var. Tek başıma yerinden oynatamıyorum bile. Size sevdiğiniz kekten yaparım. Eğer size zorluk olmazsa Ahmet’i de al gel.”
Normalde bunu yapmazdı ama evde Demir’lerin olmasından da cesaret almıştı. Yardım etmiyor ve ettirmiyorsa o da başının çaresine bakardı.
“Hemen geliyoruz Gonca. Kek dedin bizi cezbettin.”
Genç adam gülüp telefonu kapadığında Gonca soluğunu bıraktı. Hemen buz dolabına bakıp malzemelerin tam olduğundan emin oldu. Ardından çalan kapıya bakmak için mutfaktan çıktığında Demir de salondan çıkıyordu. Ondan önce gidip kapıyı açtığında iki genç delikanlıya selam verdi.
“Selam. Nasılsın Gonca?”
“İyiyim Samet siz nasılsınız?”
“Bizde bomba gibiyiz valla. Senin kek teklifin aklımızı başımızdan aldı.”
Üçlü kapı eşiğinde gülerken Demir salonun kapısından kaşları çatılmış yüz beton gibi sert bir şekilde bakıyordu. Gonca geri çekilip “Geçin lütfen” dediğinde ikizler geçti. Üstlerinde şort ve sıfır kol tişört vardı ve yalan yok yakışıklılardı.
“Eee masa nerede Gonca?” diyen Ahmet merakla kızın yüzüne bakıyordu.
“Üst katta. Size de zahmet oldu ama.”
“Yok ya ne zahmeti. Sen kek değip gönlümüzü fethettin zaten.”
O sırada Olcay ile Bayram da Demir’in yanında yerini almıştı. Koluyla adamı dürten Olcay “Kim bu bebeler?” dediğinde burnundan soluyan Demir “Karşı komşumuzun ikizleri” cevabını verdi. Gonca önde çocuklar arkada merdivenlere yöneldiğinde önlerine geçen adam dik bir şekilde durup “Hayırdır nereye?” dedi.
Samet gülümseyip “Demir abi hoş geldin. Remziye teyze bizdeydi geldiğinizi söylemişti. Nasılsınız abi?” deyip merakla baktı. Biraz da özentiyle çünkü karşısında bir doksan boylarında kalıplı üç tane TSK üyesi vardı ve aşırı havalılardı. Arada sohbet edip yan yana gelmişlikleri vardı ama iki yıldan fazladır yüz yüze gelmemişlerdi.
“Hoş buldum koçum da siz hayırdır?”
“Abi Gonca yardım isteyince geldik. Bir sorun yok değil mi?”
“Gonca?”
“Evet. İki ay kadar oluyor tanışalı. Ama var ya abi bir kek yapıyor parmaklarını yersin. Biraz da onun için geldik yalan yok.”
Genç kız “Samet siz çıkın geliyorum ben. Merdivenden çıkınca soldan ikinci kapı.” Dediğinde ikizler biraz tedirgin olsalar da yukarı çıktılar. Genç kız da çıkıyordu ki kolundan tutulduğu gibi sırtı demir trabzanlara geldi.
“Amacın ne lan senin?”
“Lan? Doğru konuşmasını bilmiyor musun sen?”
“Siktirme bana doğru konuşmayı şimdi de bu rezilliği açıkla.”
Yutkunan genç kız sakin kalmak adına gözlerini kapayıp açarken “Kolumu bırak” dedi.
“Sana açıkla dedim.”
“Abi tamam sakin ol ya bırak kızın kolunu. Belli ki biz yardım etmeyince onları çağırmış.” Diyen Olcay sesinin arkadaşına ulaşmadığını çok iyi biliyordu.
“Sana. Kolumu. Bırak. Dedim.”
“Bırakmazsam ne olur lan he ne olur? Sen utanmıyor musun evde kocan varken yatak odasına elin heriflerini doldurmaya.”
Bayram “Demir ileri gidiyorsun” dediği an Gonca kolunu sertçe çekip “Eeehh yeter be yeter.” Deyip tokat attı.
“Bana bak senin haddin değil benim namusum hakkında ileri geri konuşmak. Kocaymış? Kocaysan bu durumun oluşmasına izin vermeseydin. Yüz verdik ayıya geldi sıçtı halıya. Anladık haklısın tamam sevmiyorsun ya da istemiyorsun da ama gelip benim karşımda böyle konuşursan o emdiğin sütü burnundan değil götünden akıtırım. Anladın mı komutan? Benim de sabrımın sınırı var zorlama.”
Arkasını dönüp merdivenleri çıkarken Olcay “İleri gittin kardeşim” diyordu. Odanın önünde duran ikizler “Biz gitsek iyi olacak. Demir abi yanlış anladı. Kusura bakma Gonca ama yardım etmesek daha iyi” dediğinde genç kız mahcup bir ifade ile “Esas siz kusura bakmayın benim hatam oldu bu. Ama sözüm olsun keki yapar getiririm bahçeye. Hakkınızı helal edin” deyip çocuklara yol verdi.
Demir ise yediği tokattan sonra aslında çok fazla öfkelenmişti ama kıza dediklerinin de ağır olduğunu anlamıştı. Olcay ile Bayram ona olumsuz şekilde bakıp kafa sallarken merdivenden ikizler indi.
“Demir abi biz yardım etmek istemiştik. Öyle senin düşündüğün gibi bir durum olmadı olamaz da. Gonca bize kardeş oldu. Başka türlüsü imkânsız. Rahatsızlık verdik kusura bakma.”
Samet bunu değip ikizi ile evden çıktığında üst kattaki yatak odasının kapısı sertçe kapandı. Elini saçına daldıran adam diğer eliyle duvara vururken ona söylediklerinden pişman olmuştu.
Olcay yukarı çıkıp “Yenge müsait misin? İstersen biz hemen Bayram’la halledelim.” Dediği an kapıyı açan Gonca yaşlarla dolu gözüyle adama bakarken “Gerek yok. İn o öküz arkadaşınla oturun. Kimseden yardım istemedim sayın. Kusura bakmayın huzurunuzu da kaçırdım.” Değip kapıyı yeniden kapadı.
Elleri sinirden titreyen kız bir an boğulduğunu hissetti ama sonradan yatağa oturup sakinleşmeye çalıştı. Nefes alıp verirken kalbi göğüs kafesini dövmeyi yavaşlatmıştı. Yeşilleri ateş alırken çalışma masasına baktı. Gözlerini kıstığında kimseye müdana etmemesi gerektiğini yalnız olduğunu bir kez daha anladı. Sırf minnet borcu için sabrediyordu gittiği yere kadar da sabredecekti ama bu kendini ezdireceği anlamına da gelmeyecekti.
Kalkıp hemen odadan çıktı. Yatağın kıyısına çarptığı bacağının da acısı çoktu ama siniri her şeyin üzerindeydi. Avuç içinin sızısı aklının bir köşesini bulandırsana da fena kırılmıştı. Merdivenleri hızla inip kilere açılan kapıdan geçti. Alet çantasını kendi düzenleyip koyduğu için bulması zor olmadı. Maktap, şarj aleti ve torna vida alıp çıktı. Kapıda onu bekleyen kişi Demir’di.
“Kül kedisi ben” demişti ki ona öyle bir baktı ki koca adam istemsiz yutkundu. Burnundan soluyan kız “Çekil önümden. Benimle konuşmana hatta muhatap olmana bile gerek yok.” deyip boşluktan geçti ve merdivenleri çıktı. Bacağındaki yaradan sızan kan birkaç yere damladığından Bayram “Yenge bacağın kanıyor” dediğinde basamakta geri döndü ve “Olsun. Kesin bunu da hak etmişimdir.” Deyip odaya çıktı.
Kapıyı kapayıp kilitlediğinde Demir peşinden çıktı ama kapıyı çalmaya cesaret edemedi. Takır tukur sesler gelmeye başladığında ve maktap çalıştığında sesledi.
“Biz hallederiz sen uğraşma.”
Lakin ses gelmedi. Gonca içten içe kendi ile kavga ederek önce masayı söktü. Ardından parçalarını giyinme odasına götürüp çok büyük uğraşlar vererek birleştirmeye çalışırken elinde birer bardak çayla Şenay Hanım kapının kıyısından “Ustam kolay gelsin” dedi. Kapıyı Mustafa ve Şenay yürüyüşten gelince açmıştı.
“Hoş geldin Şenay Anne.”
“Yardım lazım mı?”
“Ha yok değil hallettim ben. Son vidaları sıkıştırdım mı bitiyor.”
“Kızım bunu neden yaptın? Sorun mu var?”
Ne kavgayı ne de oğluna attığı tokadı bilmiyordu anlaşılan kadın soruyordu. Gonca yüzüne bir gülüş ekleyip çayını yudumlarken “Malum ben gece sabaha kadar çalışıyorum. Demir uyurken ekran ışığı ses onu rahatsız etsin istemedim. Burada istediğim gibi çalışırım. Hem daha iyi oldu. Oda açıldı. Burası da genişti zaten.” Dediğinde ona pek inanmayan kadın “Çocuklar neden yardım etmedi sana peki? Kan ter içinde kalmışsın.” Deyip cevap bekledi.
“Onlar çalışıyordu. Bölmek istemedim. Hem ben kendi işimi halletmeye alışığım. Demir’ler çalışırken bende burayı hallettim işte. Hem sen ilaçlarını aldın mı? Saat geç oluyor ben hemen yemekleri ısıtayım. Bu arada yürüyüş nasıl geçti? Havalar çok güzeldi. Tam piknik havası Mustafa babam seni kaçırıp kırlara götürmedi mi?”
Araya laf karıştırıp konuyu değiştirdiğinde sevinmişti üstelenmesini istemiyordu çünkü. O an aklına bir şey gelmiş gibi gözleri büyüyen kadın “Ay iyi aklıma getirdin. Benim arkadaşlarım var. Böyle arada sıra toplanıp piknik eğlence falan yaparız. Bugün aradılar biz yürürken. Hafta sonuna piknik ayarlamışlar. Çoluk çocuk gidiyoruz. Sana da değişiklik olur. Tanışırsın. Arkadaş edinirsin. Çoğunun kızı oğlu var. Paşalarım da gelir. Az biraz kafamız dağılır” deyip ayaklandı.
İşi biten Gonca aletleri alıp giyinme odasından çıktığında Demir karşısındaydı. Yanından geçmek istediğinde adam yine önüne geçti.
“Geçebilir miyim?”
“Konuşabilir miyiz?”
“Hayır.”
“Hayır.”
Aynı anda konuşmuşlardı. O sırada Gonca’nın telefonuna yeniden bildirim geldi. Aradaki o sıkıntılı anı bozan bu bildirim ikisinin de kaşları çatık halde telefona bakmalarına neden oldu. Gonca bir şey demeden diğer tarafından geçip giderken Demir giyinme odasına girdi. Anlaşılan iki inatçı keçi köprüde karşılaşmış karşıya geçmek konusunda burun buruna gelmişti.