Aletleri yerine yerleştiren Gonca ellerini yıkayıp mutfağa girdi. Kızlar da gelmiş yorgun bir şekilde üzerlerini değiştirip kendilerini koltuğa bırakmışlardı. Yemek işi hallolurken Safir kalkıp yardım etmeye başladı. Aysun da masayı kuruyordu. Demir, üzerini değiştirmiş arkadaşları ile çardağa geçmişti. Remziye Hanım gelmiş odasına çıkmış namazını kılarken karşılıklı oturan karı koca evin kalabalığına şükrediyordu. Aslında normal şartlarda sadece aileye Gonca katılmıştı. Lakin onun varlığı bile buna nedendi.
Gonca ise yemekleri hallederken omuzlarının ve kollarının ağrısına ölüyordu çünkü çok yorulmuştu. İnat etmiş her haltı kendi yapmıştı ama pestili çıkmıştı. Yaşadığı sinir harbi de cabasıydı. Yemekler tamam olduğunda yine topluca oturdular. Gonca sessizdi. Çünkü yanında oturan adama kızgındı.
Normal sohbet muhabbet ortamı ilerlerken Mustafa Bey gelinine dönüp “Kızım bir eksiğin gediğin var mı? Kızlar sana dersler konusunda yardım ediyor ama olmadı dershanelere de bakabiliriz. Madem hedeflerin büyük o yolda sana destek olmamız şart.” Dediğinde gülümseyen genç kız “Allah razı olsun Mustafa baba ama şimdilik kendim hallediyorum. Konular da yetişiyor. Birçoğuna aşina olunca sorun yaşamıyorum. Baktım olmuyor söylerim ona göre bakarız.” Dedi.
Demir kaşlarını kaldırıp “Ha yani siz inanıyorsunuz hâkim olacağına.” Derken sesinde istemsiz bir alay vardı.
Safir, göz ucuyla bakışlarını Bayram’dan çekip “Neden abi? Bizi biliyorsun. Kim derdi ki tıp okuyalım ama gel gör ki şu an okulu bitirmek üzereyiz. Bence Gonca’dan on numara hâkim olur. Ha baktı ilk seferde hâkim olamıyor önce avukat olur sonradan da hakimlik sınavlarına girer. Böyle bir şansı da var. Sen karını fazla küçük görme derim” derken abisine diktiğinde masanın üzerinde olan Gonca’nın telefonu yeniden titredi.
Gün boyu telefonuna bakmaya fırsat bulamayan kız eline alıp bildirimleri kontrol ederken Demir kardeşi ile konuşuyordu.
İlk bildirimi açtığında “Bizden kolayca kurtulabileceğini mi sandın.” Yazıyordu. Dudakları istemsiz aralanırken ikinci bildirimi açtı.
“O asker kocan da koruyamayacak seni.”
“Bu defa karım olmaktan kurtuldun ama altımda acıdan inlerken sana acımayacağım.”
“Kendine de o aileye de çok güvenme. Ensendeyim bekle beni.”
Birçok tehdit hakaret ve daha fazlasını içeren mesajlar önüne düşmüştü. En son “Anan olacak kadın da bunun hesabını verecek” yazısını okuduğunda elindeki kaşık sert bir şekilde önünde tabağın içine düştü. Sesle herkes susup ona bakarken göz bebekleri titreşmeye başlamıştı.
Şenay Hanım “Kızım, bir şey mi oldu?” dediğinde zorlukla nefes alan kız başını acele ile sağa sola salladı. Ardından “Şey ben doydum size afiyet olsun hemen çay koyayım ocağa” diyerek masadan kalktığında Demir kaşlarını çatmış kızın peşinden bakıyordu. Mutfağa geçen kız ileri geri yürürken elleri titriyordu.
Mesajlar gelmişti ama hemen numarayı aradığında ulaşılamıyor sesi ile gözlerini kapadı. Ardından annesini aradı. Halise Hanım, çalışan kızlara yardım etmiş yorulduğu içinde uzanmıştı. Telefonun sesini duymuyordu. Bu genç kızın daha da telaşlanmasına neden oldu. Peş peşe ararken yanağından süzülen yaşı siliyor yerine yenisinin gelmesine sinir oluyor.
Baktı cep telefonundan ulaşamayacak ev telefonunu aradı. Arkasından biri “Neler oluyor? Ne bu halin?” dediğinde boş bulunduğu için yerinden sıçrayıp küçük bir çığlık attı. Eli kalbine giderken “Ödümü patlattın” deyip baş parmağı ile damağını kaldırdı.
Demir bir şey demedi. Kızın gözlerindeki korkuyu ve tedirginliği görünce yeniden sordu.
“Bir şey olmuş. Sorun ne?”
“Hiç.”
“Gonca sorun ne diyorum. Telefona baktığından beri tuhafsın.”
“Bir şey yok dedim. Hem olsa da merak etme sana söyleyip canını sıkmam ya da yardım istemem.”
Göz deviren adam kızın dibine kadar girip telefonu çevik bir hareketle aldı ve bakmaya başladı.
“Ver şunu, ne yaptığını sanıyorsun sen ya.”
“Kes sesini.”
“Bana bak artık çok olmaya başladın bırak telefonumu.”
Demir o ara mesajları gördü ve okumaya başladı. Kaşları an be an çatılırken göz bebekleri sertleşmişti.
“Bunlar da ne? Kim yolladı?”
“Önemli değil. Ben hallederim.”
“Sen halledersin. Nasıl halledeceksin acaba çok merak ediyorum zorla bir yerlere götürülüp evlendirilirken dayak yiyerek mi?”
Sert ve acımasız konuşmuştu ama genç kızın anlaması gerekiyordu. Sorun olursa bilmeleri şarttı. Ayrıca katakulli ile evlendirilme nedenleri de koruma amaçlıydı. O zaman yapılanın hakkı verilmeliydi.
“Sen tam bir öküzsün biliyorsun değil mi?”
“Beni bırak da bu kim onu söyle.”
“Bilmiyorum.”
“Ne demek bilmiyorum? Adam sana neler yazmış haberin var değil mi?”
“Var.”
“Eeee.”
Gonca sessiz kaldı. Demir sinirle solurken en çok da telefonu alıp dışarı çıkarken “Nereye gidiyorsun ya annemi aramam lazım” dediğinde oflayan adam sıkkın bir şekilde telefonu uzattı ve alan kız hemen evin telefonunu aradı. Kızlardan biri açıp annesine ulaşınca biraz olsun rahatladı ev yanına genç adam olsa da dikkat etmesini tembihledi. Sonrasında telefonu adam geri alıp içeri gittiğinde Bayram ve Olcay neler olduğunu sordu.
Gün geceye dönerken üçlü gelen mesajların kaynağını kızın telefonuna bağlanarak bulmaya çalışıyordu. Gonca diken üzerindeydi. Odasına çıkıp çalışmaya başladığında kafası düşünmekten bir şey almıyordu. Anlaşılan yarın yeniden jandarmaya gidecekti çünkü onların elinde olan dosyanın konusuydu gelen mesajlar. Anlaşılan amcaları içeriden de rahat durmuyordu. Alnını ovarken sıkkın bir soluk alıp verdi. Daralmıştı. Kalkıp odaya geçti ve camı açıp soluk almaya çalıştı ama yetmiyordu.
Göğsü daralıyordu. Aslında farkında değildi ama panik atak geçiriyordu. Elleri titrerken odadan çıkabildi. İnce koridoru geçip merdivenleri inerken göğsü daha da daraldı. Son basamağı inerken bacakları birbirine dolanırken yere kapaklanıyordu ki o sırada çay almaya mutfağa gidecek olan Demir onu son anda tuttu.
“Hop, ne oluyor ya?”
Gonca onu tutanın Demir olduğunu görse de kendini kurtaramıyordu. Dudakları aralandığında “Nefes alamıyorum” diyebildi. Kaşları çatılan adam kızı daha sıkı tutarken “Safir, Aysun!” diye evin içinde kükredi. Kızlar odalarına çıkmıştı ama sesle hemen çıktıklarında merdivenin dibinde abilerini ve yengelerini gördüler. Koşarak geldiklerinde diğerleri de başlarına toplanmıştı.
“Nefes alamıyorum diyor. Az daha düşmüştü. Neler oluyor?”
Safir hemen nabzını kontrol etti. Aysun ise göz bebeklerine bakarken anlamaya çalışıyordu. Titreyen ellerini tutan Safir “Panik atak geçiriyor” dediğinde Gonca daha fazla gözlerini açık tutamadı. Kocasının kollarına yığılıp kaldığında herkes bir an panik oldu. Demir bile sertçe yutkunmadan edemedi.
Evden hızlıca çıktığında yanında Safir ve Aysun vardı. Olcay direksiyona geçerken kızı arka koltukta ikizlerin kucağına uzatmışlardı. Acile geldiklerinde hemen ilgilenilen Gonca sakinleştirici ile sabaha kadar kolunda serum uyuduğunda Demir kardeşlerini Olcay’la eve yolladı. Sağa sola yürüdü, sedyenin yanındaki koltukta oturdu. Karısı uyudu o seyretti.
Neden böyle olduğunu anlayabiliyordu. Kaşları ara ara bunu düşünüp çatılırken kaşları hafif çatık biçimde uyuyor olmasını yaşadığı huzursuzluğa yoruyordu. Bu işi çözmesi lazımdı. Kimse zorla da olsa nikahına girmiş bir kadına o tür mesajlar atamazdı.
Hemşire gelip biten serumu değiştirdiğinde genç kızın ateşini de kontrol etti. Kaşları çatılırken yeniden ölçtü. Demir, “Bir sorun mu var hemşire hanım?” diyerek sorduğunda “Ateşi yükselmiş” diyen kadın perdeyi araladı ve “Doktoru çağırın” dedi.
Genç adam istemsiz endişelenmişti. Doktor gelip kontrol ettiğinde ise hemen kan tahlili istedi. İlaç alerjisi konusu üzerinde durulurken gözlerini hafiften aralayan genç kız “Ne oldu bana?” diye mırıldandı.
Sonuç, öğleye kadar hastanede kaldılar. Ateşi düşürülen Gonca ilaç alerjisinden dolayı sorun yaşamıştı. Olcay onları almaya geldiğinde arkaya oturan kız yorgundu. Genç adam dikiz aynasından kıza bakıp sordu.
“Geçmiş olsun yenge nasılsın?”
“İyiyim Olcay abi teşekkür ederim.”
Gonca başka konuşmadı. Demir ise Olcay’la iş konusunda konuştu. Eve vardıklarında Şenay ile Remziye Hanım onları kapıda karşıladı. Kıza sarılan kadınlar geçmiş olsun dileklerini söylerken Mustafa Bey “Kızı sıkıştırmayın çıksın dinlensin.” Değince ona minnetle bakan Gonca odaya çıktı. Giyinme odasına girip uzun pufun üzerine yastık ve örtü bıraktığında ebeveyn banyosuna girip işlerini halletti. Çıktığında yatağın kıyısına oturmuş Demir onu bekliyordu.
Soluğunu bırakan kız giyinme odasına doğru gidiyordu ki “Orada rahat edemezsin. Burada uyu istersen” diyen adamla duraksadı.
“Yok kalsın. Seni rahatsız etmeyeyim. Ayrıca hastanede başımda beklediğin için teşekkür ederim. Senden beklenmeyen hareketlerdi. Zamanını aldım kusura bakma bir daha olmaz.”
“Gonca saçmalama.”
“Tamam.”
“Ya kızım, katır gibi inatçısın biliyorsun değil mi?”
“Yok estağfurullah. O senin katırlığın. Eline su dökemem.”
“Pabuç kadar dilinle susma aman sakın susma ki kadı günah yazmasın.”
“Benim laflarımla bana gelme komutan özgün ol biraz.”
“Baş belası.”
“Bin mukabele efendim.”
Göz devirip odaya giren kız pufun üzerine uzandı ve kıvrılıp gözlerini kapadı. Demir dişlerini sıkıp “Kindar katır” diye homurdanırken kendi de yorgundu. Aslında bedenen alışıktı ama yine de biraz dinlense iyi olurdu. Bayram ile Olcay sonuçta hala çalışıyordu. Bir şey bulurlarsa haber ederlerdi.
Yatağa uzanıp gözlerini kapayan adam uykuya dalmayı bekledi. Lakin yarım saat gibi bir süre sonunda gözlerini açtığında “Yemin ederim kindar katır vicdan azabı gibi oturdu baş köşeye. Dili boyundan büyük. Gururlu yer elması.” Diyerek dakikalarca homurdandı. Kalkıp giyinme odasına girdiğinde kızı pufun kıyısında yere düşecek gibi olan bir pozisyonda buldu. Ufak tefekti sığardı ama anlaşılan rahat edememişti.
Yorgunluktan öyle derin uyuyordu ki ne yanına kadar gelen adamı ne de kucağına alıp büyü yatağa götürmesini anlayamadı genç kız ve esneyip ondan uzağa uzanan Demir de gözlerini kapadı.
Uykunun en güzel yerinde sırtına yediği darbe ile yere düştüğünde “Siktir lan ne oluyor” diyerek ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yerdeydi ve kıçı fena acıyordu. Gözlerini ovup nerede olduğunu fark ettiğinde Gonca’nın ayağı yatağın kıyısından görünüyordu. Kafayı kaldırıp baktığında kendinden geçmiş halde uyuyan kızla “Ruh hastası katır” deyip kalktı. Kalçasını ovarken kızın bacağını tutup kendi tarafına itti.
Yeniden uzandığında ağzının içinden homurdanarak uykuya geri döndü. Akşam üstü Demir sarıldığı yastığı biraz daha sıktı kollarında ama sert gelmişti. Kaşlarını hafif çatarken bacağını yorganın üzerine attı ama serin olması gereken kumaş sıcaktı. Genzine dolan çiçeksi koku da hoşuna gitmişti. Anlaşılan annesi yumuşatıcıyı değiştirmişti ki farklı bir koku ciğerlerine bayram havası yaşatıyordu. Başını eğip yüzünü yastığa gömecekti ki saç telleri burnunu gıdıkladı.
Gözlerini araladığında beklediği şey yorgana ve yastığa sarılmaktı ama Gonca kollarındaydı ve kıza resmen ahtapot gibi sarılmıştı. Onun da kımıldayamadıkça uyku içinde homurdanmasından uyanmasının yakın olduğunu anlıyordu. Daha ne olduğunu tam anlayamadan gözlerini aralayan Gonca başını hafif yukarı kaldırdığında adamla burun buruna geldi. Gözleri an be an daha da iri açılırken “Hay seni çekip çıkaran ebeyi” dediğinde Demir de büyümüş gözlerle ona bakıyordu. Anlaşılan küçük bir aksiyon daha yaşanacaktı.