DEMİR - 14

1504 Words
Gonca nefesini sakin tutamazken dişlerini sıkıp “Üç saniye içinde bana sarılan uzuvlarını çekip yataktan çıkmazsan mahalleyi başımıza toplarım gram da utanmam komutan.” Dediği an kaşlarını çatan adam “Aman o çarlak sesini duyurma bana” değip kollarını ve bacaklarını çekti. Ayağa kalktığın da kız da yataktan çıkmıştı. “Ben nasıl geldim buraya?” “Ben getirdim.” “Sebep?” “Canım istedi.” “O canın fazla şeyler istiyor besbelli ama dua etsin de okumuyorum selasını.” “Ne diyorsun kızım car car car daha ayılamadım beynimi kemirme tahta kurusu gibi.” Gonca hafiften esneyip saç diplerini kaşırken “Tahta kurusu mu?” diye homurdandı. “He tahta kurusu. Onlar tahtayı sen beynimi kemiriyorsun. Sus bir sus. Motorun soğusun kızım ya ne bu böyle.” Genç kız sakin kalmak adına gözlerini kapayıp açarken “Sabır. Çok sabır.” Derken banyoya doğru yürümeye başladı. “Nereye?” “Kenefe. Sende gelecek misin?” “O ne demek lan?” Burnundan soluyan kız başını yukarı kaldırıp “Hayır tövbe haşa öyle de denmez ama yaratıyorsun niye takip etmiyorsun. Sonra geliyor bana musallat oluyor” dedikten sonra Demir’e dönüp “Tuvalete. Lavaboya. En kaba tabirle sıçmağa. Anladın mı?” deyip arkasını döndü. Demir istemsiz dudağının ucunu yukarı kıvırırken kızı kızdırmak adına “Sen bir geri dur. Önce ben işimi halledeceğim. Sonuçta kocanım ve tuvalet sırası benim.” Dedi. Kapının kolunu tutan kız adama döndüğünde alnında gözü çıkmış gibi bakıyordu. Demir gelip onu kıçı ile kenara iterek kendine yol açtığında “Çekil ve çırpı bacaklı” derken içeri girdi ve kapıyı kapadı. Uyku mahmurluğunu üzerinden atan kız ise kapıya bir kez vurup “Gerizekalı madem çırpı bacağım beni ne halet etmeye yatağına taşıdın. Yetmesi ağacına sarılmış tembel hayvan gibi sarıldın. Ruh hastası.” Diye bağırdı. İçeriden “Yav he he” diyen adam işini hallediyordu. İyice sıkışan kız odadan çıkıp Safir’in odasına girdiğinde ders çalıştığını gördü. “Gonca?” “Şey, abin lavaboyu rehin aldı da seninkini kullanabilir miyim?” Kıkırdayan kız “Tabi kullan” deyip kucağındaki Mıstığın başını okşuyordu. Genç kız işini halledip çıktığında teşekkür etti. Mıstığı o da biraz sevip geri odasına girdiğinde Demir görünür de yoktu. Hala banyoda olabileceğini düşündüğü için pat diye giyinme odasına dalmıştı ki siyah bakrısı ile dikilen adamla karşı karşıya geldi. Kısa bir an adamı süzen kız ellerini gözüne kapayıp arkasını dönerken “Ya sen aklını mı kaçırdın? Ne demeye çıplak duruyorsun giyinsene!” diye bağırdı. “Pişt tahta kurusu ben zaten giyiniyorum. İçeri dalan sensin.” “Neden acaba? Burada çalıştığım için olmasın.” “Benim sorunum değil.” “Off. Yemin ediyorum seni pataklarım adam elimden kimse alamaz. Giyin ve çık hadi. Bir dahakine de banyoda giyin.” “Oldu karıcım başka derdin var mı? Varsa arzuhalciye yazdır dilekçe olarak bana ulaştırsın.” “Öküz.” “Katır.” “Ruh hastası.” “Manyak.” “Deve.” “Tahta kurusu.” Sinirinden oflayan kız “Bitmedi mi daha ya. Sanki düğüne gidiyor. Çabuk ol.” Derken hemen kulağının dibinde hissettiği nefesle irkildi. “Ne o kaslarımı görünce kendine hâkim olamamaktan mı korktun?” “Yok, güzelim irislerimi görüntü kirliliğinden korumaya çalışıyorum.” Demir geri çekilirken tişörtünün eteklerini düzeltti. “Yuh be kızım, bu kasları görünce bayılan hatunlar var nesi görüntü kirliliği. Çarpılırsın çarpılır.” Alayla gülen kız “Ya dimi var öyle her kütükten kitap olur diye düşünen kızlar. Şükür ben kendini bilen bir kızım da ağaç kabuğuna tav olmuyorum.” Dediğinde adama dönüp yanından geçti. Kendine kıyafet havlu alırken kollarını göğsünde kavuşturmuş adam “Sendeki bu öz güvene hayran kalmamak mümkün değil. Çırpı bacaklarınla ve şu sıfatınla beni beğenmiyorsun ya yarın ilk iş seni göz doktoruna götürmem lazım. Kesin ya miyopsun ya da astigmatın var.” Dedi. Ona dönen kız gözlerini kısıp adama baktı. Sonra açtı ve başını bir sağ omuzuna bir sol omuzuna yatırdı. Ardından omuz silkip “Hayır nereden bakarsam bakayım değişmiyor. Boşa demiyorlar katranı kaynatırsan olur mu şeker cinsini bellediğim cinsine çeker diye. Boşa deve demiyorum. Var bir tanışıklık belli ki.” Derken kıkırdadı. Kaşları çatılan adam ellerini göğsünden çözerken “Bacak kadar boyunla fazla iddialısın katır hanım. Devenin işlevi de yararı da belli. Götü yere yakın değil en azından eşek gibi.” Dedi. Yanından geçen kız yeniden omuz silti. “Evet deve yararlı ve heybetli bir hayvan adam peşinden gittiği bir eşek. Bence fazla söze hacet yok. Ha bu arada bir daha aynı şekilde uyanırsak sıkıntı çıkar haberin olsun. Şimdi odadan çık ben aşağıya inene kadar da yukarı çıkma. Duşa gireceğim.” Gözden kaybolan kızla sinir kat sayıları yükselmiş Demir homurdanıyordu. “Dilli düdük abi. İnsan bir susar altta kalır değil mi? Yok, illa hep bir üstünü söyleyecek. Cır cır cır cırcır böceği gibi ötüp duracak. Annemin hanım hanımcık dediği kıza bak. Otur kamyoncular derneğinde kuru fasulye ye bunla.” Onlar odada atışıp dururken sosyal medya da resim paylaşan Aysun onu takip eden Olcay’ın görmesini bekliyordu. Bir sürü yorum gelmiş erkekler güzelliğini övdükçe övmüştü. Sonunda hikayesine bakanlar arasında Olcay da yerini alınca dudağının ucu kıvrıldı. Kucağındaki Gürbüz’ün yanaklarını sıkıp başını öperken dersine geri döndü. Madem görmezden geliniyordu. O da gözüne gözüne sokardı kendini. Çok değil yarım saat sonra gönderisine bakmak istediğinde fazla şikayet aldığı için fotoğrafı kaldırılmış sosyal medya kısıtlama koymuştu. Şaşkında ekrana bakarken “Ne oluyor ya? Resim de ne vardı ki şikayet aldı. Delirdin mi uygulama” deyip söylendi. Odasından çıkıp kardeşinin yanına girdiğinde onun da telefonla konuştuğunu gördü. “Ay, Safir uygulama kafayı yedi.” “Dur tahmin edeyim. En fazla like ve yorum alan resmin kaldırıldı uygulama kısıtlama getirdi.” “Nereden bildin?” İkizinin burnunun önüne kendi ekranını çeviren kız aynı şeyin başına geldiğini göstermeye çalıştı. “İyi ama neden? Yani şikayet alacak kadar fenomen değiliz ki? Acaba hastaneden birileri mi?” “Bilmiyorum Aysun. Ben şu seni okulda zorbalayan kızı tuvalette sıkıştırmandan dolayı olmuştur diye düşünüyordum.” “Bence senin laf soktuğun pick me var ya o da olabilir.” Aslında ikisi de değildi. Bayram ekrana bakarken dudağının ucunu kıvırdı. Olcay ise alenen sırıtıp “İşte bu kadar. Şimdi yazsın o siktiğimin lavukları da göreyim.” Derken başka bir resim dikkatini çekti. “Lan bunu ne zaman atmış bu kız.” Homurdanıp ellerini klavye üzerinde dolandırırken Demir onları çalışıyor diye biliyordu ama aslında ikizlerin sosyal medya hesaplarında dolanıyor çok güzel çıktıkları resimleri sistemsel toplu şikayet gibi göstererek kaldırtıyor ve kısıtlama gelmesini sağlıyordu. Kucaklarında kedileri ile inen ikili kendilerini koltuğa attıklarında oflayıp duruyorlardı. Mıstık ile Gürbüz ile gözlerini Olcay’la Bayram’a dikmiş bakıyordu. Olcay kedi ile göz göze geldiğinde bakışlarını kaçırdı. Bayram ise hiç o yöne bakıyordu. Olcay dayanamayınca “Ya kızım şunları odada mı bıraksaydınız?” diye konuştu. Aysun kaşlarını çatıp “Ne alaka? Neden odada kalıyorlar?” deyip cevap bekledi. Soluğunu bırakan adam ise ciddi bir şekilde bakan kediden istemsiz çekiniyordu. Dağlarda terörist kovalayıp avlayan götünün kıyısında bomba patlasa osurdum herhalde diyen kulağının yanından geçen mermileri saymayı bırakan adamlar kedinden çekiniyordu. “Ya kızım nedeni mi var? Baksana tiplerine. Yemin ediyorum orduya versen ciddiyette komutanlarla yarışır kazanır üstüne süründürür. Hayır yani buna gel pisi pisi de denmez ki. En fazla abi müsaitsen gelip bir sevebilir miyim falan denir. Ya da sen geç paşa ben mamanı ısıtır getiririm deyip önünde eğilir falan yani. Maşallah siz de iyi bakmışsınız ben görmeyeli resmen boy atmışlar.” Aysun gülerken “Onun tipi öyle ama çok uysal sakin bir kedi. Sen bir de tekir cinsini gör. Ayak üstü neler yapar sana. Ama benim Gürbüz’üm öyle mi? Bir kere saldırdığına şahit olmadım. Minnoş kelebeğim benim.” Deyip kediyi kaldırdı ve başını öptü. Bayram ise “Valla ben Mıstık’ın gözlerine bakınca zihnimi okuyor gibi hissediyorum. Sanırsın cinayet işledim de o da sorgu polisi. Değişik bir hayvan la bu.” Dedi. O sıra Mıstık kızın kucağından kalkıp Bayram’ın ayaklarının dibine geçince adamın gerginliği had safhadaydı. İşte insan bir evin içinde birbirine sevdalı ama aynı zaman da kaçar olunca bir kedinin sırnaşması bile küçük hayaller kurduruyordu. *** Giyinme odasından çıkan genç kız saçlarını omuzunun üzerinden geri attı. Başına taktığı tacını düzeltirken gülümsüyordu. Demir ise kızı baştan ayağa süzdü. Tek kaşı kalkarken sordu. “Sen nereye gittiğini sanıyorsun? Hem de bu beyaz elbiseyle.” “Pikniğe. Şenay Annem davet etti. Beni arkadaşları ile tanıştıracak.” Ona siz de geliyorsunuz demedi tabi çünkü birkaç gündür katır tahta kusuru katır gibi lakaplarla laf sokuyor insanı sinir ediyordu. İşittiği şeyle tek kaşı kalkan Demir Toygar ise kızın üzerine doğru bir adım daha attı. “Şu mühendis, mimar, avukat oğulları olanlar mı?” Gonca sevimlice sırıtıp başını salladı. Ah ah şeytanı azaba atmak ne de hoşuna gidiyordu. “Hıhı. Onlar. Ne oldu ki?” Demir ağzının içinden “Ne olmadı ki?” dese de bunu belli etmedi. Kız ise “Sorgun bittiyse aşağıya inmem lazım.” Deyip üzerine yarım hırkalarından birini aldı. Ayağındaki spor ayakkabısı da beyazdı ve başına taktığı fuşya rengi taç, boynundaki renkli doğal taş kolyesi onu bebek gibi göstermişti. Kız çıkıp giderken arkasından “Çırpı bacak” diye söylense de o da peşinden gitti. Anlaşıla resmi nikah ve düğün de yakındı. Çünkü Demir babasının da akıl vermesi ile evlenme izni için başvuru yapmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD